13 Mart 2011 Pazar

Ankaragücü 3-2 Galatasaray


Hafta içi takımın teknik sorunları ile ilgili bir yazı yazacağım, yolunu yapıyorum uzun süredir. Ancak, hedefin kalmadığı sezonda, kaybedilen hiçbir maçı beni bugün oynanan maç kadar üzmedi. Sahada olan biteni anlamlandırmakta uzun süredir sıkıntı çekiyorum. Bir takımın maç içerisinde şoklar yaşaması normaldir ama bunun süresi ile ilgilenmek gerekli. Bu süreler uzuyorsa ortada ciddi bir sıkıntı var demektir. Galatasaray'ın bu saçma psikozu Skibbe döneminden bu tarafa var. Gol yiyen takım bir anda ikincisini yemek için kendini hazırlıyor. Bu, güvensizlikten kaynaklandığı gibi, bir akıl eksikliğinin de göstergesi. Sahada bu durumu düzeltecek olan takım birlikteliğidir ki, Galatasaray'ın 3 senedir kaybettiği budur. Takım değil ve olamıyor Galatasaray. Camianın 3 yıllık hali, yönetim, taraftar, futbolcular tamamı yavaş yavaş kutuplaşırken, sonun bu olacağını görmek pek uzak değildi. Ancak takımdaki belli başlı isimler, gelenekler, Galatasaray ismi etrafında bu olan bitenin bir şekilde çözülebileceği görüşü hakimdi. İşin asıl ürkütücü tarafı, Galatasaray bu problemlerin hiçbirini çözemediği gibi, bu değerlerin tamamının içini boşaltmayı başardı el birliği ile. Olayı bir tabela sonucundan öteye götürdü. Endüstrileşen futbolda taraftarlığını paralı askerliğe değişen hak sahipleri, kendilerini bu kulübün sahibi ilan ederken, en kötü gününde takımına tekme atmaktan geri kalmadı. Kongre ve Galatasaray Divanı benim kolumun yetişeceği yerler değil. Ama Galatasaray'ın 5000 kişiye oynaması, bütün düşünecek olursak, içine düştüğü durum bir futbol geleneğinin çöküşüdür. Ve acı olan şu ki, Galatasaray yakın gelecekte bu durumu tersine çevirebilecek durumda değil...

Maçı konuşalım. Antep maçı sonrası Hagi, geldiğinden beri ısrarcı olduğu 4-3-3'ü bir kenara bırakıp Karabük maçıyla beraber 4-4-1-1'i denemeye başladı. Takımın hem defansif anlamda, hem hücum anlamında nispeten dengeye geldiğini söylemek mümkün. Hafta içi yapacağımız analizde takımın bıraktığı veya kullanamadığı çok geniş alanları son 2 maçtır nispeten azalttığını maçlardan bazı karelerle göstereceğiz. Oldukça sakin ve yerleşerek hücum eden, arkası sağlam dengeli bir takım peşinde olduğunu söylemek mümkün. İBB(ilk 60 dakika), Gaziantep, Karabükspor ve bu maçında ilk 50 dakikasında rakibi kalesine neredeyse getirmeyen Galatasaray'ın maç içerisinde çizdiği eğride ciddi bir sıkıntı var. Anlamsız şekilde maçtan kopmalar yaşanıyor ve rakip her seferinde es geçmeden cezayı kesiyor. Psikolojik olarak bitik takımın geri dönüşü de mümkün olmuyor haliyle.

Savunmada taşların yerine oturması ile birlikte iki maçtır rakip yarı alanda daha fazla oynuyor Galatasaray. Oyuncular arası mesafe ve saha içi hareketsizliğe rağmen dönem dönem rakip sahada uzun süreler topu tutuyor. Oyunun orta sahaya kadar iten takımın hücum anlamındaki en büyük sıkıntısı topu çizgiye indirememek. Yavaş oynanan oyun dolayısıyla sürekli yerleşik savunmalara hücum eden takımın kilit top atacak oyuncusu da yokken, kenarlardan sıfırı zorlamayışı büyük hata. Yine de mümkün olduğunca karşı yarı alanda kalma fikri yavaş yavaş oluşmakta. İlk yarının büyük bölümünde topa sahip olma ve kaybettiği toplarda ikinci top için hamle yapma gayretinde olan takımın saha içi zekası en yüksek oyuncusu Kewell üzerinden gelişen atakta kenardan gelip golü bulması da pek acayip değildi. Bu devrede Sestak'ın bir vuruşu dışında pozisyon vermedi Galatasaray.

İkinci yarıda takımın hem saha içerisinde hem de saha kenarında yaşadığı mental çöküş akıl alır gibi değil. Lucas Neill 6 dakika içerisinde 3 çok basit top kaybı yaptı ki, bilhassa en sonuncusunu, onun tecrübesinde bir oyuncuyu göz önüne alacak olursak, yorumlayacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Kornerden yenen golün oldukça basit bir öndirek organizasyonu olmasından ziyade, rakip oyuncunun topa kolayca kafa vurması, arka direkte Sestak'a eskortluk yapılması göz ardı edilebilecek hatalar; her takım böyle goller yiyor. Bu gol sonrası tekrar iki takım da kontrol oyununa dönmüşken, yine bir hızlı çıkış, Aydın'ın direkten dönen ekstra vuruşu, Pino'dan jeneriklik gol. Açıkçası sürekli olarak kolay goller yiyen ve psikolojik çöküş yaşayan bir takımı daha fazla motive edecek bir gol olmaz. Ama olmadı yine. Saha içindeki doğru işleri bu sefer baştan beri savunduğumuz Hagi baltaladı.

Öncelikle 80'e kadar oyunun oldukça dengeli ve normal bir deplasman oyunu seyrinde geldiğini söylemek lazım. Ancak bu dakikadan sonra rakibin yükleneceği açıkken iki şok karar geldi kenardan. Top hiç ileride kalmazken beklediğim Aydın-Kazım değişikliği gelmedi. Barış değişikliği bir orta saha hamlesiydi ve kabul edilebilirdi; ancak Galatasaray sağ kenarı delinmişken Aydın'ın 90 dakikayı tamamlaması üzerine ciddi düşünmek lazım. Asıl değişiklik ise, zaten sezonu kapamış, 10 günlük antrenmanla Fenerbahçe derbisinde ne bekleyeceğimizi anlamadığım Arda'nın oyuna girmesiydi. Çağlar'ın çıkışı ile Cana'nın stopere geçişi, tüm defans dengesinin bozulması ve yenilen fiyasko bir üçüncü gol. Bu maçın son 10 dakikasına 20 senelik futbol birikimim gerçekten hiçbir açıklama bulamıyor.

Galatasaray bu sezon çok maçta hiçbir şey oynamadı, çok maçta idare etti ama hakikaten kaybederken canımı bu kadar yakan bir maç oynamadı. Tam 4 maçtır takımda gözle görülür bir düzelme var. Hagi tartışılıyor, tartışıldı, tartışılacak ve gelecek yıl bu takımın başında olmayacak. Hagi'nin 2005'te ne yaptığını görmek istemeyenler bugün de savaş baltalarını çıkardılar; zaten Rijkaard'ın her puan kaybından sonra hazır bekliyorlardı, Hagi geldiğinde de gömmediler. Galatasaray'ın kapasitesi muhakkak ki bundan fazla ama ortam sağlıklı değil. Lig 6 sene öncesine göre daha kuvvetli, takımlar nispeten daha bilinçli, daha istikrarlı; daha acısı Galatasaray güçsüz. Bugün ilk 70 dakikayı iyi oynayan (buradaki iyi oyun kastı mevcut şartların ortaya çıkardığıdır) takımı ortaya çıkaran da Hagi'dir, o fiyasko değişikliklere imza atan da.

Karl-Heinz Feldkamp, Cevat Güler, Michael Skibbe, Bülent Korkmaz, Frank Rijkaard ve Gheorghe Hagi. Galatasaray taraftarı artık şapkasını önüne koyması gereken güruhtur. Bu adamların hepsi mi yanlıştı, hepsi mi kötüydü, yoksa bu takımın problemi başka bir şey mi? Taraftarlık ve müşterilik arasındaki sınırın karşı yakasında artık Galatasaraylılar. Düşene bir tekme vurmaktan asla geri durmuyorlar. 3 senedir durmuyorlar, 3 senedir her eşikte tökezleyen Galatasaray oluyor. İyi analiz edilmeli.

Bu andan sonra Hagi'nin gelecek yılı göremeyecek oluşu benim açımdan en büyük hayal kırıklığıdır; tüm hatalarına rağmen. Galatasaraylılar kışlıklarını kaldırmasınlar. Bu kış birkaç sene sürecek çünkü...

0 yorum:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails