Kazanmak zorunda olan ve beraberliğe razı olan iki takımın maçını izledik dün akşam. Aradaki 7 puan farkı şüphesiz Beşiktaş’ın üzerindeki baskıyı artırıyordu ama Mustafa Hoca yine tecrübesini konuşturarak takımı bu maça zihinsel olarak çok iyi hazırladı. Hafta içinde ne basına yansıyan iddialı bir demeç ne de başta Kazım Kazım olmak üzere Fenerbahçe odaklı medyadan gelen tahriklere bir cevap geldi Beşiktaş cephesinden. Takım üzerindeki bu sakinlik ve kontrol maça da yansıdı ki bu tam da Beşiktaş’ın ihtiyacı olandı. Fenerbahçe’nin oynayacağı her derbi maçı öncesi olduğu gibi medya sistemli bir şekilde ortalığı karıştıracak haberler yayıyor, önce Alex’in maça yetişemeyeceği sonra da Lugano’nun oynamayacağı şeklindeki dedikodularla Mustafa Denizli’nin aklı karıştırılmaya çalışılıyordu. Ancak Mustafa Hoca ne bu söylentilere ne de Daum’un hafta içinde yaptığı 1 puan bize yeter açıklamalarına kulak astı ve takımını sahaya yine bildiği gibi çıkarttı.Denizli bu seneki tüm önemli maçlarda yaptığı gibi yine defansif bir kadro çıkarttı ve yine yanına en az 3 as oyuncusunu oturtarak sonradan oyunun kaderine müdahale etmeyi düşündü. Dün akşam bu piyango Tello, Tabata ve Nobre’ye vurmuştu. Daum ise Güiza’nın sakatlığından dolayı ileride Kazım’a şans veriyor, savunmada ise yorgun olan Lugano’yu oynatarak bir nevi risk alıyordu. Fenerbahçe’nin geri kalan dizilişinde herhangi bir süpriz göze çarpmıyordu. Bu noktada Daum’a tek eleştirim Kazım’ı tek forvet olarak arkasında Alex ile sahaya sürmesi. Bildiğim kadarıyla Semih’in herhangi bir sakatlığı yok, zaten sonradan oyuna da girdi. Ağır Galatasaray savunması karşısında forvette başarılı olan Kazım’ın Ferrari – Sivok ikilisi karşısında zorlanacağı açıktı, bu yüzden ilk tercih Semih olmalıydı.
Beşiktaş maça hızlı başladı, üst üste ataklar geldi ancak gol gelemedi. Serdar Özkan belki de 15.dakikada yakaladığı o bomboş pozisyonu atsa maç daha farklı bir şekil alabilirdi. Daha sonra oyun beklendiği gibi dengelendi. Fink’in hem Alex’le birebir oynayıp hem hücumda varlık göstermesi Beşiktaş için çok büyük bir artıydı. Ernst’in de aynı şekilde Emre’ye sistemli bir baskı uygulaması hem Emre’yi demoralize etti hem de Fenerbahçe’nin ataklarını başlamadan bitirdi. Bu noktada Fenerbahçe’nin girdiği pozisyonlara dikkat edersek hepsinin Fink’in Alex’i bir anlık kaçırması ve arka kademesinde kimsenin olmamasından kaynaklandığını görüyoruz. Beşiktaş savunması nasıl olsa Alex’i tutmak Fink’in işi diye düşünmüş olacak ki Alex ilk yarıda birkaç pozisyonda Fink’ten sıyrıldığında karşısında kimseyi bulmadı ve rahat bir şekilde pozisyona girdi. Tabii bu noktada ilk yarının sonunda Alex’in direkten dönen frikiğinin de maçın kaderini etkilediğini es geçmemek lazım.
Mustafa Hoca devre arasında ilk hamlesini yapıyor ve Tello’yu Serdar Özkan’ın yerine koyarak Beşiktaş’ın pas trafiğini biraz daha hızlandırmayı hedefliyordu. İkinci yarı da tıpkı ilk yarı gibi karşılıklı ataklarla tempolu bir şekilde başladı. Ancak ilk yarıdan farklı olarak bu kez Beşiktaş golle buluştu. İbrahim Üzülmez’in baştan sona harika bir mücadele gösterdiği maçta sağ ayağıyla asist yapması ve Fink’in de sanki bunca yıllık kariyeri boyunca bu asisti bekliyormuşcasına topa vurması futbol adına ayrı bir güzellikti. Bu andan sonra Emre’nin sakatlığı ve üstüne Daum’un yanlış bir tercihle Vederson’u oyuna sürüp Dos Santos’u önliberoya kaydırması Fenerbahçe için zaten iyi gitmeyen işleri iyice zora soktu. Golden sonra Fenerbahçe ne olduğu anlamadan Bobo sahneye çıkarak maçı kopardı. Bu pozisyonda Lugano’nun ağır kalması ve hiçbir müdahalade bulunamaması da açık bir şekilde yorgunluğundan kaynaklanıyordu. 2.golde her ne kadar asist Tello’nun olsa da pozisyonu yine ceza sahasına kadar getiren isim İbrahim Üzülmez’di. 2-0’dan sonra Mustafa Hoca beklenildiği gibi Yusuf-Uğur İnceman değişikliğini yapıyor ve bu değişiklik Kazım’ın kırmızı kartına kadar takımı defansif bir anlayışa büründürüyordu. Ancak Daum’un Semih ve Özer hamleleri Fenerbahçe’nin hücumdaki pozisyon bulma zorluğuna çare olamıyor üstüne üstlük Kazım’ın gereksiz bir kırmızı kart görmesiyle maç Fenerbahçe için erken bitiyordu. Kazım’a bir paragraf açmakta yarar var. Henüz ne Fenerbahçe ne de Türk futbolunda hiçbir noktada olmamasına rağmen bu kadar havalara girip bu kadar disiplinsiz davranışlar sergilemesine hiçkimse kredi gösteremez. Bu kafayla Kazım 1-2 sene içerisinde kendisini ya İngiltere 2.liginde ya da Sivas veya Kayseri’de bulur. Beşiktaş’ta bir Nouma, bir İlhan Mansız’da ara ara böyle kartlar görür ancak kredileri olduğundan sineye çekilirdi. Kazım’ın bu şekilde bir kredisi yok. Onun Nouma veya İlhan seviyesine gelmesi için daha çok ekmek yemesi gerekir.

Bu dakikadan sonra oyun beklenildiği gibi gidiyor Beşiktaş kontra ataklarla pozisyonlar buluyor ve Mustafa Hoca’nın jokeri Uğur’un açık bir şekilde ofsayttan attığı golle farkı 3’e çıkarıyordu. Bu golde de asist gecenin yıldızı İbrahim’in hanesine yazılıyordu. İbrahim çok ilginç bir futbolcu kariyerinde bazen böyle uçlara çıktığı maçlar oluyor. Bir 3-0lık Barcelona ve Sami Yen’de sağ ayakla attığı golle Beşiktaş’a galibiyeti getirdiği Galatasaray maçları var mesela aklıma gelen. Dünkü maçta bunlardan biriydi. Kaptan kendisinde hala iş olduğunu gösterdi ve Beşiktaş tarihinin yaşayan efsanelerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Sonuç olarak dün akşam kazanmak zorunda olan taraf kazandı. Fenerbahçe ise hem 3 puanı, hem Emre’yi hem de Kazım’ı kaybetti. Maçtan sonra gazetelere yansıyan başlıklar ise takımın en ufak bir terslikte karışmaya ne kadar müsait olduğunu gösterdi. Fenerbahçe sezon başından beri Alex’in inanılmaz performansı sayesinde iyi kötü kazanarak ilerliyordu. Ancak bu maç gösterdi ki hem oyuncular hem de taraftarlar puan farkına rağmen bir şeylerin ters gittiğinin farkındaymış. Fenerbahçe gerekli dersleri çıkarırsa bu maç onlar için iyi bir uyarı olur, aksi takdirde alınacak bir kötü sonucun ardından gerisi çorap söküğü gibi gelebilir. Beşiktaş için bu skor 3 puandan daha fazlası. Takım adeta üzerindeki ölü toprağını attı, hem İnönü’de Fenerbahçe’ye karşı olan şansızlığını kırdı hem de geçen seneden sonra belki de ilk kez kişilikli bir futbol oynayarak adeta “ Nerede kalmıştık ? “ dedi. Bu skor hiç kuşkusuz Beşiktaş’ı tekrar yarışın içine soktu ancak bu galibiyetin önemini yitirmemesi için kalan 4 maçın en az 1 beraberlik kredisi ile kayıpsız geçilmesi gerekir, aksi takdirde puan farkı yeniden açılırsa bu galibiyet sadece hoş bir anı olarak tarihteki yerini alır.
























