17 Eylül 2011 Cumartesi

Yeni Liverpool: Ekonomik ve Sportif Değişim




Sürekli başarısız olan bir takım ne yapar? Ekonomik dinamikleri sallanan, gelirleri azalan ve rakiplerinin makası açtığı bir ortamda süregelen 20 yıllık "şampiyon olamama" durumu nasıl tersine çevirebilir? Aşağıda Liverpool için yazacaklarımız geniş açıdan bakıldığında doğru plan gibi dursa da, pek tabii sonuç vermeyebilir. Yine de bu planın Premier Lig'de istikrarını kaybetmiş Liverpool'u tekrar ilk dört sıra takımı yapabilir. Kulübün yeni sahiplerinin şu ana kadar hem sahada hem de finansal anlamda büyük ölçüde doğru yolda olduklarını söylemek pek de yanlış olmaz.

Rafael Benitez'in ayrılışı ile geçen sezona başlayan Liverpool'da teknik adamlık koltuğu Roy Hodgson'a teslim edildi. Benitez'in gidişinden, Hodgson'ın gelişine, transferde izlenen yola kadar her şey büyük resimin kendisi ile ilgiliydi; kulübün sahipleri Hicks ve Gillette'in kulübü içine soktuğu durum. Yeni stadyum için alınan kredilerin çarçur edilişi, yanlış kulüp yapılanması, Benitez'in büyük ölçüde isabetsiz transfer politikası bunların başını çekiyor. Yine de Benitez'in rolünü sahanın dışına fazla çıkarmamak gerek; verilere bakıldığında alış-satış dengesinde kulübe çok da ciddi ekonomik zarar vermediği gibi, kulübe transferde gerekli likidi sağlayacak kalite ayakları da takıma kazandırdı(Fernando Torres, Xabi Alonso, Javier Masherano, vs). Hem Benitez, hem de Liverpool için asıl kırılma noktası 2009 senesinde kıl payı kaçan şampiyonluk oldu; içeride arka arkaya kaybedilen puanlar, beraberlik serileri, sezon boyu sadece iki kez kaybeden takımı Manchester United'ın arkasında bıraktı.

Liverpool'daki değişimi kulübün el değiştirdiği günden başlayarak değerlendirmek gerek. Futbol yönetiminden, ekonomik yapıya, sponsorlara ve halkla ilişkilere kadar ciddi bir yenilenme var. Senenin hemen başında Roy Hodgson yönetiminde rezil giden takımı efsane Kenny Dalglish devraldı. Hodgson giderken "ciddi bir para akışı ve çok sayıda transfer olmadığı sürece bundan fazlası yapılamaz" dese de, Fernando Torres'in satılışı ve Carroll-Suarez ikilisi ile forvet mevkisinin ikamesi dışında herhangi bir hamle gelmedi. Dalglish ve yardımcılığına getirilen önemli ikinci adamlardan Steve Clarke(Chelsea günlerinde Mourinho'nun yardımcılığını yapmıştı bir dönem) bireysel ve takım olarak performansı artırmaya yöneldi. Öyle ki, ligin ikinci bölümünde düzenli forma şansı bulan Maxi Rodriguez, Fernando Torres'ten fazla gol atarak sezonu bitirdi! Yükselen performans ligin sonlarında biraz düşünce beşincilik Tottenham'a kaptırıldı. Her şeye rağmen Dalglish'in Liverpool'unun izleyenlere daha fazla şey vaat ettiği kesin.


Son yıllarda sürekli olarak berbat bir transfer politikası izleyen kulübün çehresini değiştiren önemli isimlerden biri de Damien Comolli. Bugünkü Tottenham'ın temellerini atan Fransız, Liverpool'un strateji direktörü konumunda da iyi iş çıkarıyor şu ana kadar. Ekonomik balansı oldukça ince bir çizgide ilerleyen ve son 15 seneyi düzenli olarak zarar ederek kapatan bir kulübün, elinde rakiplerine göre daha az gelir kalemi varken dikkatli adım atması ve ince eleyip sık dokuması beklenen bir strateji.

Devre arasında 25 milyon €'ya Luis Suarez'i, 35 milyon €'ya Andy Carroll'ı kadrosuna katan Liverpool, Fernando Torres'i 50 milyon €'ya Chelsea'ya yolladı. Carroll transferi öncesi Dalglish'in "transfer için paramız var, Torres'in satışını beklemiyoruz" demesi önemli bir veri. Liverpool büyük çoğunlukla bu parayı yaz transfer döneminde harcadı ki birçok kaynakta Chelsea'nin parayı tek seferde ödeyeceği yazılmıştı. Yaz transfer döneminde ise izlenen yol ilginç; uzun yıllardır Fransız ve İspanyol, Güney Amerikalı hegamonyasındaki Liverpool yönünü Ada'ya çevirdi. Sunderland'den 20 yaşındaki Jordan Henderson 20 milyon €'ya, Blackpool'dan Charlie Adam 8 milyon €'ya, Aston Villa'dan Stewart Downing 25 milyon €'ya ve Craig Bellamy, Manchester City'den açıklanmayan bir fiyata olarak geldi. Roma'dan gelen Doni, Pepe Reina'yı yedeklerken, Premier Lig'de büyüyen Jose Enrique 6.8 milyon €'ya sol beki, Copa America'da dikkatleri üzerine çeken 20'lik Sebastian Coates 8 milyon €'ya tandemi tamamladı.

Liverpool'un bonservislere toplamda harcadığı para, devre arasını da katacak olursak, 130 milyon € civarında(böyle dememin sebebi kesin verilerin olmayışı). Bunun getirdiği bir maaş yükü de var elbet ama bu dengeyi giden oyuncuları da konuştuktan sonra incelemek gerek. Torres'in 50 milyon €'ya Chelsea'ye gidişinin ardından bu yaz da Meireles 14 milyon € olduğu tahmin edilen bir ücretle Torres'in yanına gitti. David N'Gog 6 milyon €'ya Bolton'a giderken, Alberto Aquilani de kiralık olarak Milan'a geçti. Burada 25 maç oynaması durumunda Milan oyuncunun bonservisini alacak ve bu bedelin aşağı yukarı 10 milyon € civarında olduğu söyleniyor. 9 aylık dönemde oyuncu satışından aşağı yukarı 95 milyon €(küçük paralara giden Konchesky, Poulsen gibi oyuncuları da katarsak) kazanan Liverpool, Carroll transferini saymazsak(fiyat oyuncunun ederinin çok üzerinde), ekonomik dengeyi tutturmuş görünüyor. Yeniden yapılanan, yükselmek için hamle yapması gereken ve gelir kalemleri küçülmüş bir takım için doğru bir yol izlendiğini söyleyebiliriz.


Kulübün yeni sahiplerinin ve futbol ekibinin başardığı asıl iş ise maaş yükünün aşağı çekilmesi. 7 oyuncu transfer eden Liverpool'un yollarını ayırdığı oyuncu sayısı 13. Bu 13 oyuncu arasında özellikle Milan Jovanovic, Christian Poulsen, Joe Cole, Alberto Aquilani ve Raul Meireles normalin çok üzerinde paralar aldıkları için ciddi eleştirilere maruz kalıyorlardı(Milan Jovanovic senelik 4 milyon civarı bir ücret alıyordu). Transfer döneminde yaş ortalaması aşağı çekildiği gibi herhangi bir mevki de eksik bırakılmadı. Aynı zamanda mevcut maaş yükü de aşağı çekildi. Kısacası kulübün kasasında ciddi bir yük oluşturulmadan, ekonomik olarak daha fazla açılmadan takım yenilendi.

Gelecek yıl uygulanmaya başlayacak Financial Fair Play uygulaması için gerekli hazırlıkları yapan Liverpool rakipleriyle yarışmak için bundan fazlasını yapmak zorunda. Deloitte Money League verilerine göre 2010 yılı kazancı 185 milyon € olan kulüp, yarışmak istediği rakiplerinin yarı gelirinde şu an için. Standard Chartered Bank ile yapılan forma reklamı anlaşmasının karşılığı senelik 20 milyon € civarı ve Liverpool bu kategoride Barcelona ve Bayern Münih'in hemen arkasına yerleşmiş durumda. İkinci hamle ise gelecek yıldan itibaren devreye girecek yeni forma sponsoru. Adidas'tan senelik 12 milyon pound kazanan Liverpool The New Warrior Sports ile yaptığı yeni anlaşma sayesinde gelirini ikiye katlayarak senede 25 milyon pound kazanacak. Bu fiyat Nike'den senelik 25.4 milyon pound kazanan Manchester United'ın hemen arkasından ikinci sıraya oturtuyor Liverpool'u. Bir başka ana gelir kalemi olan stadyum konusunda ise problemler sürüyor. Şu an için yeni stadyum Stanley Park'a geçiş pek olası değil. Alternatif çözüm ise Anfield Road'un genişletilmesi ve koltuk sayısının artırılması. Rakiplerine göre daha ucuz bilet fiyatlarına sahip Liverpool tribünlerinde ilerleyen dönemlerde fiyatların biraz daha yukarı çekilmesi büyük olasılık. Stadyum ile ilgili yapılan bir başka çalışmada isim hakkı konusunda. Anfield Road'un isim haklarının satılması Liverpool sakinlerini pek memnun etmeyecek olsa da kulübün kısa vadede bu tarz hamlelere her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Tüm bu finansal hamlelere karşın işin asıl kısmı sahada. Yukarıda paylaştığımız 2010 yılı verilerinin %43'ünü yayın gelirleri karşılıyor. Liverpool o sene Şampiyonlar Ligi'nde başlamış ve Avrupa Ligi'nde devam etmişti. Kısacası şu ana kadar saha dışında o sezona göre hanesine 20-30 milyon € aralığında bir gelir eklemiş durumda. Takımın düzenli bir Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti olması bu gelir kalemlerine 20 milyon € civarında bir katkı getireceği gibi, gelirlerin %23'ünü oluşturan maç günü gelirlerinin de artmasını sağlayacak. Premier Lig'de o sezon ilk dördün dışında kalan takımın lig yayın gelirlerini de artırması söz konusu. Barcelona, Real Madrid ve Manchester United'dan sonra dünyada en fazla forması satılan dördüncü takım olan Liverpool'un bu gücü rakiplerinin kullandığı biçimde kullanması ve gelire çevirmesi gerekli. Bu ekonomik hikayenin son basamağı ise oyuncu alış satışı ve altyapı. Benitez döneminde ciddi yatırım yapılan altyapının işlerliğinin artırılması, scouting hamleleri ile maliyeti az, getirisi uzun vadede yüksek oyunculara gidilmesi planın son halkası. Suarez'den ciddi verim alan ve onun referansı ile Coates'i kadroya katan Liverpool, bu oyuncuların yetiştiği Nacional kulübü ile ortak çalışma içinde olduklarını açıkladı.


Saha içinde şimdilik çok iyimser bir tablo olmasa da durum vasatın üzerinde. Yeni ve geçiş döneminde, henüz ritmini bulamamış bir takım izledik ilk haftalarda. Şu ana kadar hiç ideal 11'i ile bir arada oynamamış ve henüz yolun başında bir takımı eleştirmek için erken olsa da, kişisel görüşüm, takımın fazla İngiliz olduğu yönünde. Luis Suarez bu noktada kilit rol oynuyor. Devre arası için Güney Amerika ve Fransa'dan atak ve orta saha oyuncularının transfer edilebileceği söyleniyor ki, takımın hücum ve ritim anlamında esneklik kazanması için gerekli hamleler olacağı kanaatindeyim.

Lige Sunderland'le berabere kalarak başlayan Liverpool sonraki iki hafta Arsenal ve Bolton'dan 3'er puan almayı başardı. Deplasmanda verilen-verilmeyen penaltıların önüne geçtiği maçta Stoke City'ye kaybedilse de bunda fazla büyütülecek bir durum yok. Takımın omurgasına 4 yeni oyuncu eklenmiş durumda. Glen Johnson ve Steven Gerrard uzun zamandır ortalıklarda yok. Martin Kelly'nin de sakatlanması ile sağ bekte Martin Skrtel oynamaya başladı. Carroll şu an için bonservis bedelinin altında eziliyor. Bu tarz sıkıntılara rağmen Liverpool'un şu ana kadar her hafta biraz daha iyi olduğunu söylemekte fayda var. Yeni bir takım ve zamana ihtiyacı var. Bu geçişin Arsenal'in kötü sezonuna denk gelmesinin de iyi olduğunu söylemek gerek; zira Manchester City yaptığı transferler ve lig başı performansı ile sahip olduğu yeri bırakmak niyetinde olmadığını gösterdi. Liverpool'un kısa vadeli hedefi ilk dörde dönüştür ve sezonun gidişi Kasım ayı gibi belli olacaktır.

Heysel'e kadar Avrupa'ya hükmeden Liverpool'un son 20 yıldan iki Avrupa Kupası dışında bir şey çıkaramayışı ve ezeli rakibi Manchester United'ın gerisinde kalışı trajik. Yine de kulüp geleneklerinden ve şöhretinden bir şey kaybetmiş değil. 20 yılda yapılamayan değişim ve dünya futboluna adaptasyon için gerekli hamlelerin önemli bir kısmı bir yıl içerisinde atıldı. Bundan sonrası büyük ölçüde Kenny Dalglish'in yapacaklarına kalıyor. Liverpool tribünlerinin gelecekle ilgili şüpheleri olduğunu sanmıyorum...

Kaynaklar: The Guardian, The Independent, The Swiss Ramble, Tomkins Times.

1 yorum:

demiycem dedi ki...

en cok taraftara sahip orta sira klubu.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails