16 Temmuz 2011 Cumartesi

Michael Skibbe



Uçlarda yer almayı seven bir millet olarak griyi görebilme kabiliyetimizin olmadığı alanlardan biri de futbol. Nedenleri irdelemekle ilgilenmek yerine genellikle sonuçlara, tümevarım yapmak yerine tümdengelime odaklandığımız için ilerleme kaydedemiyoruz . Taraflara ayrılıyoruz ve sonsuz bir ağız dalaşı ile zamanı öldürüyoruz. Kaosu seviyor olmamızla ilgili bir durum sanırım.

Bu topraklardan birinci geçişinde fazlasıyla soru işaretini arkasında bırakan Michael Skibbe'nin adı beklenmeyen bir biçimde Eskişehirspor ile anılmaya başladı; hatta prensip anlaşmasına vardıkları konuşuluyor şu an. Yaklaşık 6 ay önce Antalya'da yapılan kamp sırasında Türkiye'deki futbolun eksikleri ile ilgili bizim kabullenmekte zorlandığımız(aslında bildiğimiz) açıklamalar yapmış bir teknik adamın, mevcut hayal kırıklığını yaşadığı kulübün kurumsal ve kadro olarak daha altında bir kulübe(Eskişehirsporlular kızmasın ve yanlış anlamasın bunu) gelmeyi kabul etmesi biraz ilginç duruyor buradan. Almanya'nın en çok gelecek vaat eden hocalarından biriyken kısa süre içerisinde irtifa kaybettiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan durmadan çalışmaya devam etmesi ve burayı tercih etmesi de yarım kalmış bir hesaba meydan okuması gibi.

O röportaj çok kişinin önüne geldi de çok ah mı aldı bilinmez ama hiçbir şey ilk yarıdaki gibi olmadı sonrasında. 1.5 sezon boyunca mütevazı kadrosu ile oldukça iyi işler yapan, göze hoş gelen futboldan taviz vermeden iyi sonuçlar almayı başaran ve Antalya'ya belki de Avrupa'ya gitme hesaplarıyla gelen Skibbe'nin işleri tersine döndü. Yaşanan sakatlıklar, dar kadro ve oyuncu seçimlerindeki inatları sonunda arka arkaya yaşanan mağlubiyetler, yaşanan gol atamama sıkıntısı onu işinden ederken Frankfurt'u da küme düşme potasına yolladı; ki kaçınılmaz sonu yerine gelen Daum da engelleyemedi ve takım küme düştü.

Michael Skibbe üzerine konuşurken biraz daha geniş perspektifde bakmakta fayda var. Şu ana kadar yapılan tartışmaların tarafları ya siyah ya da beyaz olarak değerlendirdiği için bir orta yol bulunamamış görünüyor. Öncelikle Michael Skibbe'nin bir noktada yanlış yaptığını söylemekte fayda var. Türkiye'deki günleri ile ilgili yaptığı açıklamalarda problemin oyuncuların profesyonellik anlayışı ve Galatasaray'ın mevcut yönetiminin verdiği sözleri tutmayışına ve takımla ilgilenmeyişine bağlamıştı -ki haklıdır sonuna kadar- ama benzer duruma gelmesi sadece 1.5 sezon sürdü Almanya'da. Galatasaray'a gelmeden hemen önceki sezonun ilk devresinde oynadıkları futbolla Avrupa'nın en iyileri arasında gösterilen Leverkusen de ikinci yarıdaki düşüş nedeniyle yollarını ayırmadı mı Skibbe ile? Ortada bir yanlış var ve bunu stadyuma giderek, evde televizyondan seyrederek ya da oturduğumuz yerden çözebilmemiz pek mümkün görünmüyor.

Michael Skibbe'nin oyun anlayışı olarak eleştirilebilecek özellikleri muhakkak vardır ama oynattığı oyunun -özellikle zirve noktasına ulaştığında- keyif vermediğini söylemek doğru olmaz. Galatasaray günlerinden hatırladıklarımızı tekrarlayalım; dikine, sert yerden paslar, yüksek top hakimiyeti, set halinde yapılan kontrollü hücumlar, çok hızlı kontralar, kaptırılan toplar sonrası takım halinde topun arkasına geçerek yapılan alan savunması. Özellikle bu noktada Galatasaray günlerinde takımın topu kaptırdıktan sonra yerleşmek için 40-50 metre geri uzun koşular yapması hem şok bir baskını engelliyordu, hem de sürekli olarak kapanan takımlara karşı set hücumu yapılmasına neden oluyordu. Bu sorun yüzünden özellikle deplasmanlarda istediği sonuçları almakta zorlandı. Galatasaray günlerinde gözden kaçmayan bir başka sıkıntı takımın kuvvet sorunuydu. Bülent Korkmaz'ın mevcut durumu görmeden yüksek presle oynattığı ve takımın 60'dan sonra kontağı kapattığı Hamburg faciası Galatasaray'ın bugün yaşadığı problemlerin öncüsüdür nazarımda. Savunma şu olabilir; Skibbe'nin oynatmaya uğraştığı oyun için takımın gücü yeterliydi.

Gerek Frankfurt, gerek Galatasaray günlerindeki en büyük artısı takımını önemli maçlara hazırlayışı. Galatasaray karnesinin en iyilerinin çoğunlukla deplasmanlar ve Avrupa maçları oluşu dikkat çekici. Özellikle Fenerbahçe'ye 4-1 kaybedilen derbi öncesi oynanan Benfica maçı için Can Bartu'nun "bugüne kadar Türk takımlarının oynadığı deplasman maçları arasında gördüğüm en iyisi" demesi önemli bir veri(bana kalırsa Lincoln'ün döktürdüğü Hertha Berlin maçı daha iyidir). Ülke içinde bütün sene jenerikleri süsleyen gollerin atıldığı Ankara deplasmanları Skibbe'nin karnesinin "pekiyi" olduğu diğer maçlar. Öte yandan aynı periyodun içinde yer alan ve 4-2 kazanılan Beşiktaş derbisi, Olympiakos maçı ve bireysel bir hata ile kaybedilmesine rağmen takımın ciddi anlamda domine ettiği Metalist Kharkiv maçı iç saha maçları arasında sayabileceklerimizden. Kadro sıkıntısı çektiği dönemde kaymalı 4'lü savunma ile Ankara'da oynattığı harika futbol ve Blanc'ın Bordeux'suna Fransa'da pozisyon vermeyişi not edilmesi gereken diğer maçlar. Bundesliga'dan aklımda kalanlar arasında Allianz Arena'daki Bayern Münih maçını sayabilirim.

Skibbe'nin sıkıntıları hakkında yorum yapabilecek kadar bilgimiz olmadığını söyledim. Ancak basit gözlemlerle birkaç şey söylemek mümkün(tamamen kişisel görüşümdür). İlk olarak Skibbe, sonu ona benzeyen Rijkaard gibi oyuncularına serbestlik tanıyan, onlara güvenen ve onlardan sorumluluklarını yerine getirmelerini bekleyen bir teknik adam. Maalesef maç gecelerinde sıklıkla karşılaştığım Batuhan Karadeniz'in suistimal etmeye kalkabileceği bir teknik adam basit bir örnekle açıklayacak olursak. Bu tarz disiplin sorunları futbol kulüplerinin yapılarının profesyonel olmayışı nedeniyle takımın tamamına sirayet etmeye başlıyor ve bir süre sonra ipin ucunu kaçırabiliyorsunuz. Kısacası Skibbe kendisine yeni genler ekletmediyse benzer problemleri burada da yaşayacaktır. Bunun önüne geçmenin tek yolu var; Eskişehirspor yönetiminin Skibbe'nin yanında sahaya çıkması için atayacağı ismin iletişiminin ve disiplininin çok iyi olması ve yönetimin belirli bir biriminin sıklıkla takımın ensesine basması ve göz açtırmaması, bir arada tutması.

Teneke bağlayarak yolladığımız Skibbe gittiğinden bu yana ülke futbolunun Avrupa'da geriye gitmesi ilginç bir done. Öte yandan Skibbe'nin de Almanya'da eski alışkanlıklarından kurtulamadığını görmemiz şu an yaşanan soru işaretlerinin nedeni. Önceki hesabı kapatmak için buraya ciddi bir motivasyonla gelecek Skibbe'nin Eskişehir'i oyun olarak belirli bir düzeyin üzerine çıkaracağından ve beklenmeyen sürpriz zaferler kazandıracağından şüphem olmasa da, iç sahada olmadık puanlar kaybedeceğini de daha şimdiden söyleyebilirim. 8 senedir Eskişehir'de yaşayan biri olarak taraftarın "2003 Gençlerbirliği" gibi heyecanlı ve sürekli hücum eden bir takım istediğini biliyorum(bunu bir tek yönetim bilmiyor olacak ki sürekli top tüfek savunma yapan hocalar getiriyor). Ülke futbolunda yaşanan skandallardan en fazla etkilenen kulüplerden biri olan Eskişehirspor için de, Skibbe için de oldukça iyi bir fırsat. Her şeye rağmen masada konuşulanların masada kalmaması gerekliliğini de bir kenara yazalım; ununuz yoksa helva yapmaya kalkışmanız abes olur...


Kişisel Not: Skibbe'nin gelmesi durumunda iç saha maçlarına koşarak gideceğimi belirteyim.

1 yorum:

kutay dedi ki...

benfica maçı overrrated... evet iyi oynadık ama sankı en ust sevıye gibi anlatılıyor.. de sanctis'in en iyi maçlarından bırıdır..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails