
Galatasaray'da ikinci Hagi dönemi de biterken, içimizdeki burukluğu bir nebze olsun kıran mali genel kurulda alınan erken seçim kararı oldu. Uzun süredir Galatasaray hakkında hemen hiç yazmayışımızın önemli nedenlerinden biri kulübün yönetiliş biçimiydi. Transferin son gününe kadar süren rezaletler, Frank Rijkaard'ın ayrılışı, her kolda yaşanan çatlaklar ve ayrışma mevcut durumun habercisi olsa da, Gheorghe Hagi'nin ayrılma biçimi, hepsinden önemlisi tartışılma biçimi kendi adıma büyük yıkım oldu. Sağlıklı olmayan bir ortamda bir şeyler yapmaya çalışan ve bunda büyük ölçüde başarısız olan Hagi'nin kendi kariyeri açısından belki de son fırsatını bu durumda kullanmış olmasını biraz ona kızarak, biraz da cesaretinden dolayı hayranlık duyarak değerlendiyorum. Eleştirilerin büyük çoğunluğu tabela üzerinden yapılsa da, Hagi'nin benzer bir şekilde gelip son derece iyi iş çıkardığı(içinde bu döneme de sirayet eden birçok yanlışı da barındıran bir dönemdi) 2004-05 sezonu yokmuşçasına davranılmasını kesinlikle kabullenemiyorum. Belki de bu yüzden son güne kadar umudumu korudum ve hatta hala umutluyum ama işler bazen düşündüğümüz gibi gitmez. Mevcut yönetimin gitmesi için Frank Rijkaard'ın kurban edilmesi bana göre yeterliydi ama onlar giderken bu camianın en önemli isimlerinden birinin de başını yemekte sakınca görmedi.
Okuyacağınız değerlendirme bu akşam oynanacak Antalyaspor maçı öncesi, Galatasaray'ın geçen haftalarda saha içinde yaptığı yanlışlarla ilgili olacak. Bu değerlendirmeye başlamadan önce medyada, sosyal mecralarda sıklıkla duyduğum ve son derece gerzekçe bulduğum "yıldız futbolcudan hoca olmaz" lafına değinmek istiyorum. Bu dandik, üçüncü sınıf değerlendirmenin baş kahramanları sıklıkla Pele, Maradona, Zico ve Hagi olmakta. Fakat argümanlarını bu isimlerle destekleyen zeki arkadaşlar Rijkaard'dan, Cruyff'tan, Dalglish'ten, Guardiola'dan(Barcelona'yı babam da şampiyon yapar dimi?) pek bahsetmiyorlar nedense. Teknik Adamlığın futbol becerisinden ziyade bir gözlem becerisi gerektirdiği son yıllarda Benitez, Mourinho, Vilas Boas gibi hocaların yaptıkları ile iyice ayyuka çıksa da, tartışmanın çekildiği kalın çerçeveli "yıldız futbolcu-kötü hoca" başlığının önüne futbol aklı kısa ülkemizde bir türlü geçemiyoruz. Artık bu sığlıktan kurtulmamızı ve bu gerzek tartışmayı geride bırakmayı diliyorum.
Galatasaray Hagi'li haftalara 4-3-3 ile başladı, daha sonra zaman zaman 4-4-1-1 ve 4-2-3-1 oynadı. Kapanış maçı olan Fenerbahçe maçına 4-3-3 ile başlayan takım, maçın ilerleyen bölümlerinde önce 4-4-1-1 daha sonra 4-4-2 oynadı. Bu değerlendirmeye sayılarla girerek hiç hoşlanmadığım bir şeyi yaptığımı belirteyim; ülkede futbol üzerine en çok geyik yapılan konu bu sayılar ve üretilen lafların tamamına yakınının altı son derece boş. Deliler gibi sayı konuşuyor herkes ama oyunu anlamlı kılan biçimdir, diziliş değil. Format size bunu dayatmaz, siz formatı yapınıza uydurursunuz. Oyuncuların saha içindeki rollerinin aslolduğunu anlamak ve artık bu gereksiz sayı kalabalığını bir kenara bırakmak gerekli. Dünya üzerinden bizden çok sayı konuşan yok, buna emin olabilirsiniz. Yeri gelmişken Kalli'nin dediği gibi: "sistemleri sayılardan ibaret zannedenler, gitsinler süpürge satsınlar."
Bu blogun açıldığı tarihten itibaren o kadar fazla "takım boyu", "alanlara yığılma", "alan parselleme" lafı kullandık ki, tekrar tekrar aynı şeyleri yazmak can sıkacağından ara verdim maç yazısı yazmaya. Galatasaray'da 3 senedir devam eden sıkıntılar aynı ve değişmiyor da. Bu sezonu kapamış olsak da yeni bir takımın da kısa sürede çözemeyeceği sorunlar olduğundan, bir dönem daha aynı şeyleri söylemeye devam edeceğiz. Hagi travmatik takımı aldığında düşük olan savunma direncini arttırmaya çalışarak işe girişti. Ancak takım oyunun hiçbir yönünü oynayamıyordu. Sadece savunan organizasyonsuz Galatasaray topu taşıyan oyuncuları da olmayınca sıklıkla yediklerini çıkaramadı devre arasına kadar. Kader kısmet gol atılan maçları da bir şekilde tuttu; Antalyaspor, Konyaspor maçları gibi.
Devre arasında kadroya yapılan takviyeler sonrası ön üçlünün kenarları topu götürebilen Kazım ve Stancu ile ikame edilirken, ortaya da Culio takviyesi yapılarak takımın hatlarını bir şekilde bağlamaya çalıştı Hagi. Sabri'yi ortaya alarak yaratmaya çalıştığı dinamik orta sahada, Lucas Neill'ı da bu bölgeye monte ederek güvenli çıkışı ve top hakimiyetini hedefledi. Çakılı bir defans bloğu ile oynayan Galatasaray'daki birinci hata oyuncuların pozisyonları ile ilgili bu gereksiz hamleydi. Takımın her iki maçı da kaybetmesine rağmen Hagi dönemindeki parlak maçları oyuncuların yerlerinde oynadığı Ankaragücü ve Fenerbahçe maçlarıydı. Hagi'nin çözemediği en büyük sıkıntı ise enine ve boyuna takım genişliği idi. Bu mesafeler hiçbir zaman kısalmadı. Organize takımlar, Galatasaray'ın bıraktığı boş alanları sıklıkla değerlendirdi. Takım kötü alan paylaşımı nedeniyle oldukça etkisiz pres yaparken, bıraktığı alanlar nedeniyle uzun geri koşular yaptı.
Hagi'nin 4-3-3 ısrarı çok uzun sürdü ve başına bu çorabı ördü. Eldeki oyuncu kadrosunun ve takım organizasyonunun yetersizliğini göz ardı edip sistemde ısrarcı olması, 2005'te de gözlemlediğimiz eksik oyun okuma yetisi ile birleştiğinde kazanabileceği maçlardan oldu. 4-4-2 ve türevleri oynaması daha kolay ve güvenli sistemler. Klasik defans dörtlüsünün önüne çapa Cana ve yüksek tempolu Culio, kenarlarda Yekta ve Kazım, uçta Baros ve partneri hem onun 5 sene önce uyguladığı yapıydı, hem de bu takımın oynayabileceğiydi. Maalesef takım sürekli kaybetti, içerideki çatlak ilişki yapısı iyice bozuldu, güvensizlik arttı, olmadık maçlar olmadık şekilde gitti. Bana hangi önermeyle gelinirse gelinsin kaybettiğimiz İBB, Ankaragücü ve Fenerbahçe maçlarını nasıl kaybettiğimizi hala anlayamayacağım. Futbolda yanlışlar yapılır ancak, yanlışlara bu kadar kolay cezalar kesilmez. Sonuçta kaleciyi çıkarıp forvet oyuncusu alınmadı oyuna. Ama olabiliyormuş; bunu deneyimlemek acı verse de, yeni bir şeyler öğretti bize.
Gelelim görüntülü analiz kısmına. Galatasaray'ın 2 senedir bir türlü düzeltemediği sorunlarına Karabükspor, İBB Spor ve Ankaragücü maçlarından not aldığım birkaç pozisyon üzerinden eğilelim.

İlk görüntümüz Karabükspor maçından. Galatasaray'ın hücumdaki haraketsizliğinin ve yerleşme probleminin sonucu olarak boştaki tek oyuncunun sağ bek pozisyonundaki Lucas Neill olduğunu ve rakip yarı alanın ortasında büyük bir alanın kullanılamadığını görüyoruz. Israrla pas verebileceği birilerini arayan Kazım baskı sonrası topu geriye oynuyor.
Yine Karabükspor maçından bir pozisyon. Galatasaray'ın oyunun her iki yönünde de büyük sıkıntıları olduğundan yukarıda bahsetmiştik. Savunmadaki sıkıntıların net örneklerinden biri. Karabüksporlu orta saha oyuncusu aksiyonu tamamlamış ve bulunması gereken yerde. Öte yandan rakip beki karşılamaya çıkan Neill'ın boşalttığı bölgeye kayan Karabüksporlu oyuncuya yaklaşan Gökhan Zan da doğru poziyon almış. 2 soru; ilki bu aksiyona kalkan Karabüksporlu orta saha oyuncusunu takip etmesi gereken Galatasaraylı futbolcular nerede? İkincisi Servet bulunduğu yerde yalnızlık çekmiyor mu?

Blogda en fazla irdelediğimiz konulardan birine geldik. Hareket ve aksiyonların tamamlanışı. Top bir şekilde Kazım'a ulaşmış durumda. Bu atak çabuk çıkılma eğiliminde olduğumuz, ancak yavaş oynayarak sete set hücuma dönüşen bir atak. 3 soru; ilki Kazım'a birinci opsiyon olmasını bekleyeceğimiz bek oyuncumuz Lucas Neill kadrajın neresinde? İkincisi Karabük sol kenarındaki bölge sit alanı mı, neden 3 kişi aynı anda hareketleniyor, daha önce oraya koşu yapmak kimsenin aklına gelmiyor? 6 kişi neden böyle yerleşti? Üçüncü soru; Karabük'ün iki hattının arasında 6 Galatasaraylı oyuncu varken diğer 4 kişi nerede konumlandı?
Bu bir Galatasaray hücumu dönüşü. Stancu'ya atılan fuzuli pas pek tabii ki Karabükspor defans oyuncuları tarafından süpürülüyor. Hücum dönüşü yazmamızın bir sebebi var. Beklenen takımın önde basarak rakibin kolay çıkmasını engellemesi. Peki iki dörtlü blok arasında tek kişiyi bırakarak bütün maç kolayca Galatasaray'ı savunan Karabükspor baskı yiyor mu? Galatasaray'ın hücum bloğu ve savunma bloğunun ortasında kümelenmiş 9 Karabüksporlu oyuncu var. Rakipten topu nasıl alabilirsiniz, bu rakibi nasıl baskı altına alabilirsiniz?
Ankaragücü maçının 16.dakikası. Maçta henüz herhangi bir durum yok şu ana kadar. Galatasaray set hücumuna başlıyor. Top ayağında olan ve baskı yiyen Ayhan Akman'ın iki seçeneği var. Topu ona atan Servet ve sol kenardaki Çağlar. Takımın geri kalanı nerede? Bu genişlikte sağlıklı top çıkarmak mümkün mü? 3 senedir Galatasaray orta sahasına baskı uygulayan her takımın Galatasaray'a problem yaratması bir tesadüf müdür? Siz karar verin.
İBB maçından bir Galatasaray atağı. 8 Bozbaykuş arasında 3 aslan. 8'e 3 goller var, birçok kere izledik ama böyle yerleşemediklerinden hepimiz eminiz sanırım. Soru bir; 3 oyuncu bu kadar kötü yerleşmişken bu ataktan ne olur? Soru iki; Zapata'nın kalede olduğunu biliyoruz(?), kalan 7 Galatasaray oyuncusu nerede? Herkes ocakta yemeği unutmuş sanırım.
İBB Spor maçından bir başka görüntü. Topu kaybeden Galatasaray önde basarak rakibi çıkarmama, şok bir top kazancı ile gole gitme peşinde. Maçı farklı bir gözle seyredip sadece topu takip etmeyince "yapmayın ulan, pres de yapmayın sizin yapacağınız prese" diyorsunuz istemeden. İBB organize bir takımda olması gerektiği gibi geride sıkışmış, boyu kısaltmış ve güvenli bir biçimde sahasından çıkma derdinde. Çıkıyorlar da zaten. Topa sahip olan oyuncunun 3 seçeneği var ki bunlardan iki tanesi son derece rahat poziyonlarda. Sabri ile Culio arasındaki mesafe fazlaca geniş. Top da rahatça çıkıyor. Bu maç ile ilginç bir not vermek gerekirse, tüm bu garipliklere rağmen İBB Galatasaray ceza sahasını 60 dakika göremedi. Zapata'ya soru işareti koymamın sebebi de budur; geldiklerinde gol oldu zira. Bunlar Hagi'ye mal edilecek problemler değil ne yazık ki. Onun da bu saha içi garipliklerde muhakkak payı var ama, Galatasaray 3 senedir bu sıkıntıları yaşıyor. Futbol aklı çok kısa oyuncularla kurulan orta sahalar 3 yıldır Galatasaray'ın sağlıklı bir takım haline gelmesini engelliyor. Biz bu blogda yazmaya başladığımız ilk andan itibaren hep aynı şeyi söyledik; futbol orta sahada kazanılır. Yukarıdaki görüntülerin tamamının ortak yanı orta saha oyuncularının oyun içi yetenek ya da fundamental eksikliklerinden kaynaklanmalarıdır. Alan bulmanın çok zorlaştığı modern futbolda rakip sahada işleri karıştıran da, savunma da işleri kolaylaştıran da orta saha oyuncularıdır. Galatasaray maalesef bağıra bağıra buradayım diyen bu sorunu çözmek yerine, maliyetli hücum oyuncuları almayı, orta sahayı koşmaktan başka bir şey bilmeyen yetenekli ama futbolu bilmeyen oyunculara bıraktı. 2.5 sezon yatan Linderoth'a fazla laf etmemek gerek; Mehmet Topal her seferinde "ondan çok şey öğrendim" diyorsa, 2008'e oynamadan da olsa büyük katkı yapmıştır.
Gheorghe Hagi teknik adam olarak büyük ihtimalle son kez geldi ve gitti. Hagi benim kahramanım olduğundan arkasında bıraktıkları ile ilgili çok kötü de olsa karamsar olmam imkansız; bu yüzden devre dışı bırakıyorum bu bölümü. Hagi, Galatasaray'ın en önemli değerlerinden biridir ve giderken söylediği "Galatasaray küçülmüş" lafı "kızgın rumen çemkirdi" başlığında değerlendirilmemelidir. Galatasaray gerçekten de küçüldü. Hagi'yi dikkate alıp, geleceği sağlam temeller üzerine kurmak, Galatasaray'ı tekrar eski haline döndürmek yeni gelen yönetimden herkesin beklediğidir. Umuyorum ki bu travmatik sene Galatasaray'ın çay ocağından tribününe birçok kişiye sağlam dersler vermiştir.
Aynı sezonda iki teknik adamın gidişini bize yazdıranlara yazıklar olsun...

4 yorum:
ellerine sağlık hocam
Teşekkür ederim, zaman ayırıp okuduğunuz için.
Ellerine sağlık hocam emeğin için tesekkürler..
Ana, ya biz Galatasarayı nasıl yeneriz diye kafa patlatmaya gerek yok hacım sen zaten bizim yerimize patlatmışsın.
Eline sağlık. Şenol Hoca görüyodur inşallah düğün sahiplerini, sit alanlarını.
Yorum Gönder