8 Ekim 2011 Cumartesi

Türkiye 1-3 Almanya & Fundamental 101



Soru: Ne bekliyoruz? Açalım. Nasıl bir oyun istiyoruz? Oyun mu yoksa sonuç mu istiyoruz? Kupalara katılmak mı, yoksa sahada her zaman daha iyi olan taraf olmakla mı derdimiz? Bu soruların tamamının alıcısı var. Pragmatist olan da, romantik olan da var bu sorulara cevap verecekler arasında. Ama problem bunlar değil. Problem maalesef hiçbir zaman bunlar olmadı. Uygun bir tartışma/uzlaşı ortamının olmadığı bir yerde fikirler kutuplar üzerinden seslendiriliyor. Mesele de sahadaki oyun değil, tabela değil, oyuncular değil; mesele kavga etmek. Bastırılamayan bir kavga açlığı üzerinden bayat, tatsız futbol sohbetleri yapıyoruz. Sonuç olarak birazdan yazacaklarıma herhangi biri gelip "Hiddink gitsin" der, konu da kapanır. Zira dinlemekle, anlamakla değil, haklı çıkmakla derdimiz.

Maçın büyük bölümünün gidişatının nasıl olacağını basın toplantısında Hiddink'ten dinledik zaten; sık ve çabuk pas yapan, oyunun yönünü hızlı değiştiren Almanların bağlantılarını kesip, Alman tandeminin arkasına gitmek. Yediğimiz gole kadar da planın gayet iyi işlediğini söylemekte fayda var. Oyunun topa sahip olma kısmında neredeyse hiç olamasak da, üç-dört kez basit ikiye birler ve ani driplinglerle Alman presini yardık, kilit topları atmayı başardık. Gole kadar her şey doğruydu.

Burada karşı çıkacaklar olabilir, 2008'deki turnuvayı örnek verecekler olabilir; geçmiş üzerinden seslendirilen bu sevdalar daha önce çok çakılmaya sebep oldu, yine zarar verir. Almanya teknik direktörü Joachim Löw geçtiğimiz 5 senede yaptıklarını anlatırken önemli noktaların altını çizdi. Bunların en önemlisi de şuydu: "Oyuncularımızın topla oynama yeteneklerini, hakimiyetlerini arttırdık." Bu konudaki altyapı çalışmalarının adresi belli; model yine Hollanda ve yükselen İspanya. Kısacası üç sene öncesine göre sahada çok daha iyi hale gelmiş durumda Almanlar. 2004'ten bu yana içinde bulunduğu organizasyonu giderek daha mükemmel hale getirmiş durumda Löw.

Hiddink'in basın toplantısında vurgu yaptığı önemli noktalardan bir diğeri de kontrollü hücumdu. Bizim üzerimizde pek durmayan, önemli bir gurubun da hiç hoşlanmadığı yapı; Skibbe'nin Avrupa'daki Galatasaray'ı ve Zico'nun Fenerbahçe'si. Burada önemli olan nokta şu: Her daim oyunun belli bölümlerinde ateşimiz yükseliyor ve sahada şuurumuzu kaybediyoruz. Yediğimiz saçma sapan gollerin -kulüp veya milli takım fark etmez- hep birbirinin tekrarı olması tesadüf müdür?

Öncelikle işi kavgadan çıkarıp gerçeklerle yüzleşelim. 2010 elemerinde İspanya ve şimdi de Almanya; bu iki rakip, Avrupa, hatta Dünya futbolunun an itibariyle önde giden iki takımı. Biz bu iki takıma karşı da mahkum oynadık, hemen bütün diğer takımlar gibi. Basit sebeplerden ötürü; altyapısı daha iyi olan oyuncular, daha iyi organizasyon ve daha iyi analiz. Fundamental olarak iki takım arasında çok ciddi farklar var. Saha içindeki kaymaları, oyuncuların oyunu okuma biçimlerini, tercihlerini tartışmıyorum, bu konuda ciddi anlamda gerideyiz. Tamamen temel prensipler burada kastım; aksiyonun devamlılığı-koşuya başlayan oyuncunun koşuyu kesmemesi-, pas almak için hareket etmek, top ayaktan çıktıktan sonra yer değiştirmek. Sadece bunları yapmamak rakibin savunma yapmasını kolaylaştırıyor. İki yan pas sonrası geriye pas, geriden uzun top rakibe. Fundamental olarak ezilirken nasıl "bildiğimiz" oyunun fayda getirmesi beklenebilir?

Zaten tam olarak bunlar yüzünden Terim İspanya'ya karşı, Hiddink de Almanya'ya karşı benzer kurgular hazırladılar. Bu takımlara karşı oynanan dört maçta da kilit aynı; topun bizde olduğu kısa dönemde doğru organizasyonu geliştirememek. Bugün yenilen ilk gole kadar geliştirilen "doğru" üç hücum da doğru plandır, sorun daha öncekilerde olduğu gibi sonuçtur.

Gol sonrası Almanya sete set oyuna döndü ama top hakimiyetimiz yettiği kadar karşılık verebildik. İkinci gole kadar oynanan bölüm baştaki planın devamı; zira öne çıktığımızda neler olduğunu son 10 dakikada gördük. Müller'in golü ve Hakan'ın golü arasındaki dönem uyku dönemi; büyük ihtimalle Hiddink de son maçı düşünerek Arda'yı kenara aldı. İkinci yarının bana göre en fazla yapılan saha içi yanlışı uzun driplingler oldu. Dünyanın en iyi geri koşan takımına, hızın bu denli önemli olduğu bir dünyada çok rahat yerleşme fırsatı verdik. Kahramanlığa soyunmanın bedeli de fazla canımızı sıktı; attığımız goldeki yardımlaşma, takım oyunu ve Hakan Balta'nın harika ceza sahası koşusu 45-70 arasında yapmamız gerekenlerdi.

Saha içinde bu tip akıl kayıpları her zaman yaşanır; oyun başladığı anda teknik adamın belli başlı etkileri var maalesef. Bunu bir çoğu teknik adam %15'lere kadar indiğini söylüyor; Guardiola gibi taktik esnekliği güçlü bir takımınız varsa işler değişir pek tabii. Bizim gibi soğukkanlılığı düşük oyunculardan kurulu takımlarda yaşanması muhtemel bir durum, pek şaşırtıcı değil. Altyapılar, vs uzun iş ama öğrenmemiz gereken ilk ders kesinlikle bu: Kontrolü kaybetmemek.

Her branşta olduğu gibi göbeğimizi yine kendimiz kesemedik ama Löw'ün kenardaki halini gördükten sonra Play Off için herhangi bir endişem yok. Motivasyon problemi yaşamadan Azerbaycan karşısında galibiyeti alıp, rakibi beklemeye başlayacağız diye düşünüyorum. Sonrası sonra tekrar değerlendirilir.


Maçtan bağımsız not: Mümkünse aksi görüş bildirirken elinizde veri olsun. "Hiddink gitsin" öbür türlü çok hödükçe oluyor. Bu ülkenin bir futbol kültürü yok, her zaman kaos hakim ve beklentilerin anlamsız yüksek olduğu kanaatindeyim. Bazı rakipler isteseniz de kendiniz gibi oynamanıza imkan vermez; İspanya, Almanya, Hollanda gibi takımlarla oynarken o yallah yallah oyunu oynarsanız maçı kaybedersiniz. Maçı kaybettiğiniz vakit de skora sinirlenip teknik adama giydiriyorsunuz, o da olmuyor. Bu kesimin tutarlı olmasını beklemiyorum; ancak karşınızdakinin görüşünü kendinizce aşağılayarak tartışmaya kalktığınızda insanlıktan uzaklaştığınızı da bilmenizi isterim. Kişisel sevgileriniz üzerinden savunular üretmeyin. Üzülerek söylüyorum ki dünyanın en zeki insanı siz değilsiniz; aynı benim de olmadığım gibi.

*Görsel ntvspor.net'ten alınmıştır.

2 yorum:

M.Cagdas dedi ki...

Katiliyorum yaziya. Biraz da beklentilerimizin gercekcilikten uzak oldugunu dusunuyorum. Karsinizda son yillarda mukemmel bir yeniden yapilanma geciren, dinamik, cok iyi altyapi almis (ki bu bizim butun Almanya'da yetismis - Almanci demek istemedim - oyunculara sulanmamizla dogrulaniyor) bir takim var. Biz ise her gelen TD ile sistem degistiren, daha yeni oyuncularinin bir cogu degismis bir takimiz. Altyapi egitim kalitemiz ortada. Ha demiyorumki teslim olalim, kaybetmeyi kabul edelim, ama gaza gelip de gercekleri unutuyoruz bazen.

Dunya ve avrupa ucunculuklerimiz malesef biraz yaniltici oldu ve hala gelismekte olan bir futbolumuz oldugunu unutturdu, yine acele ediyoruz, temeli saglamlastirmadan hemen basari istiyoruz. Neden, cunku biz dunya 3.suyuz!

Bence Hiddink yanlis tercihti, en bastan. Altyapilardan baslayan bir yeniden yapilanma gerekirken, bu is icin gercekten mesai harcayacak, ozveriyle calisacak birisine ihtiyac vardi, ayni zamanda da bizimle basarili olmasi kendi kariyerine sinif atlatacak birisi. Sunu dusunelim, Hiddink Turkiye'yle basarisiz olursa kariyerine nasil bir etkisi olur? Zaten kariyeri basarilarla dolu bu adam, emekliligi de gelmisken, gercekten Turk futbolu gelissin diye ekstra mesai harcayacak midir? Ne gibi bir motivasyonu vardir? (Maalesef alacagi garanti milyonlarin motivasyon olacagini dusunmuyorum)
Demek istedigim, "Hiddink gitsin, yakti bizi!" degil, biz en bastan ne istedigimizi biliyormuyduk ve buna uygun secimi yapabildik mi? Simdi Hiddink'e git ulan demek, zaten ulke futbolunun neden kaplumbaga adimlariyla gelistiginin bir ozeti.

Can dedi ki...

Maalesef bu işin bir ortası yok. Bizimle birlikte büyüyecek birine daha fazla baskı uyguluyoruz(isim fark etmiyor yani, dozaj değişiyor). Ersun Yanal net örneğidir; herhangi bir sorun yokken pat diye görevden alındı. Yani kulis işi önemli ama nereye kadar? Terim bile yerden yere vuruldu; sadece takımın gidemeyeceğinin kesinleşmesi beklendi.

Hiddink tercihi bence en doğrusu; bu ülkenin yapısından ekol yaratmak çok zor, hele ki kısa zaman içerisinde. Bu işler altyapıdan olur, üstten değil. Hiddink'in avantajı çok farklı futbol kültürlerine (İngiltere, Hollanda, Rusya, Uzakdoğu, vs) aşina olması. Adapte olabiliyor kısacası. Mesele yazıda da belirttiğim gibi Hiddink meselesi değildir; bugün 100 teknik adamın 99'u sahaya dün çıkılan kurgu ile çıkar, 2 oyuncu farklı 3 oyuncu eksik, fark etmez. Plan doğruydu, biz o golü atmalıydık, atamadık.

Bizim temelde çok daha ciddi sorunlarımız var. Sürekli kavga etmek gibi. Sahanın içinden çok tabela ile ilgilenmek gibi. Bunları aşmamız gerekli önce. Ben hala turnuvaya gideceğimizi ve iyi bir milli takım izleyeceğimizi düşünüyorum. Popülist ya da romantik değilim; realistim yalnızca. Almanya ile aramızda siklet farkı olduğunu kabul etmemiz şart.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails