12 Eylül 2011 Pazartesi

Aysal Yönetiminin 100 Günü




3 senelik bir kangrenden kurtulmanın önüne arkasına pek bakılmaz; sonuç olarak kısa vadede soruna çözüm getirilmiştir ve ortam yeniden başlamak için uygundur. Durumu bu şekilde değerlendirecek olursak Mayıs ayındaki kongrenin sonuçlarının getirdiği rahatlığın çapı daha iyi anlaşılabilir. Yüzyılın başında ulaştığı Avrupa zaferleri Galatasaray'ın kulüp dinamiklerini ciddi biçimde etkilerken, kulübün de her zaman övündüğü vizyonunun bunu taşımak için yeterli olmadığı geçen 10 yılda yaşanan kötü deneyimlerle birçok kez karşımıza çıktı. Belki vizyon kelimesi ağır olacaktır; bunun yerine kulübün bunun için pek hazır olmadığını-altyapı olarak- öğrendik de diyebiliriz. Gelinen noktada ulaşabileceğimiz birkaç genel sonuç var ve bunların başında da kulübün hiçe sayılan genetiği sanırım en başa yazılabilir. Dünya üzerindeki birçok kulübün -büyüklüğü yerel veya enternasyonel olabilir, fark etmez- benzer genleri var ve bu genler, üzerlerinde herhangi bir deney kabul etmiyorlar.

Bu kulüplere verilebilecek en iyi ve en güncel örnek Barcelona olacaktır; kulübün 90'ların sonunda ve geçen 10 yılın başında geçirdiği bunalımlı sürecin temelinde de değişen transfer ve yönetim politikaları yatmaktaydı. Öte yandan Laporta'nın başkanlığa gelişi ile başlayan süreçle birlikte kulübün bugünkü noktaya ulaşmasında hiç şüphesiz kulübün sahip olduğu kimlikte büyük payı olan Cruyff'un etkisi büyük. Rijkaard ile başlanan sürecin son hamlesi La Masia'nın düzene daha efektif ve sağlam biçimde entegrasyonu oldu ve ilk 10 yılın sonunda Guardiola'nın da sürekli göz ardı edilen olağandışı futbol yetenekleri ile ortaya daha önce hiç görmediğimiz kusursuzlukta bir yapı çıktı. Başından itibaren izlenen yol ve 8 sene içerisinde gelinen nokta birçok kulüp için hazır plan konumunda olsa da uygulamada yaşanacak sıkıntıların çözümünde işe yeni başlayanların 20 yıl geriden geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Barcelona örneklerinden gına geldiğinin farkındayım ve dileyen yukarıdaki paragrafın öznesine Manchester United yazabilir. Ya da Porto. Ya da futbol dönemlerini değiştirip 80'ler Liverpool'undan veya 90'lar Milan'ından da bahsedebiliriz; sonuç olarak yukarıdaki paragrafın anafikri şudur: Kulüpler sahip oldukları alışkanlıklardan vazgeçtikleri dönemlerde yaşadıkları bunalımları eski alışkanlıklarını daha mükemmel hale getirerek atlatmıştır. Hızlı değişen futbol dünyasında bu kadar köşeli fikirler belirtmek doğru olmayabilir belki ama büyük resimden çıkan ilk sonucun bu olduğunu söylemekte bir yanlış olduğunu sanmıyorum.

10 yılda alışkanlıklarını bir kenara bırakarak yeni bir profile adapte olmaya çalışan Galatasaray'ın yaşadığı travmatik durumlar böyle bakıldığında pek sürpriz değil. Bu durumun oluşmasında taraftar arzının da etkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz; Derwall ile başlayan Galatasaray devrimi bir kuşağı sürekli başarıya alıştırdı ve dev egolar oluştu. Bugün hemen hiçbir şeyden memnun olunmayışının ve sürekli rakı masası nostaljilerinin tribünlere sirayet etmesinin geri dönüşü ise düzenli olarak kaybeden bir takıma sahip olmak. Kaybetmek berbat bir alışkanlıktır ve bu illetten kurtulmak sanıldığından daha zordur.

Ünal Aysal'ın 100 gün önce geliş biçimi bu havayı dağıtacak biçimde oldu ama aradan geçen zamanın benzer şekilde işlediğini söylemek zor. Bu 100 günün içerisinde olan biteni futbol takımı, ekonomisi ve yönetimi üzerinden biraz inceleyelim.

Fatih Terim hamlesi benim kişisel olarak doğru bulmadığım bir hamle olsa da camianın ihtiyacının bu olduğunu da söylemek mümkün; Terim ismi çatlak ses sayısını ve kavgayı azaltacak, birleştirici bir güç. Terim'in uzun seneler sonra tekrar kulüp takımı çalıştıracak olması dezavantaj gibi gözükse de farklı motivasyonlar içerdiğinden avantaja dönüşebilecek durumda. Futbolun patronu sıfatıyla Florya'da sanıldığından büyük bir yükle uğraştığını da eklemekte fayda var; "kulübün genleri" konusunu direk olarak ilgilendiriyor bu iş aslında ve ileride bahsedeceğiz.

Öncelikle görev dağılımı ile ilgili sıkıntılar basına yansıdığı şekilde olmasa bile bir sorun olduğu ortada. Sportif koordinatör Bülent Tulun'un görevi daha çok "yaratılmış" bir görev olarak duruyor; pek de etkisi olduğu söylenemez. Kağıt işleri yapmak için bu tarz pozisyonlar üretmek pek anlamlı durmuyor. Öte yandan "gelenekçi" Ali Dürüst ve "yenilikçi" Adnan Öztürk arasında da pek de ahenk olduğunu düşünmüyorum; 100 günlük süreç incelendiğinde bahsedilenlerin tersine bir işleyiş söz konusu. Transfer konusunda yaşanan çatışmaların sonuçları hala "eksik" olan bir takım. İBB maçı sonrası Terim'in de söylediklerinden çıkarabileceğimiz en azından 1-2 oyuncu daha beklediği yönünde. Sanırım tablonun böyle olacağını bilse Culio'yu yollama fikrini bir kez daha düşünürdü. 100 gün boyunca transfer kovalayan bir takımın transferin son gününde takımın ana parçası olacak oyuncuyu alması işin ne kadar doğru yapıldığının bir göstergesi. Pek tabii Arda Turan'ın takımdan zamansız ayrılışı da bunda etken ama 100 gün forvet kovalayan, adı sayısız orta saha oyuncusuyla geçen bir kulübün ligin ilk maçına bir sağ bekini orta sahada, bir sağ bekini sol açıkta başlatması bu planın bir yerinde sıkıntı olduğunu gösteriyor.

Transferin ekonomik boyutları da işin bir başka kısmı. Ben muhasebeciyim; zira bilançolardaki herhangi bir sorun beni Şampiyonlar Ligi'nin dışında bırakabilir önümüzdeki yıllarda. 5 senedir Şampiyonlar Ligi şarkısı duyamamış ve buna özlem duyan biri için haklı bir serzeniş, merak olduğu kanaatindeyim. Bu açıdan bakılınca da kulübün maaş bareminde ciddi bir yükselme olduğunu söylemek gerek. Karşılanabilecek yük bir yana, oyunculara verilen maaşların yükselmesinin gelecek sezonlar açısından ürkütücü olacağı kanaatindeyim. Galatasaray bu dengeye hep dikkat etmiş bir takımdı. Bu problemin savunması ise şu: Takımın paradan başka sunabileceği bir şey yok ve başarı için gerekli. Buradaki garip sürünceme ise takım sahaya çıktığında başlıyor. Birçok mevki hala eksik, kadronun belli kademelerde hala derinliği yok. Yani çok para harcanmış ama...

Yaşanan bu sıkıntının temelinde tam da Aysal'ın vaat ettiği "profesyonel kulüp" olamama hikayesi yatıyor. Analitik bir şekilde durumu inceleyen herkes gidilecek oyuncuları iyi kötü biliyorken, 3 ay boyunca tribünlerin moralini yükseltmek adına star isimlerle uğraşıp bugün kadronun kel kalması yöneticilik fiyaskosudur ve ne yazık ki 10 senedir izlediğimiz filmin tekrarıdır. Üstelik bu filmin sonunda ihale hep kulübedekilere kalmıştır. Taraftar tepkisi ile kaleci transferinde yön değiştirdi Aysal yönetimi ve bu bir yumuşak karındır. Taraftarın nabzını tutmakla onları kulübün işlerine ortak etmek arasında ince bir çizgi var ve buna çok dikkat etmek gerek; kulübü taraftara verirseniz ömrü çok olmaz. Old School yöneticiliği Adnan Sezgin de yapıyordu, hem de transferin son gününe kadar. Eli de sıkıdır, iyi pazarlık yapar ama biz zaten ondan şikayet ederken aynısını görmek biraz can sıkıyor.

Pek tabii şike soruşturması sürecinde kulübün ve Aysal'ın takındığı genel tavır kimilerince oportünist olarak değerlendirilse de, söylenenlerin hemen tamamının yapılan açıklamalar ekseninde geliştiğini düşünecek olursak, doğru çıkışlar olduğu görülüyor. Bu süreçte iyi iş çıkaran yönetim Kısmet Erkiner'in yeni statü ile ilgili açıklamalarını siteye koyup aba altından sopa gösterdikten hemen sonra hiçbir şey yapmayarak benim açımdan 2.5 aylık süreçte yaptıkları anlamsız kıldı. Nihayetinde mevcut şamataya biz de ortak olmuş olduk. "Deneyelim" dedik.

Ünal Aysal gelir gelmez işi bağımsız denetim şirketlerine vererek Galatasaray'ın mali durumunu ortaya döktü. Aradan geçen 100 gün içinde kapalı kapılar ardında üretilen büyük projeler yoksa Galatasaray herhangi yeni ortaklığa ya da sponsora da imza atmadı. Futbol yönetimi hala amatör, hala "bizde transfer bitmez" geyikleri dinliyoruz. Terim hamlesi de olmasa karşılaşacağımız karmaşanın boyutları düşündürüyor. Bu 100 günün görüntüsü maalesef şu; Aysal yeterli hazırlığı yapmamış ve camiayı bir araya getirme uğruna oluşturduğu ekip pek de uyum içinde değil.

Galatasaray'ın başarılı geçen 20 senesinin temelinde Derwall ve Florya yatar. Derwall'in çimlendirilmesini istediği Florya'nın ilk çocuklarının adaptasyonu Denizli ve Kalli tarafından yapıldı. Sonrasında Terim'in, jenerasyonun doğru oyuncularını onların yanına Hagi, Popescu ve Taffarel ile birlikte entegre edişi ve herkesin bildiği hikayenin mutlu sonu. Galatasaray 20 sene üzerinde uğraştığı şeyleri yenile(ye)meyerek bu yıkımı yaşadı. Dere geçerken bol bol at değiştirdi, oyuncu sirkülasyonu çok olan bir kulübe evrildi ve ekonominin de tükenişi ile mevsimlik başarılarla yetinen bir kulübe dönüştü.

Galatasaray'ın vizyonu son 10 senede izlediklerimiz değil şüphesiz. Değişimi ve yeni dünyaya adaptasyonu, ülke içinde "olmaz" denilen radikal değişiklikleri yapacak yeterliliğe ve profile sahip bir kulüp Galatasaray. Terim'in yeniden organize edeceği şu an için oldukça kötü durumda olan altyapı sistemi ve yönetim kurulunun denetleyici olacağı profesyonel yönetim ile sancılı geçecek birkaç senenin ardından yeni bir 20 yıllık başarı süreci yaşanabilir. Çözüm kulübün eski alışkanlıklarını yeniden kazanmasında. Galatasaray 10 yıldır bir kaos kulübü ve bu profil pek de hoşlanmadığımız, rekabet halinde olduğumuz bir profil.

Şu an içinse Galatasaray'da her şey eski tas, eski hamam...

3 yorum:

AsperAstrum dedi ki...

Söylediklerinin bir çoğunda doğruluk payı olsa da eleştirilerin dozunun fazla ağır olduğunu ve Aysal'a haksızlık ettiğini düşünüyorum abi.

Öncelikle yönetimin başlangıç noktası çizdiğin kadar rahat değil bence. Evet, dibe vurmaktan ve Aysal'a dair yıllardır süregelen beklentilerden ötürü camia ve taraftar Aysal'a sahip çıkmaya hazır. Ancak hem takım hem yönetim açısından en ufak bir hatada, kötü sonuçta vs "yine mi batıyoruz" kafasına girilme ihtimali de gayet kuvvetli. Yani kısacası söylediğin kadar avantajlı bir noktada başlamadı bence.

Eleştirilerin iki ana noktada anladığım kadarıyla, biri transfer-kadro yapılanması; diğeri de playoff konusunda tavır konmaması.

Transfer konusu: Haklısın, ligin ilk maçına Sabri'nin sağ iç, Eboue'nin sol açık başlaması (kısmen hocanın tercihlerini de içermekle birlikte) oldukça negatif bir tablo çiziyor. Ancak bir başka tablo da geçen seneki ilk maça -veya son maça- çıkan takım. Evet, sol bek-sağ iç-stoper eksikleri duruyor. Ancak takımın en önemli eksikleri 2 mükemmel (muslera-selçuk) 1 de ortalamanın oldukça üstü (melo) transferle kapatıldı. Hem mental hem objektif anlamda çöp olmuş bir kadro bir transfer döneminde düzelmez, sen benden iyi biliyorsun abi.

Kısacası dediğim şudur ki Aysal'ın başkan olduğunda vaad ettiği kadar olumlu bir transfer dönemi geçirmedik ama çizdiğin kadar, hele Les Ednans la kıyaslancak kadar da kötü değildi.

Play-off mevzusunda ise tek bir şey söyleyeceğim: Salt ahlak-onur-doğru noktasından bakarsan haklısın. Bu pisliğin kanyağı, çıbanbaşı Digiturk ve onlara tavır konmalıydı bu noktada da.

Ancak bir açıdan bakarsan da play-off'un kendisi ne kadar saçma vs olursa olsun ahlaksız değil sonuçta. Ve Aysal bu noktada "pick your battles" stratejisi güttü. Zaten 17'ye 1, hadi en iyi ihtimal 15'e 3 falanız şu konuda, 58. madde kavgasını veririm ama playoff'a razı geleyim diye baktı. Yanlış mı yanlış. Dibine kadar. Ama 2 aydır TFF'ye, klüpler birliğine tek başına direnmeyi, hala 58. madde konusunda direniyor olmayı çöpe atacak ölçüde değil.

Neyse, gereksiz uzatıp dağıttım. Dediğim gibi eleştirilerinde haklılık payı var ama ölçüsü kaçmış bence. Klüp karakteri, genetiği konusuna ise birebir katılıyorum, çok çok doğru bir analiz olmuş o kısım. Bu yönetimin ona ne kadar uyup uymayacağını göreceğiz.

Can dedi ki...

Benim asıl meramım yönetimsel kısım. Transfer konusunda bu kadar tartışmamız anlamsız olur, içerideki tasarrufları bilmiyoruz zira. Yine de beyan ettiğim fikirlerden farklı olduğunu sanmıyorum.

Takınılan tavırın yanlışlığını söylüyorsun. Benim kitabımda bunun "ama"sı yok işte. Aba altından sopa gösteriyorsan o sopayı vuracaksın. Yoksa kuru gürültü oluyor. Oldu da. Yanlış yanlıştır, doğru olmaz.

Eleştirilerin toplandığı ana nokta yönetimsel yanlışlardır; profesyonel yönetim vaadi verip hiçbir şey yapmamaktır asıl problem. Transfere bir dönem daha he derim ama, yönetim içindeki iletişimsizlikten tut da, transfere kadar geçen yıldan ne farkı var mevcut halin, bana bir açıklarsan sevinirim.

Eğer ki farklı değilse ortada bir değişiklik yoktur. Mazaretleri beni bağlamaz.

AsperAstrum dedi ki...

Yanlış yanlıştır elbette. Ama sen "2,5 aylık süreci anlamsız kıldı" diyorsun, buna katılmam mümkün değil.

Ortada bu konuda dışarıdan her türlü baskıyı, tehdidi (gs'ın sürekli bulaştırılmak istenmesi); yönetim içinden ciddi muhalefeti (haznederoğlu, büyük ihtimal a.dürüst) gören ve buna rağmen tek başına direnen ve -bence- playofftan çok daha kritik olan 58.madde sürecini engelleyecek gibi görünen bir başkan var. Bu tavır ortadayken 2,5 ay niye çöpe gidiyor?

Hele ki eski tas eski hamam eleştirisi bu noktada büyük haksızlık. Polat başkan olsaydı 58.madde çoktan kalkmış, fb'nin -10 aldığı ligin 5. haftasını oynuyorduk şu anda. Bunun bayraktarlığını da biz yapıyor olurduk üstelik.

Yönetimde çokbaşlılık konusunda ise, "böyle bir liste oluşturmamalıydı" denilebilir ancak o zaman da seçimi kazanamama riski az değildi. O noktadan sonra ancak bunu nasıl idare ettiğine ve bunun Gs'a ne ölçüde zarar verdiğine bakmamız lazım bence.

Bu anlamda A.Dürüst'ün klüpler birliği toplantısındaki yanlış tavrı, ve Tulun-Terim gerginliği var benim bildiğim. Ben Aysal'ın iki olayda da doğru tavır sergilediğini düşünüyorum. O bakımdan bu tabloyu iyi idare ediyor bence, ki bir sonraki döneminde eli güçlenirse bu tabloyu direk elimine de edebilir.

Ben detaylara takılıyorum, sense büyük resmi eleştiriyorsun gibi hissettim şimdi. Ama açıkçası bu derece kesin -olumlu veya olumsuz- yargılara varacak bir "büyük resim" göremiyorum ben henüz. Bunda yanılıyor olabilirim tabi, açarsan dinlemeye hazırım :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails