
"Neresinden bakarsak daha ileri gideriz?" yazısı olacak bu. Son zamanlarda soruyla başlıyoruz ama bunun tekrardan değil, sorunun kendisinden kaynaklandığını bilmek gerek. Tozpembe başlangıçlar bu blogun geçmişinde var ve sonları pek de iyi bitmedi. Baştan uyarayım, sonunda içinde "önyargı" geçen cümleler kurmayın.
Son yıllarda "sil baştan" başlamayı kendisine alışkanlık edinmiş Galatasaray'da dün sahadaki 7 oyuncu yeniydi; hatta sakatlık şakaları kurbanı Gökhan Zan'ı da eklersek geçen yıldan farklı 8 oyuncuya sahip yeni bir takım vardı sahada. Galatasaray'a dair yazmayışımın altında biraz da bu var; önceki dönemlere nazaran gerçek anlamda ilk defa sil baştan yapıldı ve kadronun büyük bölümü değişikliğe uğradı. Ters yüz edilen takımların eleştiriden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey zaman şüphesiz. Altıncı hafta genellikle beklenen ilk eşiktir ve belli başlı ipuçlarını bulmak mümkün.
Galatasaray'ın transfer politikasından girmek gerek ama transfer dönemi itibariyle kadro budur ve Ocak ayına kadar da değişmesi mümkün değil. O yüzden taraftarın son yıllarda geçirdiği başkalaşımın bir benzerini izlediğimiz dün akşamın zayıf notunu taraftara vererek başlayalım. Albert Riera'nın ıslıklanmasının mantıklı bir açıklaması yok, her zaman olduğu gibi, ve taraftar bir kez daha takımın önünde köstek olmak konusunda girişimlere başladı. Az veya çok; bu tip tepkiler bir süre sonra kitlelere sirayet eder. Kulübün kanseri yönetimler diyorduk, ne yazık ki durum daha vahim görünüyor.
Fatih Terim değişmiş. Geldiği gün, gelmesine karşı çıkanlardan biriydim ve kendimce savunularım vardı bununla ilgili; pek tabii "Galatasaraylılık ölçer"ler devreye girdi ve sıklıkla aforoz edildik ama neyse ki aşk iki kişilik ve kimin ne söylediğinin pek bir anlamı yok. Açıkçası "tehlike anında kırınız" seçeneklerine hep karşı olmuşumdur. Zamana tutunmanın yolu değişim ve adaptasyondur. Nostaljik yolculuklar sıklıkla başa döndürür ve zararlı olur.
Her şeye rağmen ilk hazırlık maçından itibaren sahada gördüklerim beni memnun etti. Ağzından köpükler saçarak ve zaman zaman küfürler ederek beni aforoz edenlerin aksine Terim fazlasıyla değişmiş sahada. Kaosu seven eski hücum takımları yerine kontrol eden bir Galatasaray var. Topu istiyor, sabırlı kalmaya çalışıyor ve düzene sadık kalmak konusunda bir tavır sergileme gayretinde. Aksaklıklar var, hem de çok, ancak yukarıda da belirttiğim üzere oyuna gireni ve çıkanıyla yeni bir takım sahadaki. Baya yeni hem de.
Milli Takım'da da sıklıkla tercih ettiği 4-1-4-1 düzeni yılın büyük bölümünde tercihi olacak Terim'in. Çok önemli iki anahtar var burada: İlki ligdeki takımların büyük bölümünün orta sahayı 3 oyuncuyla tutuyor oluşu ve burada üstünlük sağlama zorunluluğu; bugünün futbolunun birinci sırada istediği. İkincisi ise taktik esneklik; oyunun içerisinde öndeki dörtlünün altı maçtır ne kadar sık hareket ettiği ve yer değiştirdiği dikkat çekmiştir. Şu an için sistemi doğru işletecek derinlikte bir kadro ve kalite olmadığında hemfikiriz ki zaten Terim de her açıklamasında devre arasında yapılacak eklemelerin sinyallerini veriyor. Kısacası kaza da olsa ısrar edecek; ikinci gelişinde çok fazla yap-boz kendi sonunu getirmişti.
Ligde oynanan oyunun yavaşlığı dikkate alınacak olursa Bursa ligin en sert takımlarından biri haline geliyor; Anderlecht maçlarında rakibin üçüncü bölgede yaptığı 3-4 çabuk pasın Bursaspor defansını nasıl abandone ettiğini izleyenler hatırlayacaktır. Bu ligin anahtarlarından biri kısacası: Hız. Takım henüz bu çabukluğu sağlayacak birliktelik için erken bir evrede ama bu sorunu çözecek en önemli etmen ısrar, kadro istikrarı ki, bu konuda kenar yönetimin ısrarcı oluşu dikkat çekici.
Bursa klasik deplasman oyunu ile başladı ve iki dörtlü bloğun arasına oyuncu sokarak problem yaratma gayretinde oldu. Ligin top tutma kabiliyeti en yüksek forvetlerinden Turgay'ın ve Batalla'nın bu koridorda tutacağı toplar, arkadan gelen Ozan ve Sestak'ı besleyecekti ama ilk beş dakikada Ozan İpek'in dalışı dışında 60 dakika herhangi bir üretim gösteremediler. Gökhan ve Ujfalusi ikilisi Turgay'ı neredeyse hiç topla buluşturmayınca bu opsiyon ortadan kalktı. Batalla gibi sahayı iyi dolaşan bir adamı da şu ana kadar olağanüstü oynayan ve her haliyle bu ligin üzerinde bir oyuncu olduğunu gösteren "bidon" Melo kilitleyince maç tek tarafa döndü.
Bu tarz bir maçın daha fazla pozisyon içermesini beklemek işin normali. Ancak saha içinde işin hücum kısmında bir koordinasyon problemi var şu ana kadar; zaman zaman yaşanan parlamalar pozisyon getiriyor ve bu parlamaların tamamı organize. Top tüm sahayı "pasla" geziyor ve hızlı ters toplarla kenardan sıfıra gidiliyor. Önemli ve ilerleyen zamanlarda artacak. Ancak şu an için oyunun önemli bir kısmında takım bir kenar bölgeye sıkışıyor ve inatla oyunu açmıyor, sonunda da fuzuli bir pasla top rakibe teslim ediliyor(Terim bu pozisyonların ardından sık sık "oyunu açın" derken ekrana geldi dikkat edildiyse). Birlikte oynayarak ve çalışarak aşılabilecek bir sorun, zamanla daha iyi olacaktır; hızlı olmasındansa yavaş olması da yeğdir, kolay bozulmaz.
İlk 45'te Engin'in penetresi ile gelen gol sistemin parçalarından beklenenlerden biri. Geçen yıl yaşanan forvet yalnızlığını aşmanın tek yolu bu ve daha sık olmak zorunda. Şu an için kenar oyuncuları çizgiyi bırakmamak konusunda ısrarcı olsalar da iki maçtır Kazım'ın arka direği zorlama konusunda aşama kaydettiğini söylemek gerek. Riera'nın da katılımıyla hücumdaki problemlerden bir diğerini daha çözecektir takım. Sorun şu ki, top sıkıntısız bir biçimde üçüncü bölgeye getirildi altı maçtır; ancak Galatasaray bu bölgede rakibi karşısına alıp topu çevirmekten fazlasını yapamadı. Hareket ve çabukluk hücumun şu anki sorunları.
Ertuğrul Sağlam, maçı çevirmek için forvete stoper sokmasını bir kenara bırakacak olursak, iki yerinde hamleyle çalışmayan sistemini düzeltti ve geriye daha yakın oynayan Insua Galatasaray orta sahasına problem yaratmaya başladı. Engin'in sakatlanıp çıkışı bu düşüşte etken. Hocanın Sercan'ı alıp takımın yaslanmasının önüne geçmek istemesi ise sahadaki driplingci oyuncuların fazlalığı yüzünden pek sonuç vermedi. Yenilen gol kazadır, takımın gösterdiği reaksiyon daha önemlidir. Atılan golse tamamen hareket ve hız ürünü; üç basit pas ve iki doğru koşu. Artması gerek, artacaktır da.
Şu an umut etmek, iyimser olmak herkesin istediği, içinden gelen biliyorum pek tabii ama biraz fazla olduğu kanaatindeyim ve işlerin ters gitmesi durumunda uyanışı sert olur. Galatasaray 2008 kışında da muhteşem oyunlar oynadı, 2009 sonbaharında da; ve hatta burada Terim'e katılmayacağım, dün akşamkinden çok daha iyisini izledik önceki yıllarda. Bu havaya sahip olmak ve böyle tutmak önemlidir; konsantrasyonu ve çalışmayı bu seviyede tutmaksa hepsinden önemlisi. Terim bu sefer zor yenilen bir takım yaratma gayretinde ve benim açımdan en doğrusu budur şu an için. Takım da bu açıdan ligin önemli takımlarından birine karşı iyi bir sınav verdi, duran toplar dışında pozisyon vermedi ve bulduklarını atarak sonuca gitti. Zor gol yemek. Şu an için en önemlisi bu. Takımın hücum organizasyonu ve ritmi arttıkça bunun anlamı daha da öne çıkacak.
Şimdilik biraz daha zaman vermek gerek.
Not: Zemini oturmamış bir stada bu kadar maç yükü vermek de ancak bizim federasyonun aklına gelirdi. Olduğu gibi kalkan bir çim, balçık. Dün yaşanan iki sakatlıkta da zeminin etkisi büyüktür ve sorumlusu bellidir.
*Görsel Galatasaray resmi sitesinden alınmıştır.
2 yorum:
Melo'ya bidon diyenlere tırnak işaretiyle atıfta bulunmuşsunuz; bu olabilir. Lakin twitter'dan sizi takip eden biri olarak, adı Galatasaray'la geçtiğinde kendisinin ''overratedların şahı'' olduğunu söylediğinizi biliyorum.
Keşke ona bidon deyip karşı çıkanlara gönderme yaptığınız kadar, ''ben de pek beğenmiyordum ama beni yanılttı.'' diyebilseydiniz.
Yazının geneline katılıyorum. Elinize sağlık. Saygılar.
Mümkünse "overratedların şahı" yazdığım tiviti bulmanızı rica edeceğim, zira öyle bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Melo'nun Juventus'ta, Fiorentina'da oynadığı oyunun yanına yaklaşamadığını yazdım çok kere.
İlk günden itibaren sürekli olarak verilen parayı eleştirdim, blogda da bununla ilgili de yazı var hemen aşağıda. Hala da arkasındayım söylediklerimin; Galatasaray'ın gelir kalemlerine, ekonomik durumuna bakacak olursak yapılan sözleşme yanlıştır. Sanırım burası kalmış aklınızda. Yanıldığım vakit yanıldığımı söylemekten asla çekinmem, aynı bu yazıda Terim için yazdıklarım, daha önceki onlarca yazıda yanıldığım diğer konuları dile getirdiğim gibi.
Teşekkür ederim.
Yorum Gönder