28 Nisan 2011 Perşembe

Total Failure



17 günde 468 El Clasico oynanacağı belli olduğu gün sevinmeyen nadir insanlardan biriydim. Hatta bu görüşümü de açık açık belirttim. Dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi ilk ayağından sonra ülke futbolunun ötesinde, ülkedeki spor aklının ve ahlakının kokuşmuşluğu da iyice su yüzüne çıktı. Barcelona-Real Madrid çekişmesi ekseninde ortaya çıkan büyük resim tam bir rezillik, fiyasko.

Uzun zamandır daha az yazışımızın, burayı boş bırakışımızın nedenlerinin tamamını bu maç üzerinden yapılan sohbetler üzerinden görmek mümkün. Futbol bir temaşa oyunudur; aynı zamanda Bill Shankly'nin söylediği gibi bir ölüm kalım mücadelesidir. Ancak bahsedilen noktaların tamamı sahanın dışarısı ile alakalıdır ve Avrupa futbolu ile Türk futbolunu birbirinden ayıran en önemli özellik saha dışının ve içinin dinamiklerinin birbiriyle yanlış şekilde eklemlenmesidir. Rekabetlerin sonsuzluğu, büyüsü, albenisi bir kenara, saha içindeki ile bu kadar alakasız olan bir milletin futbolunda sürekli aynı yanlışları görmek tesadüf müdür? Taraftarlık kültürünün ülke insanına göre şekillenmesinden daha normal bir şey olamaz muhakkak. Ancak bu kültürün ne ile beslendiği tamamı ile sosyolojik bir mevzudur. Taraftarlık olgusunun ortak paydaları vardır ancak farklılıkları sosyolojik mevzuatlar belirler ki, bu benim uzmanı olmadığım ve konuşmam halinde ukalalık edeceğim bir alan. Ancak basit bir gözlemle şunları söylemek mümkün; tarih boyunca kavga ile varolan bir toplumun kavgadan beslenmesinden daha doğal bir durum olamaz. Maalesef kavga durumu bir kaos yaratır ve kaos beraberinde mutlak çözümsüzlükleri getirir. Tümevarım ile bu durumu ülkenin herhangi bir alanından alıp en tepeye kadar sirayet ettiğini rahatlıkla gözlemleyebilmek mümkün.

Varoluşunu güç gösterisine ve "daha yüksek sesle konuşma"ya borçlu olanların ülkesinde güce tapmak, ezilmek, kompleks veya ego sahibi olmak beklenen sonuçlar. Tartışmanın doğasını bozan her türlü etmen mevcut. Buna ek olarak insanların tartışma olgusuna yatkınlıkları yok; aksine bu durumu da bir kavgadan ibaret görmekteler. Antik Yunan'da başlayıp bugüne kadar devam eden tartışma olgusu çoğunlukla uzlaşmaya evrilse de bu ülkenin algısıyla, ahlak değerleri ile çelişmekte. Tartışmanın tarafları sürekli olarak destekledikleri saflara daha sıkı sarılmakta ve bunun en temel nedeni "kavga" güdümlü toplum yapısı büyük ihtimalle. İş bu noktada tartışma olmaktan çıkıyor. Bir tartışmada sürülen teze antitez üretirsiniz ve doğrunun peşinde koşarsınız. Biz ise sıklıkla "ama" diyerek antitez üretmek yerine tartışmayı kazanmanın peşinde oluyoruz. Münazara oluyor haliyle bu. Sürekli bel altı konuşmalar ve ana konudan uzaklaşmak. Elimizdeki sonuç ise koca bir sıfır.

Oysa şu an Barcelona savunmasının Kral Kupası finalinin ikinci yarısından bu yana yeni bir formata bürünüşünü, Mourinho'nun o ikinci yarının üstüne neden yeni bir çözüm getiremediğini, Barcelona hücumunun "sonsuz kademe" oyunlara cevap veremeyişinin nedenlerini konuşuyor olmalıydık. Guardiola'nın "sabır taşı olsa çatlar" felsefesinin yaşadığı ufak sıkıntıları nasıl giderdiğinden, Mourinho'nun makyavelizminin uzun vadede sisteme yenik düşmesinden konuşuyor olmalıydık. Onun yerine "dedim ki, dedi ki"lerle uğraşıyoruz. Artık bayan "La Masia'da bunları mı öğretiyorlar?", "Akademi Busquets'i nasıl kaçırmış?", "Mourinho sadece savunma futbolu oynatıyor", "Madridli oyuncular çirkef", "hakemler satılmış" muhabbetlerinden bir adım öteye gidemiyoruz. İşin daha kötüsü 3 El Clasico sonrası seviye iyice yerlere inmiş durumda. Dün akşam görebileceğimiz bir Real Madrid galibiyetinin ortaya çıkarabileceklerini düşünmek dahi istemiyorum. En azından son maçı arkamıza yaslanıp izleyebileceğiz. Hakikaten bulantı hat safhada.

Bu sohbetleri yapanlar ne yazık ki çoğunlukla okuyan, sabah akşam futbol konuşan, futbolu hayatının merkezine koyan insanlar. Ne yazık ki. İçinde gram futbol olmayan tamamı ile kavga odaklı bu söylemlerin üzerine, hafta sonu geldiğinde yüksek perdeden "Türk Futbolu nasıl düzelir?" edebiyatı dinleyeceğiz. Hiç sıkılmadan, usanmadan, bıkmadan sürekli olarak hiç tanımadıkları insanlar hakkında büyük söylemlerde bulunacak insanlar, kapısından içeri girmedikleri ve tamamen farazi olan bilgileriyle kulüp dinamikleri üzerine büyük laflar edecekler, kişileri eleştirecekler ve bize yepyeni bir reçete yazacaklar. Hiçbir şeyin değişmeyecek olmasının temelinde ise "makyavelistlik" ile suçladıkları Mourinho'dan pek de farklı olmayışları yatmakta. Bu ülkenin futbol izleyicisinin tek ilgilendiği 90 dakikanın sonunda tabelada ne yazdığı. Bu ülkedeki yerli oyuncuların, her sene 8 ile 15.hafta arasında ortaya çıkan kahraman hocaların, sözde futbol yorumcularının ve maalesef yöneticilerin tek ilgilendiği konu bu. Sonuç ile kavga eden bir futbol ülkesinde "eğlenceli" olduğu iddia edilerek Telegol programının seyredilmesi sağlıksızlığımızın geldiği noktayı göstermektedir. Her sene 25.hafta itibariyle insanları onursuzluk ile suçlama yarışına girmek ancak onursuz bireylerden beklenir ve ne yazık ki tersini düşünenler azınlığı oluşturmakta.

Özellikle 80'den sonra ülkenin içine zorla sokulduğu yalancı "değişim" politikaları, naylon zenginler, köşe dönme, vs. gibi olguların ülkenin tamamının bilinçaltında yarattığı "ulaşılabilen her şeyi kolay ve basit görme" algısının sonucu olarak dünyadaki tüm liglere ulaşabilen bir milletin ulemalık alanı olarak futbolu seçmesinden doğal ne olabilir ki? Ülkenin toplasan 20 tane futbol ile ilgili kitabı yok iken, varolan kitapların hemen tamamı futbol anılarından ibaretken, oyunun dinamikleri hakkında bu kadar az kaynak varken; hepsini geçtim nüfus bu kadar az okurken konuşmalarda bu denli ileri gitmek cahil cesaretinden ibaret. Aptallar kavga eder.

Vahim olan, nesiller ilerledikçe birey olma ve analitik düşünme becerisi ileri gitmesi beklenen bir toplumun giderek daha da gerilemesidir. Sonuçların nedenleri ile ilgilenmemiz gerekirken, sonucun kendisi ile ilgilenmemiz sürekli olarak "sonsuz tesadüfler" ile karşı karşıya kalmamıza yol açmaya devam edecektir.

Bu toplu infilak durumunun bir sonu olmasını bekliyorum; zira doğanın temel kanunu her şey doğar, büyür ve ölür. Dileğim, ölmeden bu ülke sınırları içinde burnumuzu sokmamamız gereken şeylere sokmadan, sahada olan biteni konuşabileceğimiz günleri görmek. Bu "Total Failure" durumu umuyorum bir gün "Total Futbol"a bırakı yerini...

2 yorum:

Bay Kerahet dedi ki...

her şeye tamam da, "aptallar kavga eder" fazla olmuş. sorun aptallarla kavga etmekte bence. yoksa kavga falan, iyidir.

El Guaje dedi ki...

Ni Real ni Barça AMUNT VALENCIA

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails