<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606</id><updated>2012-01-27T13:38:34.757+02:00</updated><category term='Top 5'/><category term='UEFA Avrupa Ligi'/><category term='Bon Appetite'/><category term='Aslanbaş'/><category term='Süper Lig'/><category term='Formula 1'/><category term='Hattu'/><category term='Euro 2012'/><category term='Premier Lig'/><category term='Milli Takım'/><category term='2010 Dünya Kupası'/><category term='Kaya'/><category term='İnceleme'/><category term='Matematik'/><category term='Telenovella'/><category term='Koleksiyon'/><category term='Sinema'/><category term='Can'/><category term='Oyun'/><category term='Edebiyat'/><category term='Seriler'/><category term='&quot;Bi El Atın&quot;'/><category term='Güven Cem'/><category term='Musiki'/><category term='Rally'/><category term='Vaya Con Dios'/><category term='Aktüel'/><category term='Liverpool'/><category term='Olan Biten'/><category term='Beşiktaş'/><category term='Serbest Atış'/><category term='Motor Sporları'/><category term='Ayak Topu'/><category term='Galatasaray'/><category term='Cheers'/><category term='Basketbol'/><title type='text'>Fever Pitch</title><subtitle type='html'>“I fell in love with football as i was later to fall in love with women: suddenly, inexplicably, uncritically, giving no thought to the pain or disruption it would bring with it. “

          Nick Hornby</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>613</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-6838339419794018355</id><published>2011-10-17T20:01:00.003+03:00</published><updated>2011-10-17T20:20:46.209+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 2-1 Bursaspor &amp; Yeni Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-D0DbjY3W3bg/Tpxf3Z14fpI/AAAAAAAACAg/3K0hFemAq1Q/s1600/felipe%2Bmelo.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-D0DbjY3W3bg/Tpxf3Z14fpI/AAAAAAAACAg/3K0hFemAq1Q/s400/felipe%2Bmelo.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664507836759572114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;"Neresinden bakarsak daha ileri gideriz?" yazısı olacak bu. Son zamanlarda soruyla başlıyoruz ama bunun tekrardan değil, sorunun kendisinden kaynaklandığını bilmek gerek. Tozpembe başlangıçlar bu blogun geçmişinde var ve sonları pek de iyi bitmedi. Baştan uyarayım, sonunda içinde "önyargı" geçen cümleler kurmayın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son yıllarda "sil baştan" başlamayı kendisine alışkanlık edinmiş Galatasaray'da dün sahadaki 7 oyuncu yeniydi; hatta sakatlık şakaları kurbanı Gökhan Zan'ı da eklersek geçen yıldan farklı 8 oyuncuya sahip yeni bir takım vardı sahada. Galatasaray'a dair yazmayışımın altında biraz da bu var; önceki dönemlere nazaran gerçek anlamda ilk defa sil baştan yapıldı ve kadronun büyük bölümü değişikliğe uğradı. Ters yüz edilen takımların eleştiriden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey zaman şüphesiz. Altıncı hafta genellikle beklenen ilk eşiktir ve belli başlı ipuçlarını bulmak mümkün.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'ın transfer politikasından girmek gerek ama transfer dönemi itibariyle kadro budur ve Ocak ayına kadar da değişmesi mümkün değil. O yüzden taraftarın son yıllarda geçirdiği başkalaşımın bir benzerini izlediğimiz dün akşamın zayıf notunu taraftara vererek başlayalım. Albert Riera'nın ıslıklanmasının mantıklı bir açıklaması yok, her zaman olduğu gibi, ve taraftar bir kez daha takımın önünde köstek olmak konusunda girişimlere başladı. Az veya çok; bu tip tepkiler bir süre sonra kitlelere sirayet eder. Kulübün kanseri yönetimler diyorduk, ne yazık ki durum daha vahim görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fatih Terim değişmiş. Geldiği gün, gelmesine karşı çıkanlardan biriydim ve kendimce savunularım vardı bununla ilgili; pek tabii "Galatasaraylılık ölçer"ler devreye girdi ve sıklıkla aforoz edildik ama neyse ki aşk iki kişilik ve kimin ne söylediğinin pek bir anlamı yok. Açıkçası "tehlike anında kırınız" seçeneklerine hep karşı olmuşumdur. Zamana tutunmanın yolu değişim ve adaptasyondur. Nostaljik yolculuklar sıklıkla başa döndürür ve zararlı olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şeye rağmen ilk hazırlık maçından itibaren sahada gördüklerim beni memnun etti. Ağzından köpükler saçarak ve zaman zaman küfürler ederek beni aforoz edenlerin aksine Terim fazlasıyla değişmiş sahada. Kaosu seven eski hücum takımları yerine kontrol eden bir Galatasaray var. Topu istiyor, sabırlı kalmaya çalışıyor ve düzene sadık kalmak konusunda bir tavır sergileme gayretinde. Aksaklıklar var, hem de çok, ancak yukarıda da belirttiğim üzere oyuna gireni ve çıkanıyla yeni bir takım sahadaki. Baya yeni hem de. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Milli Takım'da da sıklıkla tercih ettiği 4-1-4-1 düzeni yılın büyük bölümünde tercihi olacak Terim'in. Çok önemli iki anahtar var burada: İlki ligdeki takımların büyük bölümünün orta sahayı 3 oyuncuyla tutuyor oluşu ve burada üstünlük sağlama zorunluluğu; bugünün futbolunun birinci sırada istediği. İkincisi ise taktik esneklik; oyunun içerisinde öndeki dörtlünün altı maçtır ne kadar sık hareket ettiği ve yer değiştirdiği dikkat çekmiştir. Şu an için sistemi doğru işletecek derinlikte bir kadro ve kalite olmadığında hemfikiriz ki zaten Terim de her açıklamasında devre arasında yapılacak eklemelerin sinyallerini veriyor. Kısacası kaza da olsa ısrar edecek; ikinci gelişinde çok fazla yap-boz kendi sonunu getirmişti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ligde oynanan oyunun yavaşlığı dikkate alınacak olursa Bursa ligin en sert takımlarından biri haline geliyor; Anderlecht maçlarında rakibin üçüncü bölgede yaptığı 3-4 çabuk pasın Bursaspor defansını nasıl abandone ettiğini izleyenler hatırlayacaktır. Bu ligin anahtarlarından biri kısacası: Hız. Takım henüz bu çabukluğu sağlayacak birliktelik için erken bir evrede ama bu sorunu çözecek en önemli etmen ısrar, kadro istikrarı ki, bu konuda kenar yönetimin ısrarcı oluşu dikkat çekici. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bursa klasik deplasman oyunu ile başladı ve iki dörtlü bloğun arasına oyuncu sokarak problem yaratma gayretinde oldu. Ligin top tutma kabiliyeti en yüksek forvetlerinden Turgay'ın ve Batalla'nın bu koridorda tutacağı toplar, arkadan gelen Ozan ve Sestak'ı besleyecekti ama ilk beş dakikada Ozan İpek'in dalışı dışında 60 dakika herhangi bir üretim gösteremediler. Gökhan ve Ujfalusi ikilisi Turgay'ı neredeyse hiç topla buluşturmayınca bu opsiyon ortadan kalktı. Batalla gibi sahayı iyi dolaşan bir adamı da şu ana kadar olağanüstü oynayan ve her haliyle bu ligin üzerinde bir oyuncu olduğunu gösteren "bidon" Melo kilitleyince maç tek tarafa döndü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu tarz bir maçın daha fazla pozisyon içermesini beklemek işin normali. Ancak saha içinde işin hücum kısmında bir koordinasyon problemi var şu ana kadar; zaman zaman yaşanan parlamalar pozisyon getiriyor ve bu parlamaların tamamı organize. Top tüm sahayı "pasla" geziyor ve hızlı ters toplarla kenardan sıfıra gidiliyor. Önemli ve ilerleyen zamanlarda artacak. Ancak şu an için oyunun önemli bir kısmında takım bir kenar bölgeye sıkışıyor ve inatla oyunu açmıyor, sonunda da fuzuli bir pasla top rakibe teslim ediliyor(Terim bu pozisyonların ardından sık sık "oyunu açın" derken ekrana geldi dikkat edildiyse). Birlikte oynayarak ve çalışarak aşılabilecek bir sorun, zamanla daha iyi olacaktır; hızlı olmasındansa yavaş olması da yeğdir, kolay bozulmaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk 45'te Engin'in penetresi ile gelen gol sistemin parçalarından beklenenlerden biri. Geçen yıl yaşanan forvet yalnızlığını aşmanın tek yolu bu ve daha sık olmak zorunda. Şu an için kenar oyuncuları çizgiyi bırakmamak konusunda ısrarcı olsalar da iki maçtır Kazım'ın arka direği zorlama konusunda aşama kaydettiğini söylemek gerek. Riera'nın da katılımıyla hücumdaki problemlerden bir diğerini daha çözecektir takım. Sorun şu ki, top sıkıntısız bir biçimde üçüncü bölgeye getirildi altı maçtır; ancak Galatasaray bu bölgede rakibi karşısına alıp topu çevirmekten fazlasını yapamadı. Hareket ve çabukluk hücumun şu anki sorunları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ertuğrul Sağlam, maçı çevirmek için forvete stoper sokmasını bir kenara bırakacak olursak, iki yerinde hamleyle çalışmayan sistemini düzeltti ve geriye daha yakın oynayan Insua Galatasaray orta sahasına problem yaratmaya başladı. Engin'in sakatlanıp çıkışı bu düşüşte etken. Hocanın Sercan'ı alıp takımın yaslanmasının önüne geçmek istemesi ise sahadaki driplingci oyuncuların fazlalığı yüzünden pek sonuç vermedi. Yenilen gol kazadır, takımın gösterdiği reaksiyon daha önemlidir. Atılan golse tamamen hareket ve hız ürünü; üç basit pas ve iki doğru koşu. Artması gerek, artacaktır da.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu an umut etmek, iyimser olmak herkesin istediği, içinden gelen biliyorum pek tabii ama biraz fazla olduğu kanaatindeyim ve işlerin ters gitmesi durumunda uyanışı sert olur. Galatasaray 2008 kışında da muhteşem oyunlar oynadı, 2009 sonbaharında da; ve hatta burada Terim'e katılmayacağım, dün akşamkinden çok daha iyisini izledik önceki yıllarda. Bu havaya sahip olmak ve böyle tutmak önemlidir; konsantrasyonu ve çalışmayı bu seviyede tutmaksa hepsinden önemlisi. Terim bu sefer zor yenilen bir takım yaratma gayretinde ve benim açımdan en doğrusu budur şu an için. Takım da bu açıdan ligin önemli takımlarından birine karşı iyi bir sınav verdi, duran toplar dışında pozisyon vermedi ve bulduklarını atarak sonuca gitti. Zor gol yemek. Şu an için en önemlisi bu. Takımın hücum organizasyonu ve ritmi arttıkça bunun anlamı daha da öne çıkacak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdilik biraz daha zaman vermek gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; Zemini oturmamış bir stada bu kadar maç yükü vermek de ancak bizim federasyonun aklına gelirdi. Olduğu gibi kalkan bir çim, balçık. Dün yaşanan iki sakatlıkta da zeminin etkisi büyüktür ve sorumlusu bellidir. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;*Görsel Galatasaray resmi sitesinden alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-6838339419794018355?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/6838339419794018355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=6838339419794018355&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6838339419794018355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6838339419794018355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/10/galatasaray-2-1-bursaspor-yeni.html' title='Galatasaray 2-1 Bursaspor &amp; Yeni Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-D0DbjY3W3bg/Tpxf3Z14fpI/AAAAAAAACAg/3K0hFemAq1Q/s72-c/felipe%2Bmelo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5849165148097299662</id><published>2011-10-11T17:54:00.004+03:00</published><updated>2011-10-11T22:12:32.607+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milli Takım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Guus Hiddink ve Milli Takım</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DwQ18kDB8_E/TpRZIp8KHZI/AAAAAAAACAU/vKDYo5Ec6BA/s1600/guus-hiddink.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 290px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-DwQ18kDB8_E/TpRZIp8KHZI/AAAAAAAACAU/vKDYo5Ec6BA/s400/guus-hiddink.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5662248636743556498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha sonra buralarda aradığını bulamadan dönecek olan Frank De Boer'in 60 metrelik pasını müthiş bir kontrolle önüne indirip, kaleci Roa'nın sağından topu tavana asan Bergkamp golü attığında, izlediğim en iyi milli takımlardan biri olan Hollanda Fransa 98'de yarı finale yürüyordu. Kulübedeki adam bu topraklara ilk gelişindeki gibi bıyıklıydı ve garip bir şekilde yolu sürekli olarak bizimle kesişiyordu; Fenerbahçe, 1998 elemeleri, 2002 Güney Kore. Guus Hiddink yıllar sonra bu topraklara, aynı ilk gelişindeki gibi, büyük beklentilerle geldi ve garip bir şekilde aradan geçen 20 senede sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, tekrar evinin yolunu tutma arefesinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün akşam bir yerlerde Oktay Mahmuti'nin bir röportajında söylediği "gerçekçi olduğunuz sürece hayal kurmaya, hayallerinizi gerçekleştirmeye imkanınız olur" sözlerini okudum. Belki de onun değildir, önemli değil zaten; bu yazının anafikrini vermesi adına yazmak istedim. Almanya maçını değerlendirirken üzerinde durmaya çalıştığım konuyu burada biraz açacağız; kendimizin ne kadar farkındayız? Guus Hiddink'in karnesine biraz yakından bakalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk olarak sayısal birkaç veri ile başlayalım ve sorunumuzun ne olduğunu anlamaya çalışalım.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2006  12 maç. Atılan gol: 23, Yenilen gol: 9&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2008  12 maç. Atılan gol: 25, Yenilen gol: 11&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2010  10 maç. Atılan gol: 13, Yenilen gol: 10&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2012 10 maç. Atılan gol: 13, Yenilen gol: 11&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son dört şampiyonanın ön eleme grubu maçlarının gol istatistikleri bunlar. İlginç bir şelikde yediğimiz gol sayılarının birbirine paralel olduğu görülüyor. Attığımız gol sayısında 2 ortalamanın üzerine çıktığımız tek ön eleme grubu katıldığımız 2008 Avrupa Şampiyonası. 2006'da İsviçre'ye play off'ta elenirken, 2010'da ikinciliği Bosna Hersek'e kaptırmıştık. Tablonun kesin bir verisi var; maç başına 1 gol yiyen bir takımımız var. İşin matematiği basit ve tablo bunun da ipuçlarını veriyor: Kazanmak için yediğinizden fazlasını atmanız gerekli ve son dört eleme grubu içerisinde katıldığımız tek turnuva olan 2008'de takım maç başına 2 gol atıyor. Kısacası Guus Hiddink'in Azerbaycan yenilgisinden bu yana dile getirdiği problem doğru: &lt;b&gt;Milli Takım gol atamıyor. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu problemin analizleri birçok değişik açıdan yapılabilir pek tabii. Bizim en çok sevdiğimiz kısım diziliştir ama Türk insanı bunun bir oyun formatı olmadığını anlamamak konusunda direttiğinden kendimi tekrar açıklamak için helak etmeyeceğim. Gözüme çarpan bir başka veri vereceğim ve 2008 ile şu anki takımın arasındaki farkı anlatmaya çalışacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maç başına 2 gol ortalamasıyla oynayan 2008 elemelerindeki takımıda atılan 25 golün 11'i orta saha oyuncularından gelmiş. Geri kalan 14 golün ise 10 tanesi ise Hakan Şükür ve Nihat Kahveci tarafından paylaşılmış. Orta saha oyuncularının en skoreri Tuncay Şanlı. Gelelim bugüne. Şu ana kadar attığımız 12 golün 6'sı yine orta saha oyuncularından gelirken 2 golü de bek oyuncularımız Gökhan ve Hakan atmışlar. Kalan 4 golün 3'ü Burak'ın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki sorun göze çarpıyor. Orta saha oyuncularının düşen skorları ve forvet oyuncularının neredeyse dibe vuruşu. Tuncay Şanlı'nın vasıflarını düşünecek ve form olarak en iyi döneminde olduğunu varsayarsak düşen gol sayısını bir nebze anlamlandırmamız mümkün; ancak hücumcularımızdaki düşmenin belirgin bir açıklaması maalesef yok. Fatih Terim de takımın pozisyon bulamayışından değil, atamayışından yakınıyordu ki, problem Hiddink ile aynı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçeride oynadığımız Kazakistan ve deplasmandaki Almanya maçını bir kenara bırakacak olursak gerçekten de takımın pozisyona girmekle ilgili bir sıkıntısı olduğunu düşünmüyorum. Özellikle kaybedilen Azerbaycan maçında yenilen gole kadar direkten dönen bir top, altıpasın içerisinden atılamayan net üç gol poziyonu var. Bu dönemden sonra nispeten daha yeni yüzler görmeye başladığımız milli takımda golü atması için görev verilen Burak ilk oynadığı milli maçtan sonra Almanya maçına kadar görevini layığıyla yaptı. Ancak şu anki tablo yetmediğini gösteriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelelim Hiddink'in şikayet ettiği bir başka konuya. Takımın ciddi anlamda fiziksel sıkıntıları vardı, Almanya maçında bunu net olarak gördük. Bunun çözülemeyecek bir sorun olmadığı kanaatindeyim; ligler geç başladı, kilit oyuncular yeni yeni dönüyorlar sakatlıktan ve onları oynatmak bir tercihti; maç eksiği çok önemlidir ve Gökhan Gönül ve Servet maç içerisinde bu sorunu ciddi olarak yaşayanlar olarak göze çarptılar. Bu, Hiddink'in seçimidir pek tabii ve şikayetlenme lüksü olamaz; ancak takımın genel olarak fiziksel problem yaşadığı da aşikar ki, bu da Hiddink'in sorumluluğu değildir. Turnuvaya katılma durumunda Hiddink'in sorumluluğu başlar ve aynı Terim'in 2008 öncesinde yaptığı gibi kafasındaki yapıya göre gerekli hamleleri yapması olasılığın ötesindedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üçüncü kısım: &lt;i&gt;Kontrol&lt;/i&gt;. Türkiye'deki futbolun en büyük sorunu. Maalesef şu anlaşılmıyor; kontrol oyunu demek, savunma yapmak demek değildir. Önce bunun farkına varmalı insanlar; izleyicilerden önce oyuncular. Dünyadaki oyun buna evrilmiş durumda ve bundan kaçışınız maalesef yok; 90 dakika tam konsantrasyonla ve dikkatle aynı oyunu, aynı düzeyde oynama zorunluluğunuz var. Bu konuyla ilgili eleştirilere &lt;b&gt;Mircea Lucescu&lt;/b&gt; şu cevabı vermişti: &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Hemen her takım savunma yapmayı bir şekilde öğrendi artık. Kilit gol yememekte. Uluslararası ve üst düzey karşılaşmalarda golü yedikten sonra maçı çevirmeniz ciddi anlamda zorlaşıyor."&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; Maalesef bu sıkıntıyı dile getiren ilk hoca Lucescu değildi; Frank Rijkaard da Türk futbolunu yorumlarken "neler olduğunu anlayamıyorsunuz, bir anda sahada kontrol kaybediliyor, bunu çözmek şart" diyordu. Kısacası Hiddink'in maaşını tartışmak, hor görmek yerine ondan önce de başkalarının işaret ettiği, altını çizdiği noktaları irdelemek ve nasıl çözüm üretilebileceğine dair kafa yormak gerekli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sene başına kadar Galatasaray'ın altyapı koordinatörlüğü görevini üstlenen &lt;b&gt;Jan Derks&lt;/b&gt;, Galatasaray Dergisi'ne verdiği röportajda şunları söylemişti: "&lt;i&gt;&lt;b&gt;Oyuncularımızın yetenek problemleri yok. Ancak sahada nasıl durmaları, nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Biz onlara bunları vermeye çalışıyoruz şu an."&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; Bu da Galatasaray özelinden çıkarıp ülke futboluna mal edebileceğimiz ve Hiddink'in söylediği bir başka problem. Neuer, tek bir uzun topla başımızı belaya sokabiliyor. Bunu sadece bize yapmıyor, evet, ancak Almanya kalibresindeki takımlara da yapmıyor ya da yapamıyor. Almanya maçının ertesi günü oynanan U-21 maçının benim açımdan dikkat çeken noktası şu oldu; bireysel kalite olarak ciddi anlamda bizden kötü olan Macaristan maç içerisinde 3-4 sefer 3'e 7 durumda pozisyona girdi. 3 kişiyle hücum ediyorlar ve 7 kişiyle durduramıyoruz; bunun A Milli Takım'da da birçok örneği olduğunu söylememe gerek yok sanırım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bununla ilgili bilinen bir örnek alıntılayacağım. Daha önce Noat Samisa Blog'da &lt;a href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/tarihi-degistiren-maclar-serisi-2-milan.html"&gt;&lt;b&gt;Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #2 (1989) Milan 5-0 Real Madrid&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; yazısından Arrigo Sacchi ile ilgili bir kısım alıntılayacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Sacchi, idman öncesi ve sonrası teorik dersler yapardı. Futbolcularıyla uzun uzun sohbetler eder, daha iyi olmak için yeni fikirler arardı. Saha çalışmaları ise her zaman yorucuydu. Özellikle Hollanda'lılar, takımın her maç rakiplerini ezip geçtiği günlerde Sacchi'nin hala tatmin olmamasına isyan ettiler. Bu kadar fazla çalışmanın, sürekli beraber olmanın, her gün kafalarına rakiplerle ilgili bilgilerin enjekte edilmesinin ve bazen anlamsız gelen fantastik çalışmaların (sahadaki yerleşimi mükemmelleştirmek adına rakipsiz ve topsuz maç yapmak gibi) sebebini sorguluyorlardı. Lakin Sacchi'nin verecek bir yanıtı vardı mutlaka:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;''Onları ikna edebileceğimi söyledim. Tassotti, Costacurta, Baresi, Maldini ve Ancelotti'den oluşan 5'liyi 4 + 1 şeklinde sahaya dizdim ve Van Basten ile Gullit'e 8 kişi daha çağırmalarını söyledim. Benim 5 oyuncum ve bir kalecim vardı, onlarsa 10 kişiydi. Bize ilk golü attıklarında maç bitecekti, ama tek farklı kural, topu kazandığımızda onların oyuna yarı sahadan başlamalarıydı. Yarım saat geçtiğinde hala gol yememiştik.''&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Guus Hiddink ne verdi?" sorusu da sorulacaktır elbet ama bunun da içinin bir o kadar boş olduğunu söylemekte fayda var. İlk olarak bu bir kulüp takımı değil ve altyapısı bu kadar yetersiz oyuncularla kısa sürede bir ilerleme beklemek abesle iştigal. 20 yaşındaki oyuncuya güvenip Almanya maçında rol vermesi maç dönse "dahice" bulunucakken, maç kaybedildiğinde anlamsız bulunuyorsa, tartışma biçimimizde bir problem var demektir. İlla bir ilerleme isteniyorsa ilginç bir not verelim: Hiddink'e sorulan &lt;i&gt;"Hasan Ali Kaldırım neden seçilmiyor?"&lt;/i&gt; sorusuna verdiği yanıt hava toplarındaki etkisizliğiymiş. Garip bir şekilde takım oynadığı ilk ön eleme maçından bu yana duran toplardan gol yemiyor(!). 2 duran top gol yediği Belçika maçının sol beki ise İsmail Köybaşı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alt alta topladığımızda ulaşacağımız sonuç belirli kesinlikte; ülke futbolunun isimleri tartışmaktan fazlasına ihtiyacı var. Artık sıkan, her turnuvaya gidilemeyeceği anda konuşulmaya başlanan teknik adam maaşı yerine yerli ve yabancı teknik adamların işaret ettiği problemleri çözmeye ihtiyacımız var. Yoksa ben de, yarım kadar futbol bilmeyen gazetecilerin neden bu kadar para kazandığını sorgulamaya başlarım işin içinden çıkamayız. Lütfen meseleyi futbol olmaktan çıkaran ve başka eksenlere kaydırmaya çalışanlara göz yummayalım. Hiddink'in, bana göre, devam etmesi gerekir, sonuçlar ne olursa olsun. Tekrar aynı kısır döngüyü ve temelsiz, günlük başarıları yaşamaya lüzum yok. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5849165148097299662?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5849165148097299662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5849165148097299662&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5849165148097299662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5849165148097299662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/10/guus-hiddink-ve-milli-takm.html' title='Guus Hiddink ve Milli Takım'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-DwQ18kDB8_E/TpRZIp8KHZI/AAAAAAAACAU/vKDYo5Ec6BA/s72-c/guus-hiddink.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3160584558246548693</id><published>2011-10-08T00:28:00.002+03:00</published><updated>2011-10-08T00:34:28.000+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milli Takım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Türkiye 1-3 Almanya &amp; Fundamental 101</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-B0VJxpbMihk/To9wPevH4tI/AAAAAAAACAM/3OP_hEyUh4Q/s1600/turkiyealmanya4_GR8HW.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-B0VJxpbMihk/To9wPevH4tI/AAAAAAAACAM/3OP_hEyUh4Q/s400/turkiyealmanya4_GR8HW.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5660866667879064274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soru: Ne bekliyoruz? Açalım. Nasıl bir oyun istiyoruz? Oyun mu yoksa sonuç mu istiyoruz? Kupalara katılmak mı, yoksa sahada her zaman daha iyi olan taraf olmakla mı derdimiz? Bu soruların tamamının alıcısı var. Pragmatist olan da, romantik olan da var bu sorulara cevap verecekler arasında. Ama problem bunlar değil. Problem maalesef hiçbir zaman bunlar olmadı. Uygun bir tartışma/uzlaşı ortamının olmadığı bir yerde fikirler kutuplar üzerinden seslendiriliyor. Mesele de sahadaki oyun değil, tabela değil, oyuncular değil; mesele kavga etmek. Bastırılamayan bir kavga açlığı üzerinden bayat, tatsız futbol sohbetleri yapıyoruz. Sonuç olarak birazdan yazacaklarıma herhangi biri gelip "Hiddink gitsin" der, konu da kapanır. Zira dinlemekle, anlamakla değil, haklı çıkmakla derdimiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maçın büyük bölümünün gidişatının nasıl olacağını basın toplantısında Hiddink'ten dinledik zaten; sık ve çabuk pas yapan, oyunun yönünü hızlı değiştiren Almanların bağlantılarını kesip, Alman tandeminin arkasına gitmek. Yediğimiz gole kadar da planın gayet iyi işlediğini söylemekte fayda var. Oyunun topa sahip olma kısmında neredeyse hiç olamasak da, üç-dört kez basit ikiye birler ve ani driplinglerle Alman presini yardık, kilit topları atmayı başardık. Gole kadar her şey doğruydu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burada karşı çıkacaklar olabilir, 2008'deki turnuvayı örnek verecekler olabilir; geçmiş üzerinden seslendirilen bu sevdalar daha önce çok çakılmaya sebep oldu, yine zarar verir. Almanya teknik direktörü Joachim Löw geçtiğimiz 5 senede yaptıklarını anlatırken önemli noktaların altını çizdi. Bunların en önemlisi de şuydu: &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Oyuncularımızın topla oynama yeteneklerini, hakimiyetlerini arttırdık."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Bu konudaki altyapı çalışmalarının adresi belli; model yine Hollanda ve yükselen İspanya. Kısacası üç sene öncesine göre sahada çok daha iyi hale gelmiş durumda Almanlar. 2004'ten bu yana içinde bulunduğu organizasyonu giderek daha mükemmel hale getirmiş durumda Löw. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiddink'in basın toplantısında vurgu yaptığı önemli noktalardan bir diğeri de kontrollü hücumdu. Bizim üzerimizde pek durmayan, önemli bir gurubun da hiç hoşlanmadığı yapı; Skibbe'nin Avrupa'daki Galatasaray'ı ve Zico'nun Fenerbahçe'si. Burada önemli olan nokta şu: Her daim oyunun belli bölümlerinde ateşimiz yükseliyor ve sahada şuurumuzu kaybediyoruz. Yediğimiz saçma sapan gollerin -kulüp veya milli takım fark etmez- hep birbirinin tekrarı olması tesadüf müdür?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle işi kavgadan çıkarıp gerçeklerle yüzleşelim. 2010 elemerinde İspanya ve şimdi de Almanya; bu iki rakip, Avrupa, hatta Dünya futbolunun an itibariyle önde giden iki takımı. Biz bu iki takıma karşı da mahkum oynadık, hemen bütün diğer takımlar gibi. Basit sebeplerden ötürü; altyapısı daha iyi olan oyuncular, daha iyi organizasyon ve daha iyi analiz. Fundamental olarak iki takım arasında çok ciddi farklar var. Saha içindeki kaymaları, oyuncuların oyunu okuma biçimlerini, tercihlerini tartışmıyorum, bu konuda ciddi anlamda gerideyiz. Tamamen temel prensipler burada kastım; aksiyonun devamlılığı-koşuya başlayan oyuncunun koşuyu kesmemesi-, pas almak için hareket etmek, top ayaktan çıktıktan sonra yer değiştirmek. Sadece bunları yapmamak rakibin savunma yapmasını kolaylaştırıyor. İki yan pas sonrası geriye pas, geriden uzun top rakibe. Fundamental olarak ezilirken nasıl "bildiğimiz" oyunun fayda getirmesi beklenebilir?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten tam olarak bunlar yüzünden Terim İspanya'ya karşı, Hiddink de Almanya'ya karşı benzer kurgular hazırladılar. Bu takımlara karşı oynanan dört maçta da kilit aynı; topun bizde olduğu kısa dönemde doğru organizasyonu geliştirememek. Bugün yenilen ilk gole kadar geliştirilen "doğru" üç hücum da doğru plandır, sorun daha öncekilerde olduğu gibi sonuçtur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gol sonrası Almanya sete set oyuna döndü ama top hakimiyetimiz yettiği kadar karşılık verebildik. İkinci gole kadar oynanan bölüm baştaki planın devamı; zira öne çıktığımızda neler olduğunu son 10 dakikada gördük. Müller'in golü ve Hakan'ın golü arasındaki dönem uyku dönemi; büyük ihtimalle Hiddink de son maçı düşünerek Arda'yı kenara aldı. İkinci yarının bana göre en fazla yapılan saha içi yanlışı uzun driplingler oldu. Dünyanın en iyi geri koşan takımına, hızın bu denli önemli olduğu bir dünyada çok rahat yerleşme fırsatı verdik. Kahramanlığa soyunmanın bedeli de fazla canımızı sıktı; attığımız goldeki yardımlaşma, takım oyunu ve Hakan Balta'nın harika ceza sahası koşusu 45-70 arasında yapmamız gerekenlerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saha içinde bu tip akıl kayıpları her zaman yaşanır; oyun başladığı anda teknik adamın belli başlı etkileri var maalesef. Bunu bir çoğu teknik adam %15'lere kadar indiğini söylüyor; Guardiola gibi taktik esnekliği güçlü bir takımınız varsa işler değişir pek tabii. Bizim gibi soğukkanlılığı düşük oyunculardan kurulu takımlarda yaşanması muhtemel bir durum, pek şaşırtıcı değil. Altyapılar, vs uzun iş ama öğrenmemiz gereken ilk ders kesinlikle bu: &lt;b&gt;Kontrolü kaybetmemek&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her branşta olduğu gibi göbeğimizi yine kendimiz kesemedik ama Löw'ün kenardaki halini gördükten sonra Play Off için herhangi bir endişem yok. Motivasyon problemi yaşamadan Azerbaycan karşısında galibiyeti alıp, rakibi beklemeye başlayacağız diye düşünüyorum. Sonrası sonra tekrar değerlendirilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Maçtan bağımsız not:&lt;/b&gt; Mümkünse aksi görüş bildirirken elinizde veri olsun. "Hiddink gitsin" öbür türlü çok hödükçe oluyor. Bu ülkenin bir futbol kültürü yok, her zaman kaos hakim ve beklentilerin anlamsız yüksek olduğu kanaatindeyim. Bazı rakipler isteseniz de kendiniz gibi oynamanıza imkan vermez; İspanya, Almanya, Hollanda gibi takımlarla oynarken o yallah yallah oyunu oynarsanız maçı kaybedersiniz. Maçı kaybettiğiniz vakit de skora sinirlenip teknik adama giydiriyorsunuz, o da olmuyor. Bu kesimin tutarlı olmasını beklemiyorum; ancak karşınızdakinin görüşünü kendinizce aşağılayarak tartışmaya kalktığınızda insanlıktan uzaklaştığınızı da bilmenizi isterim. Kişisel sevgileriniz üzerinden savunular üretmeyin. Üzülerek söylüyorum ki dünyanın en zeki insanı siz değilsiniz; aynı benim de olmadığım gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;*Görsel ntvspor.net'ten alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3160584558246548693?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3160584558246548693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3160584558246548693&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3160584558246548693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3160584558246548693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/10/turkiye-1-3-almanya-fundamental-101.html' title='Türkiye 1-3 Almanya &amp; Fundamental 101'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-B0VJxpbMihk/To9wPevH4tI/AAAAAAAACAM/3OP_hEyUh4Q/s72-c/turkiyealmanya4_GR8HW.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-532293437182146101</id><published>2011-09-17T00:32:00.005+03:00</published><updated>2011-09-17T02:03:05.058+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liverpool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Yeni Liverpool: Ekonomik ve Sportif Değişim</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lBgNk7Ss7xc/TnPD1Ni-VEI/AAAAAAAAB_4/NBjVY7UFJ3g/s1600/kenny%2Bdalglish.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QrszDRIovTg/TnPD0oRac2I/AAAAAAAAB_g/npyPbazPP34/s1600/liverpool.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QrszDRIovTg/TnPD0oRac2I/AAAAAAAAB_g/npyPbazPP34/s400/liverpool.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653077266211173218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sürekli başarısız olan bir takım ne yapar? Ekonomik dinamikleri sallanan, gelirleri azalan ve rakiplerinin makası açtığı bir ortamda süregelen 20 yıllık "şampiyon olamama" durumu nasıl tersine çevirebilir? Aşağıda Liverpool için yazacaklarımız geniş açıdan bakıldığında doğru plan gibi dursa da, pek tabii sonuç vermeyebilir. Yine de bu planın Premier Lig'de istikrarını kaybetmiş Liverpool'u tekrar ilk dört sıra takımı yapabilir. Kulübün yeni sahiplerinin şu ana kadar hem sahada hem de finansal anlamda büyük ölçüde doğru yolda olduklarını söylemek pek de yanlış olmaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rafael Benitez'in ayrılışı ile geçen sezona başlayan Liverpool'da teknik adamlık koltuğu Roy Hodgson'a teslim edildi. Benitez'in gidişinden, Hodgson'ın gelişine, transferde izlenen yola kadar her şey büyük resimin kendisi ile ilgiliydi; kulübün sahipleri Hicks ve Gillette'in kulübü içine soktuğu durum. Yeni stadyum için alınan kredilerin çarçur edilişi, yanlış kulüp yapılanması, Benitez'in büyük ölçüde isabetsiz transfer politikası bunların başını çekiyor. Yine de Benitez'in rolünü sahanın dışına fazla çıkarmamak gerek; verilere bakıldığında alış-satış dengesinde kulübe çok da ciddi ekonomik zarar vermediği gibi, kulübe transferde gerekli likidi sağlayacak kalite ayakları da takıma kazandırdı(Fernando Torres, Xabi Alonso, Javier Masherano, vs). Hem Benitez, hem de Liverpool için asıl kırılma noktası 2009 senesinde kıl payı kaçan şampiyonluk oldu; içeride arka arkaya kaybedilen puanlar, beraberlik serileri, sezon boyu sadece iki kez kaybeden takımı Manchester United'ın arkasında bıraktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Liverpool'daki değişimi kulübün el değiştirdiği günden başlayarak değerlendirmek gerek.  Futbol yönetiminden, ekonomik yapıya, sponsorlara ve halkla ilişkilere kadar ciddi bir yenilenme var. Senenin hemen başında Roy Hodgson yönetiminde rezil giden takımı efsane Kenny Dalglish devraldı. Hodgson giderken "ciddi bir para akışı ve çok sayıda transfer olmadığı sürece bundan fazlası yapılamaz" dese de, Fernando Torres'in satılışı ve Carroll-Suarez ikilisi ile forvet mevkisinin ikamesi dışında herhangi bir hamle gelmedi. Dalglish ve yardımcılığına getirilen önemli ikinci adamlardan Steve Clarke(Chelsea günlerinde Mourinho'nun yardımcılığını yapmıştı bir dönem) bireysel ve takım olarak performansı artırmaya yöneldi. Öyle ki, ligin ikinci bölümünde düzenli forma şansı bulan Maxi Rodriguez, Fernando Torres'ten fazla gol atarak sezonu bitirdi! Yükselen performans ligin sonlarında biraz düşünce beşincilik Tottenham'a kaptırıldı. Her şeye rağmen Dalglish'in Liverpool'unun izleyenlere daha fazla şey vaat ettiği kesin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-n126wyQVAno/TnPD0yv49FI/AAAAAAAAB_o/QoaVHLeWoWw/s400/luis%2Bsuarez.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653077269023355986" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 400px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son yıllarda sürekli olarak berbat bir transfer politikası izleyen kulübün çehresini değiştiren önemli isimlerden biri de Damien Comolli. Bugünkü Tottenham'ın temellerini atan Fransız, Liverpool'un strateji direktörü konumunda da iyi iş çıkarıyor şu ana kadar. Ekonomik balansı oldukça ince bir çizgide ilerleyen ve son 15 seneyi düzenli olarak zarar ederek kapatan bir kulübün, elinde rakiplerine göre daha az gelir kalemi varken dikkatli adım atması ve ince eleyip sık dokuması beklenen bir strateji. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devre arasında 25 milyon €'ya Luis Suarez'i, 35 milyon €'ya Andy Carroll'ı kadrosuna katan Liverpool, Fernando Torres'i 50 milyon €'ya Chelsea'ya yolladı. Carroll transferi öncesi Dalglish'in "transfer için paramız var, Torres'in satışını beklemiyoruz" demesi önemli bir veri. Liverpool büyük çoğunlukla bu parayı yaz transfer döneminde harcadı ki birçok kaynakta Chelsea'nin parayı tek seferde ödeyeceği yazılmıştı. Yaz transfer döneminde ise izlenen yol ilginç; uzun yıllardır Fransız ve İspanyol, Güney Amerikalı hegamonyasındaki Liverpool yönünü Ada'ya çevirdi. Sunderland'den 20 yaşındaki Jordan  Henderson 20 milyon €'ya, Blackpool'dan Charlie Adam 8 milyon €'ya, Aston Villa'dan Stewart Downing 25 milyon €'ya ve Craig Bellamy, Manchester City'den açıklanmayan bir fiyata olarak geldi. Roma'dan gelen Doni, Pepe Reina'yı yedeklerken, Premier Lig'de büyüyen Jose Enrique 6.8 milyon €'ya sol beki, Copa America'da dikkatleri üzerine çeken 20'lik Sebastian Coates 8 milyon €'ya tandemi tamamladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Liverpool'un bonservislere toplamda harcadığı para, devre arasını da katacak olursak, 130 milyon € civarında(böyle dememin sebebi kesin verilerin olmayışı). Bunun getirdiği bir maaş yükü de var elbet ama bu dengeyi giden oyuncuları da konuştuktan sonra incelemek gerek. Torres'in 50 milyon €'ya Chelsea'ye gidişinin ardından bu yaz da Meireles 14 milyon € olduğu tahmin edilen bir ücretle Torres'in yanına gitti. David N'Gog 6 milyon €'ya Bolton'a giderken, Alberto Aquilani de kiralık olarak Milan'a geçti. Burada 25 maç oynaması durumunda Milan oyuncunun bonservisini alacak ve bu bedelin aşağı yukarı 10 milyon € civarında olduğu söyleniyor. 9 aylık dönemde oyuncu satışından aşağı yukarı 95 milyon €(küçük paralara giden Konchesky, Poulsen gibi oyuncuları da katarsak) kazanan Liverpool, Carroll transferini saymazsak(fiyat oyuncunun ederinin çok üzerinde), ekonomik dengeyi tutturmuş görünüyor. Yeniden yapılanan, yükselmek için hamle yapması gereken ve gelir kalemleri küçülmüş bir takım için doğru bir yol izlendiğini söyleyebiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-X8anYk0UpeM/TnPD03nR0HI/AAAAAAAAB_w/U-NU-7_95HU/s400/john%2Bhenry.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653077270329413746" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 252px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kulübün yeni sahiplerinin ve futbol ekibinin başardığı asıl iş ise maaş yükünün aşağı çekilmesi. 7 oyuncu transfer eden Liverpool'un yollarını ayırdığı oyuncu sayısı 13. Bu 13 oyuncu arasında özellikle Milan Jovanovic, Christian Poulsen, Joe Cole, Alberto Aquilani ve Raul Meireles normalin çok üzerinde paralar aldıkları için ciddi eleştirilere maruz kalıyorlardı(Milan Jovanovic senelik 4 milyon civarı bir ücret alıyordu). Transfer döneminde yaş ortalaması aşağı çekildiği gibi herhangi bir mevki de eksik bırakılmadı. Aynı zamanda mevcut maaş yükü de aşağı çekildi. Kısacası kulübün kasasında ciddi bir yük oluşturulmadan, ekonomik olarak daha fazla açılmadan takım yenilendi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelecek yıl uygulanmaya başlayacak Financial Fair Play uygulaması için gerekli hazırlıkları yapan Liverpool rakipleriyle yarışmak için bundan fazlasını yapmak zorunda. Deloitte Money League verilerine göre 2010 yılı kazancı 185 milyon € olan kulüp, yarışmak istediği rakiplerinin yarı gelirinde şu an için. Standard Chartered Bank ile yapılan forma reklamı anlaşmasının karşılığı senelik 20 milyon € civarı ve Liverpool bu kategoride Barcelona ve Bayern Münih'in hemen arkasına yerleşmiş durumda. İkinci hamle ise gelecek yıldan itibaren devreye girecek yeni forma sponsoru. Adidas'tan senelik 12 milyon pound kazanan Liverpool The New Warrior Sports ile yaptığı yeni anlaşma sayesinde gelirini ikiye katlayarak senede 25 milyon pound kazanacak. Bu fiyat Nike'den senelik 25.4 milyon pound kazanan Manchester United'ın hemen arkasından ikinci sıraya oturtuyor Liverpool'u. Bir başka ana gelir kalemi olan stadyum konusunda ise problemler sürüyor. Şu an için yeni stadyum Stanley Park'a geçiş pek olası değil. Alternatif çözüm ise Anfield Road'un genişletilmesi ve koltuk sayısının artırılması. Rakiplerine göre daha ucuz bilet fiyatlarına sahip Liverpool tribünlerinde ilerleyen dönemlerde fiyatların biraz daha yukarı çekilmesi büyük olasılık. Stadyum ile ilgili yapılan bir başka çalışmada isim hakkı konusunda. Anfield Road'un isim haklarının satılması Liverpool sakinlerini pek memnun etmeyecek olsa da kulübün kısa vadede bu tarz hamlelere her zamankinden daha çok ihtiyacı var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bu finansal hamlelere karşın işin asıl kısmı sahada. Yukarıda paylaştığımız 2010 yılı verilerinin %43'ünü yayın gelirleri karşılıyor. Liverpool o sene Şampiyonlar Ligi'nde başlamış ve Avrupa Ligi'nde devam etmişti. Kısacası şu ana kadar saha dışında o sezona göre hanesine 20-30 milyon € aralığında bir gelir eklemiş durumda. Takımın düzenli bir Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti olması bu gelir kalemlerine 20 milyon € civarında bir katkı getireceği gibi, gelirlerin %23'ünü oluşturan maç günü gelirlerinin de artmasını sağlayacak. Premier Lig'de o sezon ilk dördün dışında kalan takımın lig yayın gelirlerini de artırması söz konusu. Barcelona, Real Madrid ve Manchester United'dan sonra dünyada en fazla forması satılan dördüncü takım olan Liverpool'un bu gücü rakiplerinin kullandığı biçimde kullanması ve gelire çevirmesi gerekli. Bu ekonomik hikayenin son basamağı ise oyuncu alış satışı ve altyapı. Benitez döneminde ciddi yatırım yapılan altyapının işlerliğinin artırılması, scouting hamleleri ile maliyeti az, getirisi uzun vadede yüksek oyunculara gidilmesi planın son halkası. Suarez'den ciddi verim alan ve onun referansı ile Coates'i kadroya katan Liverpool, bu oyuncuların yetiştiği Nacional kulübü ile ortak çalışma içinde olduklarını açıkladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-lBgNk7Ss7xc/TnPD1Ni-VEI/AAAAAAAAB_4/NBjVY7UFJ3g/s400/kenny%2Bdalglish.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5653077276216939586" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 279px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saha içinde şimdilik çok iyimser bir tablo olmasa da durum vasatın üzerinde. Yeni ve geçiş döneminde, henüz ritmini bulamamış bir takım izledik ilk haftalarda. Şu ana kadar hiç ideal 11'i ile bir arada oynamamış ve henüz yolun başında bir takımı eleştirmek için erken olsa da, kişisel görüşüm, takımın fazla İngiliz olduğu yönünde. Luis Suarez bu noktada kilit rol oynuyor. Devre arası için Güney Amerika ve Fransa'dan atak ve orta saha oyuncularının transfer edilebileceği söyleniyor ki, takımın hücum ve ritim anlamında esneklik kazanması için gerekli hamleler olacağı kanaatindeyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lige Sunderland'le berabere kalarak başlayan Liverpool sonraki iki hafta Arsenal ve Bolton'dan 3'er puan almayı başardı. Deplasmanda verilen-verilmeyen penaltıların önüne geçtiği maçta Stoke City'ye kaybedilse de bunda fazla büyütülecek bir durum yok. Takımın omurgasına 4 yeni oyuncu eklenmiş durumda. Glen Johnson ve Steven Gerrard uzun zamandır ortalıklarda yok. Martin Kelly'nin de sakatlanması ile sağ bekte Martin Skrtel oynamaya başladı. Carroll şu an için bonservis bedelinin altında eziliyor. Bu tarz sıkıntılara rağmen Liverpool'un şu ana kadar her hafta biraz daha iyi olduğunu söylemekte fayda var. Yeni bir takım ve zamana ihtiyacı var. Bu geçişin Arsenal'in kötü sezonuna denk gelmesinin de iyi olduğunu söylemek gerek; zira Manchester City yaptığı transferler ve lig başı performansı ile sahip olduğu yeri bırakmak niyetinde olmadığını gösterdi. Liverpool'un kısa vadeli hedefi ilk dörde dönüştür ve sezonun gidişi Kasım ayı gibi belli olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Heysel'e kadar Avrupa'ya hükmeden Liverpool'un son 20 yıldan iki Avrupa Kupası dışında bir şey çıkaramayışı ve ezeli rakibi Manchester United'ın gerisinde kalışı trajik. Yine de kulüp geleneklerinden ve şöhretinden bir şey kaybetmiş değil. 20 yılda yapılamayan değişim ve dünya futboluna adaptasyon için gerekli hamlelerin önemli bir kısmı bir yıl içerisinde atıldı. Bundan sonrası büyük ölçüde Kenny Dalglish'in yapacaklarına kalıyor. Liverpool tribünlerinin gelecekle ilgili şüpheleri olduğunu sanmıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynaklar: The Guardian, The Independent, &lt;b&gt;&lt;a href="http://swissramble.blogspot.com/2011/05/liverpools-future-strategy.html"&gt;The Swiss Ramble&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&lt;a href="http://tomkinstimes.com/2011/06/fair-play-for-fenway/"&gt;Tomkins Times&lt;/a&gt;.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-532293437182146101?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/532293437182146101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=532293437182146101&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/532293437182146101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/532293437182146101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/09/yeni-liverpool-ekonomik-ve-sportif.html' title='Yeni Liverpool: Ekonomik ve Sportif Değişim'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QrszDRIovTg/TnPD0oRac2I/AAAAAAAAB_g/npyPbazPP34/s72-c/liverpool.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-1139537785147903634</id><published>2011-09-16T14:03:00.003+03:00</published><updated>2011-09-16T14:10:44.275+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serbest Atış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>"Puta"nın Ardındakiler (Behind the Puta)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7vgsclV2Hp8/TnMtwoFtWwI/AAAAAAAAB_Y/XuEfqLh0FmI/s1600/arda%2Bturan.Jpeg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 208px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-7vgsclV2Hp8/TnMtwoFtWwI/AAAAAAAAB_Y/XuEfqLh0FmI/s400/arda%2Bturan.Jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652912270698437378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında bunların hepsi Atletico Madrid'in Galatasaraylılaştırılmasının bir parçası. Büyük Madrid Projesi. Bu şekilde İspanya pazarına girecek Galatasaray orada kuracağı üs ile Avrupa'nın en önemli liglerinden birinin gelirlerine ortak olacak ve finansal problemlerinin üstesinden gelecek. Aysal'ın bu dahiyane fikri daha gelmeden söylediği "futboldan anlamam ama paradan anlarım" sözlerinin altında gizliydi aslında.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şey Hakan Şükür'ün spor bakanı olması ile başladı. Daha sonra Ünal Aysal başa geçti, Atletico Madrid'e malum teklifi yaptı ve dikkatleri üzerine çekti. Arda'nın gitmesi Avrupa futbolunun bir numaralı ismi Jorge Mendes'in fikriydi. Sembol bir isimdi, yetenekleriyle Madrid'de herkesi kendisine hayran bırakabilirdi. Kaptan Reyes oradan çıkarılamayınca, Arda planı devreye sokuldu. Gitmesi kesindi belki ama, Reyes gelmeyince plan hızlandırılmak zorundaydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Apar topar Madrid'e uçan Arda yavaş yavaş takıma uyum sağlamaya başlamıştı ama Reyes kıllanmıştı bir kere, pas vermiyordu. Ama baktı takım gol atamıyor, bu Arda da fena değil, el mahkum, el Turco. Yine de olaylardan habersiz kovulmamaya çalışan teknik direktör Manzano Arda'ya formayı verdi ve sahaya sürdü. Arda da durur mu, yaptı asistini, Diego'dan öpücüğü kaptı. Takımda bir kişiyi safına çekmeyi başarmıştı. Tribünler El Turco, spiker "Turam" diyordu. Bu daha başlangıçtı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hemen biraz sonra kaçırdığı gol üzerine kendini tutamayıp "puta" diye bağırdı. Vicente Calderon büyülenmişti. Bu her şeyin başlangıcı aslında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan sonra oynadığı futbolla tribünlerin kendisine tapmasını sağlayacak Arda, soyunma odasında da kutuplaşmanın temellerini atacak. Futbolcular her maçtan önce Hakan Şükür'ü arayıp ondan bol şans isteyecek. Gollerden sonra armayı öperek kazandığı sevginin verdiği güvenle içindeki Galatasaray forması ile gezecek tribünleri bir gün. Türkiye'deki arkadaşlara selam çakan pankartlar olacak tribünlerde. Bir süre sonra kaptanlık pazubandını Reyes'in elinden alacak olan Arda'nın lafından çıkmayacak kimse. Reyes'in "ya o ya ben" resti umursanmayacak ve tekmeyi yiyecek. Atletico birkaç Türk oyuncu daha alacak ve sevmedikleri yabancılara pas atmayacaklar. En sonunda Gil Marin bir maç esnasında kendini tutamayıp gömleğini yırtacak ve içindeki Galatasaray formasıyla dile gelip "içimdeki Fener aşkı bambaşka" diye tezahurata girecek. Kulübün ismi Atletico Cimbom olur herhalde. Başkanı Adnan Polat olmasın ama. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aradığınız buzağı bu öküzün altında değildir. Try another one. (Kullandığım İngilizce phrase ile KOP tribününe selam ederim.)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-1139537785147903634?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/1139537785147903634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=1139537785147903634&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1139537785147903634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1139537785147903634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/09/putann-ardndakiler-behind-puta.html' title='&quot;Puta&quot;nın Ardındakiler (Behind the Puta)'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7vgsclV2Hp8/TnMtwoFtWwI/AAAAAAAAB_Y/XuEfqLh0FmI/s72-c/arda%2Bturan.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5648963406673914437</id><published>2011-09-12T19:12:00.002+03:00</published><updated>2011-09-12T19:21:17.712+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Aysal Yönetiminin 100 Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kE1r5Updy_Y/Tm4v3W7thvI/AAAAAAAAB_Q/rFbpJ-tmt4s/s1600/unal-aysal-rop-36016_501.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 275px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-kE1r5Updy_Y/Tm4v3W7thvI/AAAAAAAAB_Q/rFbpJ-tmt4s/s400/unal-aysal-rop-36016_501.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651507210491889394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 senelik bir kangrenden kurtulmanın önüne arkasına pek bakılmaz; sonuç olarak kısa vadede soruna çözüm getirilmiştir ve ortam yeniden başlamak için uygundur. Durumu bu şekilde değerlendirecek olursak Mayıs ayındaki kongrenin sonuçlarının getirdiği rahatlığın çapı daha iyi anlaşılabilir. Yüzyılın başında ulaştığı Avrupa zaferleri Galatasaray'ın kulüp dinamiklerini ciddi biçimde etkilerken, kulübün de her zaman övündüğü vizyonunun bunu taşımak için yeterli olmadığı geçen 10 yılda yaşanan kötü deneyimlerle birçok kez karşımıza çıktı. Belki vizyon kelimesi ağır olacaktır; bunun yerine kulübün bunun için pek hazır olmadığını-altyapı olarak- öğrendik de diyebiliriz. Gelinen noktada ulaşabileceğimiz birkaç genel sonuç var ve bunların başında da kulübün hiçe sayılan genetiği sanırım en başa yazılabilir. Dünya üzerindeki birçok kulübün -büyüklüğü yerel veya enternasyonel olabilir, fark etmez- benzer genleri var ve bu genler, üzerlerinde herhangi bir deney kabul etmiyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kulüplere verilebilecek en iyi ve en güncel örnek Barcelona olacaktır; kulübün 90'ların sonunda ve geçen 10 yılın başında geçirdiği bunalımlı sürecin temelinde de değişen transfer ve yönetim politikaları yatmaktaydı. Öte yandan Laporta'nın başkanlığa gelişi ile başlayan süreçle birlikte kulübün bugünkü noktaya ulaşmasında hiç şüphesiz kulübün sahip olduğu kimlikte büyük payı olan Cruyff'un etkisi büyük. Rijkaard ile başlanan sürecin son hamlesi La Masia'nın düzene daha efektif ve sağlam biçimde entegrasyonu oldu ve ilk 10 yılın sonunda Guardiola'nın da sürekli göz ardı edilen olağandışı futbol yetenekleri ile ortaya daha önce hiç görmediğimiz kusursuzlukta bir yapı çıktı. Başından itibaren izlenen yol ve 8 sene içerisinde gelinen nokta birçok kulüp için hazır plan konumunda olsa da uygulamada yaşanacak sıkıntıların çözümünde işe yeni başlayanların 20 yıl geriden geldiğini söylemek yanlış olmaz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barcelona örneklerinden gına geldiğinin farkındayım ve dileyen yukarıdaki paragrafın öznesine Manchester United yazabilir. Ya da Porto. Ya da futbol dönemlerini değiştirip 80'ler Liverpool'undan veya 90'lar Milan'ından da bahsedebiliriz; sonuç olarak yukarıdaki paragrafın anafikri şudur: Kulüpler sahip oldukları alışkanlıklardan vazgeçtikleri dönemlerde yaşadıkları bunalımları eski alışkanlıklarını daha mükemmel hale getirerek atlatmıştır. Hızlı değişen futbol dünyasında bu kadar köşeli fikirler belirtmek doğru olmayabilir belki ama büyük resimden çıkan ilk sonucun bu olduğunu söylemekte bir yanlış olduğunu sanmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10 yılda alışkanlıklarını bir kenara bırakarak yeni bir profile adapte olmaya çalışan Galatasaray'ın yaşadığı travmatik durumlar böyle bakıldığında pek sürpriz değil. Bu durumun oluşmasında taraftar arzının da etkisi olduğunu söylemek yanlış olmaz; Derwall ile başlayan Galatasaray devrimi bir kuşağı sürekli başarıya alıştırdı ve dev egolar oluştu. Bugün hemen hiçbir şeyden memnun olunmayışının ve sürekli rakı masası nostaljilerinin tribünlere sirayet etmesinin geri dönüşü ise düzenli olarak kaybeden bir takıma sahip olmak. Kaybetmek berbat bir alışkanlıktır ve bu illetten kurtulmak sanıldığından daha zordur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ünal Aysal'ın 100 gün önce geliş biçimi bu havayı dağıtacak biçimde oldu ama aradan geçen zamanın benzer şekilde işlediğini söylemek zor. Bu 100 günün içerisinde olan biteni futbol takımı, ekonomisi ve yönetimi üzerinden biraz inceleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fatih Terim hamlesi benim kişisel olarak doğru bulmadığım bir hamle olsa da camianın ihtiyacının bu olduğunu da söylemek mümkün; Terim ismi çatlak ses sayısını ve kavgayı azaltacak, birleştirici bir güç. Terim'in uzun seneler sonra tekrar kulüp takımı çalıştıracak olması dezavantaj gibi gözükse de farklı motivasyonlar içerdiğinden avantaja dönüşebilecek durumda. Futbolun patronu sıfatıyla Florya'da sanıldığından büyük bir yükle uğraştığını da eklemekte fayda var; "kulübün genleri" konusunu direk olarak ilgilendiriyor bu iş aslında ve ileride bahsedeceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle görev dağılımı ile ilgili sıkıntılar basına yansıdığı şekilde olmasa bile bir sorun olduğu ortada. Sportif koordinatör Bülent Tulun'un görevi daha çok "yaratılmış" bir görev olarak duruyor; pek de etkisi olduğu söylenemez. Kağıt işleri yapmak için bu tarz pozisyonlar üretmek pek anlamlı durmuyor. Öte yandan "gelenekçi" Ali Dürüst ve "yenilikçi" Adnan Öztürk arasında da pek de ahenk olduğunu düşünmüyorum; 100 günlük süreç incelendiğinde bahsedilenlerin tersine bir işleyiş söz konusu. Transfer konusunda yaşanan çatışmaların sonuçları hala "eksik" olan bir takım. İBB maçı sonrası Terim'in de söylediklerinden çıkarabileceğimiz en azından 1-2 oyuncu daha beklediği yönünde. Sanırım tablonun böyle olacağını bilse Culio'yu yollama fikrini bir kez daha düşünürdü. 100 gün boyunca transfer kovalayan bir takımın transferin son gününde takımın ana parçası olacak oyuncuyu alması işin ne kadar doğru yapıldığının bir göstergesi. Pek tabii Arda Turan'ın takımdan zamansız ayrılışı da bunda etken ama 100 gün forvet kovalayan, adı sayısız orta saha oyuncusuyla geçen bir kulübün ligin ilk maçına bir sağ bekini orta sahada, bir sağ bekini sol açıkta başlatması bu planın bir yerinde sıkıntı olduğunu gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Transferin ekonomik boyutları da işin bir başka kısmı. Ben muhasebeciyim; zira bilançolardaki herhangi bir sorun beni Şampiyonlar Ligi'nin dışında bırakabilir önümüzdeki yıllarda. 5 senedir Şampiyonlar Ligi şarkısı duyamamış ve buna özlem duyan biri için haklı bir serzeniş, merak olduğu kanaatindeyim. Bu açıdan bakılınca da kulübün maaş bareminde ciddi bir yükselme olduğunu söylemek gerek. Karşılanabilecek yük bir yana, oyunculara verilen maaşların yükselmesinin gelecek sezonlar açısından ürkütücü olacağı kanaatindeyim. Galatasaray bu dengeye hep dikkat etmiş bir takımdı. Bu problemin savunması ise şu: Takımın paradan başka sunabileceği bir şey yok ve başarı için gerekli. Buradaki garip sürünceme ise takım sahaya çıktığında başlıyor. Birçok mevki hala eksik, kadronun belli kademelerde hala derinliği yok. Yani çok para harcanmış ama...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşanan bu sıkıntının temelinde tam da Aysal'ın vaat ettiği "profesyonel kulüp" olamama hikayesi yatıyor. Analitik bir şekilde durumu inceleyen herkes gidilecek oyuncuları iyi kötü biliyorken, 3 ay boyunca tribünlerin moralini yükseltmek adına star isimlerle uğraşıp bugün kadronun kel kalması yöneticilik fiyaskosudur ve ne yazık ki 10 senedir izlediğimiz filmin tekrarıdır. Üstelik bu filmin sonunda ihale hep kulübedekilere kalmıştır. Taraftar tepkisi ile kaleci transferinde yön değiştirdi Aysal yönetimi ve bu bir yumuşak karındır. Taraftarın nabzını tutmakla onları kulübün işlerine ortak etmek arasında ince bir çizgi var ve buna çok dikkat etmek gerek; kulübü taraftara verirseniz ömrü çok olmaz. Old School yöneticiliği Adnan Sezgin de yapıyordu, hem de transferin son gününe kadar. Eli de sıkıdır, iyi pazarlık yapar ama biz zaten ondan şikayet ederken aynısını görmek biraz can sıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pek tabii şike soruşturması sürecinde kulübün ve Aysal'ın takındığı genel tavır kimilerince oportünist olarak değerlendirilse de, söylenenlerin hemen tamamının yapılan açıklamalar ekseninde geliştiğini düşünecek olursak, doğru çıkışlar olduğu görülüyor. Bu süreçte iyi iş çıkaran yönetim Kısmet Erkiner'in yeni statü ile ilgili açıklamalarını siteye koyup aba altından sopa gösterdikten hemen sonra hiçbir şey yapmayarak benim açımdan 2.5 aylık süreçte yaptıkları anlamsız kıldı. Nihayetinde mevcut şamataya biz de ortak olmuş olduk. "Deneyelim" dedik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ünal Aysal gelir gelmez işi bağımsız denetim şirketlerine vererek Galatasaray'ın mali durumunu ortaya döktü. Aradan geçen 100 gün içinde kapalı kapılar ardında üretilen büyük projeler yoksa Galatasaray herhangi yeni ortaklığa ya da sponsora da imza atmadı. Futbol yönetimi hala amatör, hala "bizde transfer bitmez" geyikleri dinliyoruz. Terim hamlesi de olmasa karşılaşacağımız karmaşanın boyutları düşündürüyor. Bu 100 günün görüntüsü maalesef şu; Aysal yeterli hazırlığı yapmamış ve camiayı bir araya getirme uğruna oluşturduğu ekip pek de uyum içinde değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'ın başarılı geçen 20 senesinin temelinde Derwall ve Florya yatar. Derwall'in çimlendirilmesini istediği Florya'nın ilk çocuklarının adaptasyonu Denizli ve Kalli tarafından yapıldı. Sonrasında Terim'in, jenerasyonun doğru oyuncularını onların yanına Hagi, Popescu ve Taffarel ile birlikte entegre edişi ve herkesin bildiği hikayenin mutlu sonu. Galatasaray 20 sene üzerinde uğraştığı şeyleri yenile(ye)meyerek bu yıkımı yaşadı. Dere geçerken bol bol at değiştirdi, oyuncu sirkülasyonu çok olan bir kulübe evrildi ve ekonominin de tükenişi ile mevsimlik başarılarla yetinen bir kulübe dönüştü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'ın vizyonu son 10 senede izlediklerimiz değil şüphesiz. Değişimi ve yeni dünyaya adaptasyonu, ülke içinde "olmaz" denilen radikal değişiklikleri yapacak yeterliliğe ve profile sahip bir kulüp Galatasaray. Terim'in yeniden organize edeceği şu an için oldukça kötü durumda olan altyapı sistemi ve yönetim kurulunun denetleyici olacağı profesyonel yönetim ile sancılı geçecek birkaç senenin ardından yeni bir 20 yıllık başarı süreci yaşanabilir. Çözüm kulübün eski alışkanlıklarını yeniden kazanmasında. Galatasaray 10 yıldır bir kaos kulübü ve bu profil pek de hoşlanmadığımız, rekabet halinde olduğumuz bir profil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu an içinse Galatasaray'da her şey eski tas, eski hamam...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5648963406673914437?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5648963406673914437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5648963406673914437&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5648963406673914437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5648963406673914437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/09/aysal-yonetiminin-100-gunu.html' title='Aysal Yönetiminin 100 Günü'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kE1r5Updy_Y/Tm4v3W7thvI/AAAAAAAAB_Q/rFbpJ-tmt4s/s72-c/unal-aysal-rop-36016_501.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-1633976236011572360</id><published>2011-07-26T23:54:00.004+03:00</published><updated>2011-07-27T00:00:01.480+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Jupp Derwall'in UEFA Zaferi Yazısı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6YirfZOkBFs/Ti8qSyL1EmI/AAAAAAAAB-w/49NxclD7eLQ/s1600/uefa.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TiZl2-Cpvl0/Ti8qSk0AKXI/AAAAAAAAB-o/F_E9afGwQng/s1600/jupp.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 239px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-TiZl2-Cpvl0/Ti8qSk0AKXI/AAAAAAAAB-o/F_E9afGwQng/s400/jupp.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633768157471582578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı Milliyet gazetesinin arşivinden alınmış olup, 19 Mayıs 2000'de Jupp Derwall tarafından Galatasaray'ın UEFA zaferi sonrası kaleme alınmıştır.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;"Önceki akşam uzun yaşamımın en mutlu gecelerinden birini yaşadığımı söylemek istiyorum önce. Galatasaray'la bir kez daha gururlandım. Ekranın karşısında süper bir takımı izlemenin, bu ekibin buluşmasında pay sahibi olmanın keyfini yaşadım. Türkiye'de bulunduğum yıllarda ekmeye çalıştığım tohumların ürününü görmenin mutluluğunu tattım.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bu konunun altını çizmek gerek. UEFA Kupası'na uzanan Galatasaray, final maçındaki futboluyla bu başarının raslantı olmadığını kanıtladı. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Taktik anlayışından oyun disiplinine, hücum presinden alan dağılımına kadar mükemmel bir takım izledik. Bu, yılların birkimi, ciddi ve inanarak çalışmanın ürünü idi. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Türkiye'deyken dostlarıma sürekli bir şeyi aşılamaya çalıştım: "Kendi futbolcunuza güvenin, onlara gerekli kaynakları sağlayın, başarı kendiliğinden gelecektir." Galatasaray bunu gerçekleştirdi. Türk futbolcusunun yeteneğini gördü ve başarıya ulaştı. Burada Hagi'nin, Popescu'nun, Taffarel'in hakkını yemek istemiyorum. Ancak Türk futbolunun başarısının Türk futbolcular ve Türk teknik direktörlerle mümkün olacağına da yürekten inanıyorum.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bu bağlamda Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'ye teknik direktör olmasından duyduğum memnuniyeti de vurgulamak istiyorum. Eminim Mustafa da Fatih Terim'in başarısını yakalayacak, Fenerbahçe'nin adını duyuracaktır.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Türkiye yeni Terimler, yeni Denizliler yetiştirmeli, Hakanlar'a, Okanlar'a, Rüştüler'e güvenmeli...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Galatasaray'ı ve Türkiye'yi bu büyük başarıdan dolayı kutluyorum. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Jupp Derwall."&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-6YirfZOkBFs/Ti8qSyL1EmI/AAAAAAAAB-w/49NxclD7eLQ/s400/uefa.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633768161061180002" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-1633976236011572360?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/1633976236011572360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=1633976236011572360&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1633976236011572360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1633976236011572360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/07/jupp-derwallin-uefa-zaferi-yazs.html' title='Jupp Derwall&apos;in UEFA Zaferi Yazısı'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-TiZl2-Cpvl0/Ti8qSk0AKXI/AAAAAAAAB-o/F_E9afGwQng/s72-c/jupp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8119717862882765579</id><published>2011-07-22T22:35:00.002+03:00</published><updated>2011-07-22T22:41:51.363+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Fernando Muslera, Felipe Melo ve Transfere Bakış</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nF8leizZB8k/TinSPzoPPdI/AAAAAAAAB-g/fBHPbIjapfE/s1600/felipemelo1581421.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-nF8leizZB8k/TinSPzoPPdI/AAAAAAAAB-g/fBHPbIjapfE/s400/felipemelo1581421.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5632263978002365906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3ijgjwZrIro/TinSPt8DlVI/AAAAAAAAB-Y/R8RrCvrI1Ug/s1600/1309349129Muslera.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Nick Hornby'ye göre futbolseverin yılı Ağustos'ta başlar, Mayıs'ta biter. Derdi sahadaki ile olanların çoğu için de azaptır aradaki dönem. Futboldan çok tabelanın, oyundan çok isimlerin, sayıların tartışmaların odak noktası olduğu Türkiye'de ise en heyecanlı dönem Mayıs-Eylül arası olmaya başladı son yıllarda. Transferin nereden, nasıl, ne zaman geleceği belli olmaz; 7/24 tutulan nöbetler, duyumcular, ikna edilemeyen futbolcu eşleri, taraftarlar arası bitmek bilmeyen bir sidik yarışı...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki bu denli kendimizi kaybettiğimiz transfer dönemlerinin asıl bakılması gereken yönleri nelerdir? Transferin kriteri nedir, nasıl olmalıdır, nelere dikkat edilmelidir? Oyuncuların ne vereceği sahaya çıkmadan belli olmaz ama izlediklerimiz üzerinden bir öngörüde bulunmanın bir sakıncası yok. Oturup kağıtlara onbirler dökeriz, oynamalarını dilediğimiz sisteme göre eksikleri dile getirir, tartışmalar yaparız. İş bu kadarla biter mi peki? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Simon Kuper ve Stefan Szymanski'nin yazdığı Türkçe'ye de çevrilen Soccernomics(Futbolun Şifreleri) kitabını okuyanlar hatırlayacaktır; transfer konusunda izlenmesi gereken yol ile ilgili oldukça sağlam temellendirilmiş ipuçları mevuttur bu kitapta. Henüz okumayanlara da bir an önce okumalarını öneririm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Taraftar muhasebeci değildir" önermenin bir tarafı. Önermenin bir başka tarafı ise "Taraftar müşteri değildir". Aynı futbol sadece futboldur/futbol değildir tartışması gibi oyunun içindeki bir başka sonsuz tartışma da taraftarın futboldaki rolü. Taraftarın rolü 20 sene öncesine göre ciddi bir evrim geçirmiş durumda. Gelinen noktada takımların en ciddi ekonomik kaynaklarının taraftarlar olduğunu söylemek zor değil. Mevcut durumda taraftarın kulübünün harcadığı paraya karışmaya, kafa yormaya hakkı var mıdır, yok mudur? Bu kişileri ilgilendirir elbette, ancak büyüyen rakamlarla ileri gitmesi gereken futbolun ülkede sürekli olarak daha geriye gitmesi bir çelişkiyi içinde barındırmıyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pastanın giderek büyüdüğü futbol endüstrisine yatırım yapanlar sadece kara paralarını aklamak için mi giriyorlar bu piyasaya yoksa futbol ciddi bir kazanç kapısı haline mi dönüştü? Piyasanın ciddi şekilde bozulan dengesinin düzelmesi için ya da bu dengesizlikten zararsız çıkabilmek için yapılması gerekenler neler? Evet, Abramovich de ciddi paralar harcadı ancak 3-4 yıldır kendini çekip çevirmeye başlayan bir kulüp olmayı başardı Chelsea. Dahası altyapı yatırımlarından, scout sistemine kadar birçok işi birlikte yaparak bir büyük yaratmayı başardılar. Kısacası sadece oyuncuya para harcamadılar. Öte yandan gelirlerin giderek arttığı Türkiye'de oyunun sürekli olarak geriye gitmesi mevcut sistemin ciddi tutarsızlıklarının olduğunu göstermiyor mu? Başarı için iyi planlanmış bir takım kurgusu mu gerekli yoksa yıldız oyuncular mı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi satır başları verdiğimiz hikayeyi biraz toparlayalım. Öncelikle Soccernomics'te verilen transfer kriterlerini paylaşarak başlayalım işe.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1.New managers waste money, ergo, limit their say in transfers.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2.Draw opinion from several people from different backgrounds.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3.Avoid stars of recent international tournaments.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4.Avoid certain nationalities (e.g. Brazilian, Dutch) as they are overpriced.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5.Buy players in their early twenties; older players are overvalued and youngsters aren’t fully developed.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6.Sell a player either before buyers see deterioration in his game or when a club offers more than he’s worth.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7.Replace your best players before selling.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8.Never buy strikers because they are overpriced; develop them instead.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9.Buy players with personal problems , then help them deal with their issues.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10.Help new players relocate.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kriterleri uygulamayı başaran kulüpleri hemen herkes biliyor artık. İş Türkiye'ye geldiğinde ise nedense "bizde olmaz"dan öteye gidemiyoruz. Yukarıdaki kriterlerin önemli bir bölümünün ülkemizdeki kulüpler tarafından uygulanmadığını söylemek zor değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taraftar tepkisiyle yön değiştiren kaleci transferinde tercih Fernando Muslera oldu. Net bir açıklama gelmemiş olsa da oyuncunun Lazio hakları için Lorik Cana'yı(bonservisi 4.8 milyon €), kalan hisseleri için de 6.750 milyon € verdiği gözüküyor Galatasaray'ın. Kısacası senelik 2 milyon € alacak Fernando Muslera'nın Galatasaray'a maliyeti 11.5 milyon €. Oturup Fernando Muslera'nın kalitesi ilgili geyik yapacak değilim; her kaleci gibi zaafları olsa da şu an için adı top class kaleciler ile anılan bir isim. Buradaki asıl mesele Galatasaray'ın bu paraya kaleci almasının doğru olup olmadığı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün açıklanan bir başka transfer Felipe Melo için Galatasaray Juventus'a 1.5 milyon € kiralama bedeli ödeyecek. 2 sene önce 25 milyon €'ya transfer yapmış bir oyuncu için normal bir ücret. İşin öteki yüzü ise Melo'nun senelik alacağı ücret; 3.3 milyon € garanti para ve maç başı 30 bin €. Muhtemel primler ile birlikte (takımın şampiyon olduğunu varsayalım) 5 milyon €'ya yakın bir maliyet. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-3ijgjwZrIro/TinSPt8DlVI/AAAAAAAAB-Y/R8RrCvrI1Ug/s400/1309349129Muslera.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5632263976474875218" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 271px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi gelelim hikayenin taraftar kısmına. Şu an için bir kesim ben ve benim gibi düşünenleri transferin tadını çıkarmamakla, her şeye kulp takmakla eleştiriyor. Dönelim. 2000 senesinde kazanılan UEFA kupasının maliyeti nedir Galatasaray'a? 96-01 arası plansız yönetilen ve arkasında müthiş bir borç yükü bırakan yönetimin aradan geçen 10 yıla etkisi nedir? 2 sezon önce Şampiyonlar Ligi için oluşturulan birçok bölgesi eksik kadronun bir sonraki yıl neden küçülmeye gittiğini, neden Keita'nın yerine Pino'nun alındığını düşündünüz mü hiç?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Futbol bir takım oyunudur. Bir bütündür. 2008 senesinde bundan çok daha az paraya kurulan bir takımla şampiyon oldu Galatasaray. Son 3 sezonda bu tarz transfer harekatlarının sonunda her seferinde hüsran yaşayan takımları analiz etmek yerine hala isimleri konuşuyor olmamızda bir sıkıntı var. Ne kadar para harcarsanız harcayın, futbolun içerisinde başarısız olmak gibi bir seçenek de var. Peki, Temmuz ayı başında açıklanan Galatasaray'ın mali raporunun içeriği mevcut durumu kaldırabilecek düzeyde mi? 2012'de uygulanmaya başlayacak Financial Fair Play'den kaç kişinin haberi var? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'de transferin yapılma şekli şudur; kulüplerin mevcut yönetimlerine yakın olan menajerler vardır ve menajerler üzerinden oyunculara gidilir. Birinci hata burada; eldeki futbolcu havuzu yetersiz. Bu da kulüplerin dar olanaklara yüksek paralar ödemesine neden oluyor. Örnek; Elano Blumer. Satılık listesindeki oyuncuya 7 milyon € bonservis ve senelik 3.250 milyon € ücret bağlayan Galatasaray oyuncudan neredeyse hiç verim almayı başaramazken, aylarca kurtulmanın yollarını aradı. Gelen ilk teklifte de oyuncuyu yolladı, hem de çok kötü gittiği bir sezonda. İkinci hata yıldız oyunculara yönelmek. Ligin şartları ve oynanan oyuna oyuncunun uygunluğu neredeyse hiç düşünülmüyor. Bundan normal bir şey yok, çünkü taraftar gazı ile çalışıyor yöneticiler. Futbol yönetimlerinin profesyonelleşmesinde bu kadar ısrarcı olmamızın sebebi budur. Üçüncü hata ise mevcut kadronun doğru analiz edilememesi. Sadece hücumcu, sadece savunmacı, sadece orta saha transferleri yapmak gibi. Homojen dağılmayan bir yabancı topluluğunun başarısızlık durumunda takıma getirdiği ise uzaklaşma; zira herkesten çok meslektaşları tartışacak bu ücretleri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kısacası hesaplarda ortaya çıkabilecek bir yanlışlık kupalardan men edilmeye, alt lige indirilemeye kadar gidecekken hassas dengeleri olan Galatasaray'ın daha ucuza daha yüksek verim alabileceği, geleceği de düşünebileceği tercihler piyasadayken bu ücretleri ödemesi sakıncalıdır. Özellikle de kadrosunda ciddi eksikleri varken. Futbol takımlarının ekonomik dinamikleri önemlidir; Galatasaray'ın kendi dinamikleri içerisinde bir maaş-bonservis baremi vardı ve bu sezon itibariyle kırılmış durumda. Kulüplerin hemen tamamı küçülmeye giderken gelirlerin önemli bir bölümünü oyuncu maaşlarına bağlamanın birkaç yıl içinde işler yolunda gitmezse Galatasaray'a getirebileceklerini kim, ne kadar biliyor? Peki taraftar işlerin kötü gitmesi durumunda bu oyunculara ilk nereden saldıracak? Taraftar mıyız, müşteri mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8119717862882765579?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8119717862882765579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8119717862882765579&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8119717862882765579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8119717862882765579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/07/fernando-muslera-felipe-melo-ve.html' title='Fernando Muslera, Felipe Melo ve Transfere Bakış'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-nF8leizZB8k/TinSPzoPPdI/AAAAAAAAB-g/fBHPbIjapfE/s72-c/felipemelo1581421.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-202305905722846382</id><published>2011-07-16T21:20:00.005+03:00</published><updated>2011-07-16T21:28:16.836+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Michael Skibbe</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tDXGDagMHus/TiHYFR2PlAI/AAAAAAAAB-Q/YHvuvHXqXMo/s1600/skibbe.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tAdAMZgfPZw/TiHXDGJ9YUI/AAAAAAAAB94/noGxHpMO90s/s1600/michael%252Bskibbe.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-tAdAMZgfPZw/TiHXDGJ9YUI/AAAAAAAAB94/noGxHpMO90s/s400/michael%252Bskibbe.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630017457381794114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uçlarda yer almayı seven bir millet olarak griyi görebilme kabiliyetimizin olmadığı alanlardan biri de futbol. Nedenleri irdelemekle ilgilenmek yerine genellikle sonuçlara, tümevarım yapmak yerine tümdengelime odaklandığımız için ilerleme kaydedemiyoruz . Taraflara ayrılıyoruz ve sonsuz bir ağız dalaşı ile zamanı öldürüyoruz. Kaosu seviyor olmamızla ilgili bir durum sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu topraklardan birinci geçişinde fazlasıyla soru işaretini arkasında bırakan Michael Skibbe'nin adı beklenmeyen bir biçimde Eskişehirspor ile anılmaya başladı; hatta prensip anlaşmasına vardıkları konuşuluyor şu an. Yaklaşık 6 ay önce Antalya'da yapılan kamp sırasında Türkiye'deki futbolun eksikleri ile ilgili bizim kabullenmekte zorlandığımız(aslında bildiğimiz) açıklamalar yapmış bir teknik adamın, mevcut hayal kırıklığını yaşadığı kulübün kurumsal ve kadro olarak daha altında bir kulübe(Eskişehirsporlular kızmasın ve yanlış anlamasın bunu) gelmeyi kabul etmesi biraz ilginç duruyor buradan. Almanya'nın en çok gelecek vaat eden hocalarından biriyken kısa süre içerisinde irtifa kaybettiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan durmadan çalışmaya devam etmesi ve burayı tercih etmesi de yarım kalmış bir hesaba meydan okuması gibi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O röportaj çok kişinin önüne geldi de çok ah mı aldı bilinmez ama hiçbir şey ilk yarıdaki gibi olmadı sonrasında. 1.5 sezon boyunca mütevazı kadrosu ile oldukça iyi işler yapan, göze hoş gelen futboldan taviz vermeden iyi sonuçlar almayı başaran ve Antalya'ya belki de Avrupa'ya gitme hesaplarıyla gelen Skibbe'nin işleri tersine döndü. Yaşanan sakatlıklar, dar kadro ve oyuncu seçimlerindeki inatları sonunda arka arkaya yaşanan mağlubiyetler, yaşanan gol atamama sıkıntısı onu işinden ederken Frankfurt'u da küme düşme potasına yolladı; ki kaçınılmaz sonu yerine gelen Daum da engelleyemedi ve takım küme düştü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Michael Skibbe üzerine konuşurken biraz daha geniş perspektifde bakmakta fayda var. Şu ana kadar yapılan tartışmaların tarafları ya siyah ya da beyaz olarak değerlendirdiği için bir orta yol bulunamamış görünüyor. Öncelikle Michael Skibbe'nin bir noktada yanlış yaptığını söylemekte fayda var. Türkiye'deki günleri ile ilgili yaptığı açıklamalarda problemin oyuncuların profesyonellik anlayışı ve Galatasaray'ın mevcut yönetiminin verdiği sözleri tutmayışına ve takımla ilgilenmeyişine bağlamıştı -ki haklıdır sonuna kadar- ama benzer duruma gelmesi sadece 1.5 sezon sürdü Almanya'da. Galatasaray'a gelmeden hemen önceki sezonun ilk devresinde oynadıkları futbolla Avrupa'nın en iyileri arasında gösterilen Leverkusen de ikinci yarıdaki düşüş nedeniyle yollarını ayırmadı mı Skibbe ile? Ortada bir yanlış var ve bunu stadyuma giderek, evde televizyondan seyrederek ya da oturduğumuz yerden çözebilmemiz pek mümkün görünmüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Michael Skibbe'nin oyun anlayışı olarak eleştirilebilecek özellikleri muhakkak vardır ama oynattığı oyunun -özellikle zirve noktasına ulaştığında- keyif vermediğini söylemek doğru olmaz. Galatasaray günlerinden hatırladıklarımızı tekrarlayalım; dikine, sert yerden paslar, yüksek top hakimiyeti, set halinde yapılan kontrollü hücumlar, çok hızlı kontralar, kaptırılan toplar sonrası takım halinde topun arkasına geçerek yapılan alan savunması. Özellikle bu noktada Galatasaray günlerinde takımın topu kaptırdıktan sonra yerleşmek için 40-50 metre geri uzun koşular yapması hem şok bir baskını engelliyordu, hem de sürekli olarak kapanan takımlara karşı set hücumu yapılmasına neden oluyordu. Bu sorun yüzünden özellikle deplasmanlarda istediği sonuçları almakta zorlandı. Galatasaray günlerinde gözden kaçmayan bir başka sıkıntı takımın kuvvet sorunuydu. Bülent Korkmaz'ın mevcut durumu görmeden yüksek presle oynattığı ve takımın 60'dan sonra kontağı kapattığı Hamburg faciası Galatasaray'ın bugün yaşadığı problemlerin öncüsüdür nazarımda. Savunma şu olabilir; Skibbe'nin oynatmaya uğraştığı oyun için takımın gücü yeterliydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerek Frankfurt, gerek Galatasaray günlerindeki en büyük artısı takımını önemli maçlara hazırlayışı. Galatasaray karnesinin en iyilerinin çoğunlukla deplasmanlar ve Avrupa maçları oluşu dikkat çekici. Özellikle Fenerbahçe'ye 4-1 kaybedilen derbi öncesi oynanan Benfica maçı için &lt;b&gt;Can Bartu&lt;/b&gt;'nun &lt;i&gt;&lt;b&gt;"bugüne kadar Türk takımlarının oynadığı deplasman maçları arasında gördüğüm en iyisi"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; demesi önemli bir veri(bana kalırsa Lincoln'ün döktürdüğü Hertha Berlin maçı daha iyidir). Ülke içinde bütün sene jenerikleri süsleyen gollerin atıldığı Ankara deplasmanları Skibbe'nin karnesinin "pekiyi" olduğu diğer maçlar. Öte yandan aynı periyodun içinde yer alan ve 4-2 kazanılan Beşiktaş derbisi, Olympiakos maçı ve bireysel bir hata ile kaybedilmesine rağmen takımın ciddi anlamda domine ettiği Metalist Kharkiv maçı iç saha maçları arasında sayabileceklerimizden. Kadro sıkıntısı çektiği dönemde kaymalı 4'lü savunma ile Ankara'da oynattığı harika futbol ve Blanc'ın Bordeux'suna Fransa'da pozisyon vermeyişi not edilmesi gereken diğer maçlar. Bundesliga'dan aklımda kalanlar arasında Allianz Arena'daki Bayern Münih maçını sayabilirim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-tDXGDagMHus/TiHYFR2PlAI/AAAAAAAAB-Q/YHvuvHXqXMo/s400/skibbe.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630018594391692290" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 319px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Skibbe'nin sıkıntıları hakkında yorum yapabilecek kadar bilgimiz olmadığını söyledim. Ancak basit gözlemlerle birkaç şey söylemek mümkün(tamamen kişisel görüşümdür). İlk olarak Skibbe, sonu ona benzeyen Rijkaard gibi oyuncularına serbestlik tanıyan, onlara güvenen ve onlardan sorumluluklarını yerine getirmelerini bekleyen bir teknik adam. Maalesef maç gecelerinde sıklıkla karşılaştığım Batuhan Karadeniz'in suistimal etmeye kalkabileceği bir teknik adam basit bir örnekle açıklayacak olursak. Bu tarz disiplin sorunları futbol kulüplerinin yapılarının profesyonel olmayışı nedeniyle takımın tamamına sirayet etmeye başlıyor ve bir süre sonra ipin ucunu kaçırabiliyorsunuz. Kısacası Skibbe kendisine yeni genler ekletmediyse benzer problemleri burada da yaşayacaktır. Bunun önüne geçmenin tek yolu var; Eskişehirspor yönetiminin Skibbe'nin yanında sahaya çıkması için atayacağı ismin iletişiminin ve disiplininin çok iyi olması ve yönetimin belirli bir biriminin sıklıkla takımın ensesine basması ve göz açtırmaması, bir arada tutması.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Teneke bağlayarak yolladığımız Skibbe gittiğinden bu yana ülke futbolunun Avrupa'da geriye gitmesi ilginç bir done. Öte yandan Skibbe'nin de Almanya'da eski alışkanlıklarından kurtulamadığını görmemiz şu an yaşanan soru işaretlerinin nedeni. Önceki hesabı kapatmak için buraya ciddi bir motivasyonla gelecek Skibbe'nin Eskişehir'i oyun olarak belirli bir düzeyin üzerine çıkaracağından ve beklenmeyen sürpriz zaferler kazandıracağından şüphem olmasa da, iç sahada olmadık puanlar kaybedeceğini de daha şimdiden söyleyebilirim. 8 senedir Eskişehir'de yaşayan biri olarak taraftarın "2003 Gençlerbirliği" gibi heyecanlı ve sürekli hücum eden bir takım istediğini biliyorum(bunu bir tek yönetim bilmiyor olacak ki sürekli top tüfek savunma yapan hocalar getiriyor). Ülke futbolunda yaşanan skandallardan en fazla etkilenen kulüplerden biri olan Eskişehirspor için de, Skibbe için de oldukça iyi bir fırsat. Her şeye rağmen masada konuşulanların masada kalmaması gerekliliğini de bir kenara yazalım; ununuz yoksa helva yapmaya kalkışmanız abes olur...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kişisel Not: Skibbe'nin gelmesi durumunda iç saha maçlarına koşarak gideceğimi belirteyim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-202305905722846382?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/202305905722846382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=202305905722846382&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/202305905722846382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/202305905722846382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/07/michael-skibbe.html' title='Michael Skibbe'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-tAdAMZgfPZw/TiHXDGJ9YUI/AAAAAAAAB94/noGxHpMO90s/s72-c/michael%252Bskibbe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-6051421050810598485</id><published>2011-06-10T21:46:00.003+03:00</published><updated>2011-06-10T21:59:33.971+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liverpool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Jordan Henderson Liverpool'da</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Gx0fpPrEb8w/TfJpOVqAZ8I/AAAAAAAAB8E/JhjpgWDnTAA/s1600/henderson%2B2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 384px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Gx0fpPrEb8w/TfJpOVqAZ8I/AAAAAAAAB8E/JhjpgWDnTAA/s400/henderson%2B2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616667380336846786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kulübün satılışı ve Damien Comolli'nin futbol strateji direktörü oluşu sonrası beklenen hamleler bunlar. Devre arasında Luis Suarez ve Andy Carroll ile anlaşan, Fernando Torres'i Chelsea'ye satan Liverpool ekonomik problemlerin de etkisi ile uzun vadeli bir plana girdi ve bu oyuncular planın ilk aşaması. Jordan Henderson da bu sezon Premier Lig'in yükselen yıldızlarından biri. Sakin ve saha görüşü yüksek oyun yapısı ile Gerrard'ın yanına uygun bir stajyer konumunda. 16 milyon pound ve bir türlü bekleneni veremeyen N'Gog karşılığında gerçekleşen bu transfer sezonun da ilk transferi oldu. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Liverpool'un yaz transfer gündeminde benzer tipte isimler var. Connar Wickham, James McCarthy ilk akla gelenler. Ashley Young ve Phil Jones ise ezeli rakip Manchester United'a kaptırıldı. Bir güzel haberse devrede Real Madrid olduğundan anlaşılması zor görünen Fabio Coentrao'nun yerine sol bek için Gael Clichy'nin isminin geçiyor olması. Gelecek sezon kontratı bitecek olan ve Arsenal'in kontrat yenileme teklifini geri çeviren Fransız sol bek için Liverpool 5 milyon pound önermiş durumda. Benzer 4-5 transfer daha görmemiz mümkün. Kenny Dalglish'in elinde çoğunlukla öğrenmeye ve kazanmaya aç bir ekip göreceğiz ilerleyen dönemde...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Fotoğraf Liverpool resmi internet sitesinden alınmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-6051421050810598485?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/6051421050810598485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=6051421050810598485&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6051421050810598485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6051421050810598485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/06/jordan-henderson-liverpoolda.html' title='Jordan Henderson Liverpool&apos;da'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Gx0fpPrEb8w/TfJpOVqAZ8I/AAAAAAAAB8E/JhjpgWDnTAA/s72-c/henderson%2B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3583203694863551252</id><published>2011-04-28T17:15:00.004+03:00</published><updated>2011-04-28T17:19:25.766+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aktüel'/><title type='text'>Total Failure</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qBD3cfTNuh4/Tbl3ZCcuaRI/AAAAAAAAB74/5m4WMFK57AM/s1600/real-barca.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qBD3cfTNuh4/Tbl3ZCcuaRI/AAAAAAAAB74/5m4WMFK57AM/s400/real-barca.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5600638883649710354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;17 günde 468 El Clasico oynanacağı belli olduğu gün sevinmeyen nadir insanlardan biriydim. Hatta bu görüşümü de açık açık belirttim. Dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi ilk ayağından sonra ülke futbolunun ötesinde, ülkedeki spor aklının ve ahlakının kokuşmuşluğu da iyice su yüzüne çıktı. Barcelona-Real Madrid çekişmesi ekseninde ortaya çıkan büyük resim tam bir rezillik, fiyasko. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun zamandır daha az yazışımızın, burayı boş bırakışımızın nedenlerinin tamamını bu maç üzerinden yapılan sohbetler üzerinden görmek mümkün. Futbol bir temaşa oyunudur; aynı zamanda Bill Shankly'nin söylediği gibi bir ölüm kalım mücadelesidir. Ancak bahsedilen noktaların tamamı sahanın dışarısı ile alakalıdır ve Avrupa futbolu ile Türk futbolunu birbirinden ayıran en önemli özellik saha dışının ve içinin dinamiklerinin birbiriyle yanlış şekilde eklemlenmesidir. Rekabetlerin sonsuzluğu, büyüsü, albenisi bir kenara, saha içindeki ile bu kadar alakasız olan bir milletin futbolunda sürekli aynı yanlışları görmek tesadüf müdür? Taraftarlık kültürünün ülke insanına göre şekillenmesinden daha normal bir şey olamaz muhakkak. Ancak bu kültürün ne ile beslendiği tamamı ile sosyolojik bir mevzudur. Taraftarlık olgusunun ortak paydaları vardır ancak farklılıkları sosyolojik mevzuatlar belirler ki, bu benim uzmanı olmadığım ve konuşmam halinde ukalalık edeceğim bir alan. Ancak basit bir gözlemle şunları söylemek mümkün; tarih boyunca kavga ile varolan bir toplumun kavgadan beslenmesinden daha doğal bir durum olamaz. Maalesef kavga durumu bir kaos yaratır ve kaos beraberinde mutlak çözümsüzlükleri getirir. Tümevarım ile bu durumu ülkenin herhangi bir alanından alıp en tepeye kadar sirayet ettiğini rahatlıkla gözlemleyebilmek mümkün. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Varoluşunu güç gösterisine ve "daha yüksek sesle konuşma"ya borçlu olanların ülkesinde güce tapmak, ezilmek, kompleks veya ego sahibi olmak beklenen sonuçlar. Tartışmanın doğasını bozan her türlü etmen mevcut. Buna ek olarak insanların tartışma olgusuna yatkınlıkları yok; aksine bu durumu da bir kavgadan ibaret görmekteler. Antik Yunan'da başlayıp bugüne kadar devam eden tartışma olgusu çoğunlukla uzlaşmaya evrilse de bu ülkenin algısıyla, ahlak değerleri ile çelişmekte. Tartışmanın tarafları sürekli olarak destekledikleri saflara daha sıkı sarılmakta ve bunun en temel nedeni "kavga" güdümlü toplum yapısı büyük ihtimalle. İş bu noktada tartışma olmaktan çıkıyor. Bir tartışmada sürülen teze antitez üretirsiniz ve doğrunun peşinde koşarsınız. Biz ise sıklıkla "ama" diyerek antitez üretmek yerine tartışmayı kazanmanın peşinde oluyoruz. Münazara oluyor haliyle bu. Sürekli bel altı konuşmalar ve ana konudan uzaklaşmak. Elimizdeki sonuç ise koca bir sıfır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oysa şu an Barcelona savunmasının Kral Kupası finalinin ikinci yarısından bu yana yeni bir formata bürünüşünü, Mourinho'nun o ikinci yarının üstüne neden yeni bir çözüm getiremediğini, Barcelona hücumunun "sonsuz kademe" oyunlara cevap veremeyişinin nedenlerini konuşuyor olmalıydık. Guardiola'nın "sabır taşı olsa çatlar" felsefesinin yaşadığı ufak sıkıntıları nasıl giderdiğinden, Mourinho'nun makyavelizminin uzun vadede sisteme yenik düşmesinden konuşuyor olmalıydık. Onun yerine "dedim ki, dedi ki"lerle uğraşıyoruz. Artık bayan "La Masia'da bunları mı öğretiyorlar?", "Akademi Busquets'i nasıl kaçırmış?", "Mourinho sadece savunma futbolu oynatıyor", "Madridli oyuncular çirkef", "hakemler satılmış" muhabbetlerinden bir adım öteye gidemiyoruz. İşin daha kötüsü 3 El Clasico sonrası seviye iyice yerlere inmiş durumda. Dün akşam görebileceğimiz bir Real Madrid galibiyetinin ortaya çıkarabileceklerini düşünmek dahi istemiyorum. En azından son maçı arkamıza yaslanıp izleyebileceğiz. Hakikaten bulantı hat safhada. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sohbetleri yapanlar ne yazık ki çoğunlukla okuyan, sabah akşam futbol konuşan, futbolu hayatının merkezine koyan insanlar. Ne yazık ki. İçinde gram futbol olmayan tamamı ile kavga odaklı bu söylemlerin üzerine, hafta sonu geldiğinde yüksek perdeden "Türk Futbolu nasıl düzelir?" edebiyatı dinleyeceğiz. Hiç sıkılmadan, usanmadan, bıkmadan sürekli olarak hiç tanımadıkları insanlar hakkında büyük söylemlerde bulunacak insanlar, kapısından içeri girmedikleri ve tamamen farazi olan bilgileriyle kulüp dinamikleri üzerine büyük laflar edecekler, kişileri eleştirecekler ve bize yepyeni bir reçete yazacaklar. Hiçbir şeyin değişmeyecek olmasının temelinde ise "makyavelistlik" ile suçladıkları Mourinho'dan pek de farklı olmayışları yatmakta. Bu ülkenin futbol izleyicisinin tek ilgilendiği 90 dakikanın sonunda tabelada ne yazdığı. Bu ülkedeki yerli oyuncuların, her sene 8 ile 15.hafta arasında ortaya çıkan kahraman hocaların, sözde futbol yorumcularının ve maalesef yöneticilerin tek ilgilendiği konu bu. Sonuç ile kavga eden bir futbol ülkesinde "eğlenceli" olduğu iddia edilerek Telegol programının seyredilmesi sağlıksızlığımızın geldiği noktayı göstermektedir. Her sene 25.hafta itibariyle insanları onursuzluk ile suçlama yarışına girmek ancak onursuz bireylerden beklenir ve ne yazık ki tersini düşünenler azınlığı oluşturmakta.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özellikle 80'den sonra ülkenin içine zorla sokulduğu yalancı "değişim" politikaları, naylon zenginler, köşe dönme, vs. gibi olguların ülkenin tamamının bilinçaltında yarattığı "ulaşılabilen her şeyi kolay ve basit görme" algısının sonucu olarak dünyadaki tüm liglere ulaşabilen bir milletin ulemalık alanı olarak futbolu seçmesinden doğal ne olabilir ki? Ülkenin toplasan 20 tane futbol ile ilgili kitabı yok iken, varolan kitapların hemen tamamı futbol anılarından ibaretken, oyunun dinamikleri hakkında bu kadar az kaynak varken; hepsini geçtim nüfus bu kadar az okurken konuşmalarda bu denli ileri gitmek cahil cesaretinden ibaret. Aptallar kavga eder. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vahim olan, nesiller ilerledikçe birey olma ve analitik düşünme becerisi ileri gitmesi beklenen bir toplumun giderek daha da gerilemesidir. Sonuçların nedenleri ile ilgilenmemiz gerekirken, sonucun kendisi ile ilgilenmemiz sürekli olarak "sonsuz tesadüfler" ile karşı karşıya kalmamıza yol açmaya devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu toplu infilak durumunun bir sonu olmasını bekliyorum; zira doğanın temel kanunu her şey doğar, büyür ve ölür. Dileğim, ölmeden bu ülke sınırları içinde burnumuzu sokmamamız gereken şeylere sokmadan, sahada olan biteni konuşabileceğimiz günleri görmek. Bu "Total Failure" durumu umuyorum bir gün "Total Futbol"a bırakı yerini...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3583203694863551252?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3583203694863551252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3583203694863551252&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3583203694863551252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3583203694863551252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/04/total-failure.html' title='Total Failure'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qBD3cfTNuh4/Tbl3ZCcuaRI/AAAAAAAAB74/5m4WMFK57AM/s72-c/real-barca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2941128116702553380</id><published>2011-04-04T15:11:00.006+03:00</published><updated>2011-04-04T16:05:45.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Kayıp Sezona İlişkin Notlar-2 &amp; 10'un Vedası</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VJzjS14CbIE/TZnCHPIWzkI/AAAAAAAAB7g/QPvi8LvEkqE/s1600/gica.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VJzjS14CbIE/TZnCHPIWzkI/AAAAAAAAB7g/QPvi8LvEkqE/s400/gica.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591713841933635138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Galatasaray'da ikinci Hagi dönemi de biterken, içimizdeki burukluğu bir nebze olsun kıran mali genel kurulda alınan erken seçim kararı oldu. Uzun süredir Galatasaray hakkında hemen hiç yazmayışımızın önemli nedenlerinden biri kulübün yönetiliş biçimiydi. Transferin son gününe kadar süren rezaletler, Frank Rijkaard'ın ayrılışı, her kolda yaşanan çatlaklar ve ayrışma mevcut durumun habercisi olsa da, Gheorghe Hagi'nin ayrılma biçimi, hepsinden önemlisi tartışılma biçimi kendi adıma büyük yıkım oldu. Sağlıklı olmayan bir ortamda bir şeyler yapmaya çalışan ve bunda büyük ölçüde başarısız olan Hagi'nin kendi kariyeri açısından belki de son fırsatını bu durumda kullanmış olmasını biraz ona kızarak, biraz da cesaretinden dolayı hayranlık duyarak değerlendiyorum. Eleştirilerin büyük çoğunluğu tabela üzerinden yapılsa da, Hagi'nin benzer bir şekilde gelip son derece iyi iş çıkardığı(içinde bu döneme de sirayet eden birçok yanlışı da barındıran bir dönemdi) 2004-05 sezonu yokmuşçasına davranılmasını kesinlikle kabullenemiyorum. Belki de bu yüzden son güne kadar umudumu korudum ve hatta hala umutluyum ama işler bazen düşündüğümüz gibi gitmez. Mevcut yönetimin gitmesi için Frank Rijkaard'ın kurban edilmesi bana göre yeterliydi ama onlar giderken bu camianın en önemli isimlerinden birinin de başını yemekte sakınca görmedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Okuyacağınız değerlendirme bu akşam oynanacak Antalyaspor maçı öncesi, Galatasaray'ın geçen haftalarda saha içinde yaptığı yanlışlarla ilgili olacak. Bu değerlendirmeye başlamadan önce medyada, sosyal mecralarda sıklıkla duyduğum ve son derece gerzekçe bulduğum "yıldız futbolcudan hoca olmaz" lafına değinmek istiyorum. Bu dandik, üçüncü sınıf değerlendirmenin baş kahramanları sıklıkla Pele, Maradona, Zico ve Hagi olmakta. Fakat argümanlarını bu isimlerle destekleyen zeki arkadaşlar Rijkaard'dan, Cruyff'tan, Dalglish'ten, Guardiola'dan(Barcelona'yı babam da şampiyon yapar dimi?) pek bahsetmiyorlar nedense. Teknik Adamlığın futbol becerisinden ziyade bir gözlem becerisi gerektirdiği son yıllarda Benitez, Mourinho, Vilas Boas gibi hocaların yaptıkları ile iyice ayyuka çıksa da, tartışmanın çekildiği kalın çerçeveli "yıldız futbolcu-kötü hoca" başlığının önüne futbol aklı kısa ülkemizde bir türlü geçemiyoruz. Artık bu sığlıktan kurtulmamızı ve bu gerzek tartışmayı geride bırakmayı diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray Hagi'li haftalara 4-3-3 ile başladı, daha sonra zaman zaman 4-4-1-1 ve 4-2-3-1 oynadı. Kapanış maçı olan Fenerbahçe maçına 4-3-3 ile başlayan takım, maçın ilerleyen bölümlerinde önce 4-4-1-1 daha sonra 4-4-2 oynadı. Bu değerlendirmeye sayılarla girerek hiç hoşlanmadığım bir şeyi yaptığımı belirteyim; ülkede futbol üzerine en çok geyik yapılan konu bu sayılar ve üretilen lafların tamamına yakınının altı son derece boş. Deliler gibi sayı konuşuyor herkes ama oyunu anlamlı kılan biçimdir, diziliş değil. Format size bunu dayatmaz, siz formatı yapınıza uydurursunuz. Oyuncuların saha içindeki rollerinin aslolduğunu anlamak ve artık bu gereksiz sayı kalabalığını bir kenara bırakmak gerekli. Dünya üzerinden bizden çok sayı konuşan yok, buna emin olabilirsiniz. Yeri gelmişken Kalli'nin dediği gibi: "sistemleri sayılardan ibaret zannedenler, gitsinler süpürge satsınlar."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu blogun açıldığı tarihten itibaren o kadar fazla "takım boyu", "alanlara yığılma", "alan parselleme" lafı kullandık ki, tekrar tekrar aynı şeyleri yazmak can sıkacağından ara verdim maç yazısı yazmaya. Galatasaray'da 3 senedir devam eden sıkıntılar aynı ve değişmiyor da. Bu sezonu kapamış olsak da yeni bir takımın da kısa sürede çözemeyeceği sorunlar olduğundan, bir dönem daha aynı şeyleri söylemeye devam edeceğiz. Hagi travmatik takımı aldığında düşük olan savunma direncini arttırmaya çalışarak işe girişti. Ancak takım oyunun hiçbir yönünü oynayamıyordu. Sadece savunan organizasyonsuz Galatasaray topu taşıyan oyuncuları da olmayınca sıklıkla yediklerini çıkaramadı devre arasına kadar. Kader kısmet gol atılan maçları da bir şekilde tuttu; Antalyaspor, Konyaspor maçları gibi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Devre arasında kadroya yapılan takviyeler sonrası ön üçlünün kenarları topu götürebilen Kazım ve Stancu ile ikame edilirken, ortaya da Culio takviyesi yapılarak takımın hatlarını bir şekilde bağlamaya çalıştı Hagi. Sabri'yi ortaya alarak yaratmaya çalıştığı dinamik orta sahada, Lucas Neill'ı da bu bölgeye monte ederek güvenli çıkışı ve top hakimiyetini hedefledi. Çakılı bir defans bloğu ile oynayan Galatasaray'daki birinci hata oyuncuların pozisyonları ile ilgili bu gereksiz hamleydi. Takımın her iki maçı da kaybetmesine rağmen Hagi dönemindeki parlak maçları oyuncuların yerlerinde oynadığı Ankaragücü ve Fenerbahçe maçlarıydı. Hagi'nin çözemediği en büyük sıkıntı ise enine ve boyuna takım genişliği idi. Bu mesafeler hiçbir  zaman kısalmadı. Organize takımlar, Galatasaray'ın bıraktığı boş alanları sıklıkla değerlendirdi. Takım kötü alan paylaşımı nedeniyle oldukça etkisiz pres yaparken, bıraktığı alanlar nedeniyle uzun geri koşular yaptı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hagi'nin 4-3-3 ısrarı çok uzun sürdü ve başına bu çorabı ördü. Eldeki oyuncu kadrosunun ve takım organizasyonunun yetersizliğini göz ardı edip sistemde ısrarcı olması, 2005'te de gözlemlediğimiz eksik oyun okuma yetisi ile birleştiğinde kazanabileceği maçlardan oldu. 4-4-2 ve türevleri oynaması daha kolay ve güvenli sistemler. Klasik defans dörtlüsünün önüne çapa Cana ve yüksek tempolu Culio, kenarlarda Yekta ve Kazım, uçta Baros ve partneri hem onun 5 sene önce uyguladığı yapıydı, hem de bu takımın oynayabileceğiydi. Maalesef takım sürekli kaybetti, içerideki çatlak ilişki yapısı iyice bozuldu, güvensizlik arttı, olmadık maçlar olmadık şekilde gitti. Bana hangi önermeyle gelinirse gelinsin kaybettiğimiz İBB, Ankaragücü ve Fenerbahçe maçlarını nasıl kaybettiğimizi hala anlayamayacağım. Futbolda yanlışlar yapılır ancak, yanlışlara bu kadar kolay cezalar kesilmez. Sonuçta kaleciyi çıkarıp forvet oyuncusu alınmadı oyuna. Ama olabiliyormuş; bunu deneyimlemek acı verse de, yeni bir şeyler öğretti bize. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelelim görüntülü analiz kısmına. Galatasaray'ın 2 senedir bir türlü düzeltemediği sorunlarına Karabükspor, İBB Spor ve Ankaragücü maçlarından not aldığım birkaç pozisyon üzerinden eğilelim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iUtc3B94CfY/TZm11a-82dI/AAAAAAAAB6s/jOEhwdEEqgA/s1600/gs-karab%25C3%25BCk1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 329px; " src="http://1.bp.blogspot.com/-iUtc3B94CfY/TZm11a-82dI/AAAAAAAAB6s/jOEhwdEEqgA/s400/gs-karab%25C3%25BCk1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591700341738232274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;İlk görüntümüz Karabükspor maçından. Galatasaray'ın hücumdaki haraketsizliğinin ve yerleşme probleminin sonucu olarak boştaki tek oyuncunun sağ bek pozisyonundaki Lucas Neill olduğunu ve rakip yarı alanın ortasında büyük bir alanın kullanılamadığını görüyoruz. Israrla pas verebileceği birilerini arayan Kazım baskı sonrası topu geriye oynuyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--LFKx2mJD_U/TZm11XWtDsI/AAAAAAAAB60/G6yb-nOIfao/s1600/gs-karab%25C3%25BCk%2B2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--LFKx2mJD_U/TZm11XWtDsI/AAAAAAAAB60/G6yb-nOIfao/s400/gs-karab%25C3%25BCk%2B2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591700340764118722" /&gt;&lt;!--  &lt;/div--&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine Karabükspor maçından bir pozisyon. Galatasaray'ın oyunun her iki yönünde de büyük sıkıntıları olduğundan yukarıda bahsetmiştik. Savunmadaki sıkıntıların net örneklerinden biri. Karabüksporlu orta saha oyuncusu aksiyonu tamamlamış ve bulunması gereken yerde. Öte yandan rakip beki karşılamaya çıkan Neill'ın boşalttığı bölgeye kayan Karabüksporlu oyuncuya yaklaşan Gökhan Zan da doğru poziyon almış. 2 soru; ilki bu aksiyona kalkan Karabüksporlu orta saha oyuncusunu takip etmesi gereken Galatasaraylı futbolcular nerede? İkincisi Servet bulunduğu yerde yalnızlık çekmiyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mYpjQe3CypY/TZm11s8WczI/AAAAAAAAB7E/j58-FdclM1c/s1600/gs-karab%25C3%25BCk4.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mYpjQe3CypY/TZm11s8WczI/AAAAAAAAB7E/j58-FdclM1c/s400/gs-karab%25C3%25BCk4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591700346559165234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Blogda en fazla irdelediğimiz konulardan birine geldik. Hareket ve aksiyonların tamamlanışı. Top bir şekilde Kazım'a ulaşmış durumda. Bu atak çabuk çıkılma eğiliminde olduğumuz, ancak yavaş oynayarak sete set hücuma dönüşen bir atak. 3 soru; ilki Kazım'a birinci opsiyon olmasını bekleyeceğimiz bek oyuncumuz Lucas Neill kadrajın neresinde? İkincisi Karabük sol kenarındaki bölge sit alanı mı, neden 3 kişi aynı anda hareketleniyor, daha önce oraya koşu yapmak kimsenin aklına gelmiyor? 6 kişi neden böyle yerleşti? Üçüncü soru; Karabük'ün iki hattının arasında 6 Galatasaraylı oyuncu varken diğer 4 kişi nerede konumlandı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-arUnRmabk9Q/TZm11qrLpPI/AAAAAAAAB68/I6L6QpLs9C8/s1600/gs-karab%25C3%25BCk3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 329px; " src="http://1.bp.blogspot.com/-arUnRmabk9Q/TZm11qrLpPI/AAAAAAAAB68/I6L6QpLs9C8/s400/gs-karab%25C3%25BCk3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591700345950282994" /&gt;&lt;/a&gt;Bu bir Galatasaray hücumu dönüşü. Stancu'ya atılan fuzuli pas pek tabii ki Karabükspor defans oyuncuları tarafından süpürülüyor. Hücum dönüşü yazmamızın bir sebebi var. Beklenen takımın önde basarak rakibin kolay çıkmasını engellemesi. Peki iki dörtlü blok arasında tek kişiyi bırakarak bütün maç kolayca Galatasaray'ı savunan Karabükspor baskı yiyor mu? Galatasaray'ın hücum bloğu ve savunma bloğunun ortasında kümelenmiş 9 Karabüksporlu oyuncu var. Rakipten topu nasıl alabilirsiniz, bu rakibi nasıl baskı altına alabilirsiniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mSTl0gzvK3c/TZm11HE-dzI/AAAAAAAAB6k/79dtcPiu5Io/s1600/Gs-Ankara1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 329px; " src="http://2.bp.blogspot.com/-mSTl0gzvK3c/TZm11HE-dzI/AAAAAAAAB6k/79dtcPiu5Io/s400/Gs-Ankara1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591700336394794802" /&gt;&lt;/a&gt;Ankaragücü maçının 16.dakikası. Maçta henüz herhangi bir durum yok şu ana kadar. Galatasaray set hücumuna başlıyor. Top ayağında olan ve baskı yiyen Ayhan Akman'ın iki seçeneği var. Topu ona atan Servet ve sol kenardaki Çağlar. Takımın geri kalanı nerede? Bu genişlikte sağlıklı top çıkarmak mümkün mü? 3 senedir Galatasaray orta sahasına baskı uygulayan her takımın Galatasaray'a problem yaratması bir tesadüf müdür? Siz karar verin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-iF0vdf-6FuQ/TZm889JduII/AAAAAAAAB7Q/pWYgG9XkeiM/s1600/ibb-gs3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-iF0vdf-6FuQ/TZm889JduII/AAAAAAAAB7Q/pWYgG9XkeiM/s400/ibb-gs3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591708167749613698" /&gt;&lt;/a&gt;İBB maçından bir Galatasaray atağı. 8 Bozbaykuş arasında 3 aslan. 8'e 3 goller var, birçok kere izledik ama böyle yerleşemediklerinden hepimiz eminiz sanırım. Soru bir; 3 oyuncu bu kadar kötü yerleşmişken bu ataktan ne olur? Soru iki; Zapata'nın kalede olduğunu biliyoruz(?), kalan 7 Galatasaray oyuncusu nerede? Herkes ocakta yemeği unutmuş sanırım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Ww9cE1L8hRQ/TZm-DDu9qzI/AAAAAAAAB7Y/urlqGquFDRs/s1600/ibb-gs2pres.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Ww9cE1L8hRQ/TZm-DDu9qzI/AAAAAAAAB7Y/urlqGquFDRs/s1600/ibb-gs2pres.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 329px; " src="http://1.bp.blogspot.com/-Ww9cE1L8hRQ/TZm-DDu9qzI/AAAAAAAAB7Y/urlqGquFDRs/s400/ibb-gs2pres.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591709372108352306" /&gt;&lt;/a&gt;İBB Spor maçından bir başka görüntü. Topu kaybeden Galatasaray önde basarak rakibi çıkarmama, şok bir top kazancı ile gole gitme peşinde. Maçı farklı bir gözle seyredip sadece topu takip etmeyince  "yapmayın ulan, pres de yapmayın sizin yapacağınız prese" diyorsunuz istemeden. İBB organize bir takımda olması gerektiği gibi geride sıkışmış, boyu kısaltmış ve güvenli bir biçimde sahasından çıkma derdinde. Çıkıyorlar da zaten. Topa sahip olan oyuncunun 3 seçeneği var ki bunlardan iki tanesi son derece rahat poziyonlarda. Sabri ile Culio arasındaki mesafe fazlaca geniş. Top da rahatça çıkıyor. Bu maç ile ilginç bir not vermek gerekirse, tüm bu garipliklere rağmen İBB Galatasaray ceza sahasını 60 dakika göremedi. Zapata'ya soru işareti koymamın sebebi de budur; geldiklerinde gol oldu zira. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunlar Hagi'ye mal edilecek problemler değil ne yazık ki. Onun da bu saha içi garipliklerde muhakkak payı var ama, Galatasaray 3 senedir bu sıkıntıları yaşıyor. Futbol aklı çok kısa oyuncularla kurulan orta sahalar 3 yıldır Galatasaray'ın sağlıklı bir takım haline gelmesini engelliyor. Biz bu blogda yazmaya başladığımız ilk andan itibaren hep aynı şeyi söyledik; futbol orta sahada kazanılır. Yukarıdaki görüntülerin tamamının ortak yanı orta saha oyuncularının oyun içi yetenek ya da fundamental eksikliklerinden kaynaklanmalarıdır. Alan bulmanın çok zorlaştığı modern futbolda rakip sahada işleri karıştıran da, savunma da işleri kolaylaştıran da orta saha oyuncularıdır. Galatasaray maalesef bağıra bağıra buradayım diyen bu sorunu çözmek yerine, maliyetli hücum oyuncuları almayı, orta sahayı koşmaktan başka bir şey bilmeyen yetenekli ama futbolu bilmeyen oyunculara bıraktı. 2.5 sezon yatan Linderoth'a fazla laf etmemek gerek; Mehmet Topal her seferinde "ondan çok şey öğrendim" diyorsa, 2008'e oynamadan da olsa büyük katkı yapmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gheorghe Hagi teknik adam olarak büyük ihtimalle son kez geldi ve gitti. Hagi benim kahramanım olduğundan arkasında bıraktıkları ile ilgili çok kötü de olsa karamsar olmam imkansız; bu yüzden devre dışı bırakıyorum bu bölümü. Hagi, Galatasaray'ın en önemli değerlerinden biridir ve giderken söylediği "Galatasaray küçülmüş" lafı "kızgın rumen çemkirdi" başlığında değerlendirilmemelidir. Galatasaray gerçekten de küçüldü. Hagi'yi dikkate alıp, geleceği sağlam temeller üzerine kurmak, Galatasaray'ı tekrar eski haline döndürmek yeni gelen yönetimden herkesin beklediğidir. Umuyorum ki bu travmatik sene Galatasaray'ın çay ocağından tribününe birçok kişiye sağlam dersler vermiştir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aynı sezonda iki teknik adamın gidişini bize yazdıranlara yazıklar olsun...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2941128116702553380?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2941128116702553380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2941128116702553380&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2941128116702553380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2941128116702553380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/04/kayp-sezona-iliskin-notlar-2-10un-vedas.html' title='Kayıp Sezona İlişkin Notlar-2 &amp; 10&apos;un Vedası'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VJzjS14CbIE/TZnCHPIWzkI/AAAAAAAAB7g/QPvi8LvEkqE/s72-c/gica.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-7522444756663120212</id><published>2011-03-13T18:43:00.002+02:00</published><updated>2011-03-13T18:50:55.555+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Ankaragücü 3-2 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-MgGIi3KVixA/TXz0ZkllX6I/AAAAAAAAB6c/Ww8z0plpl1k/s1600/ayd%25C4%25B1n%2By%25C4%25B1lmaz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 377px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-MgGIi3KVixA/TXz0ZkllX6I/AAAAAAAAB6c/Ww8z0plpl1k/s400/ayd%25C4%25B1n%2By%25C4%25B1lmaz.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5583606358187794338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Hafta içi takımın teknik sorunları ile ilgili bir yazı yazacağım, yolunu yapıyorum uzun süredir. Ancak, hedefin kalmadığı sezonda, kaybedilen hiçbir maçı beni bugün oynanan maç kadar üzmedi. Sahada olan biteni anlamlandırmakta uzun süredir sıkıntı çekiyorum. Bir takımın maç içerisinde şoklar yaşaması normaldir ama bunun süresi ile ilgilenmek gerekli. Bu süreler uzuyorsa ortada ciddi bir sıkıntı var demektir. Galatasaray'ın bu saçma psikozu Skibbe döneminden bu tarafa var. Gol yiyen takım bir anda ikincisini yemek için kendini hazırlıyor. Bu, güvensizlikten kaynaklandığı gibi, bir akıl eksikliğinin de göstergesi. Sahada bu durumu düzeltecek olan takım birlikteliğidir ki, Galatasaray'ın 3 senedir kaybettiği budur. Takım değil ve olamıyor Galatasaray. Camianın 3 yıllık hali, yönetim, taraftar, futbolcular tamamı yavaş yavaş kutuplaşırken, sonun bu olacağını görmek pek uzak değildi. Ancak takımdaki belli başlı isimler, gelenekler, Galatasaray ismi etrafında bu olan bitenin bir şekilde çözülebileceği görüşü hakimdi. İşin asıl ürkütücü tarafı, Galatasaray bu problemlerin hiçbirini çözemediği gibi, bu değerlerin tamamının içini boşaltmayı başardı el birliği ile. Olayı bir tabela sonucundan öteye götürdü. Endüstrileşen futbolda taraftarlığını paralı askerliğe değişen hak sahipleri, kendilerini bu kulübün sahibi ilan ederken, en kötü gününde takımına tekme atmaktan geri kalmadı. Kongre ve Galatasaray Divanı benim kolumun yetişeceği yerler değil. Ama Galatasaray'ın 5000 kişiye oynaması, bütün düşünecek olursak, içine düştüğü durum bir futbol geleneğinin çöküşüdür. Ve acı olan şu ki, Galatasaray yakın gelecekte bu durumu tersine çevirebilecek durumda değil...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maçı konuşalım. Antep maçı sonrası Hagi, geldiğinden beri ısrarcı olduğu 4-3-3'ü bir kenara bırakıp Karabük maçıyla beraber 4-4-1-1'i denemeye başladı. Takımın hem defansif anlamda, hem hücum anlamında nispeten dengeye geldiğini söylemek mümkün. Hafta içi yapacağımız analizde takımın bıraktığı veya kullanamadığı çok geniş alanları son 2 maçtır nispeten azalttığını maçlardan bazı karelerle göstereceğiz. Oldukça sakin ve yerleşerek hücum eden, arkası sağlam dengeli bir takım peşinde olduğunu söylemek mümkün. İBB(ilk 60 dakika), Gaziantep, Karabükspor ve bu maçında ilk 50 dakikasında rakibi kalesine neredeyse getirmeyen Galatasaray'ın maç içerisinde çizdiği eğride ciddi bir sıkıntı var. Anlamsız şekilde maçtan kopmalar yaşanıyor ve rakip her seferinde es geçmeden cezayı kesiyor. Psikolojik olarak bitik takımın geri dönüşü de mümkün olmuyor haliyle. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Savunmada taşların yerine oturması ile birlikte iki maçtır rakip yarı alanda daha fazla oynuyor Galatasaray. Oyuncular arası mesafe ve saha içi hareketsizliğe rağmen dönem dönem rakip sahada uzun süreler topu tutuyor. Oyunun orta sahaya kadar iten takımın hücum anlamındaki en büyük sıkıntısı topu çizgiye indirememek. Yavaş oynanan oyun dolayısıyla sürekli yerleşik savunmalara hücum eden takımın kilit top atacak oyuncusu da yokken, kenarlardan sıfırı zorlamayışı büyük hata. Yine de mümkün olduğunca karşı yarı alanda kalma fikri yavaş yavaş oluşmakta. İlk yarının büyük bölümünde topa sahip olma ve kaybettiği toplarda ikinci top için hamle yapma gayretinde olan takımın saha içi zekası en yüksek oyuncusu Kewell üzerinden gelişen atakta kenardan gelip golü bulması da pek acayip değildi. Bu devrede Sestak'ın bir vuruşu dışında pozisyon vermedi Galatasaray. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci yarıda takımın hem saha içerisinde hem de saha kenarında yaşadığı mental çöküş akıl alır gibi değil. Lucas Neill 6 dakika içerisinde 3 çok basit top kaybı yaptı ki, bilhassa en sonuncusunu, onun tecrübesinde bir oyuncuyu göz önüne alacak olursak, yorumlayacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Kornerden yenen golün oldukça basit bir öndirek organizasyonu olmasından ziyade, rakip oyuncunun topa kolayca kafa vurması, arka direkte Sestak'a eskortluk yapılması göz ardı edilebilecek hatalar; her takım böyle goller yiyor. Bu gol sonrası tekrar iki takım da kontrol oyununa dönmüşken, yine bir hızlı çıkış, Aydın'ın direkten dönen ekstra vuruşu, Pino'dan jeneriklik gol. Açıkçası sürekli olarak kolay goller yiyen ve psikolojik çöküş yaşayan bir takımı daha fazla motive edecek bir gol olmaz. Ama olmadı yine. Saha içindeki doğru işleri bu sefer baştan beri savunduğumuz Hagi baltaladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle 80'e kadar oyunun oldukça dengeli ve normal bir deplasman oyunu seyrinde geldiğini söylemek lazım. Ancak bu dakikadan sonra rakibin yükleneceği açıkken iki şok karar geldi kenardan. Top hiç ileride kalmazken beklediğim Aydın-Kazım değişikliği gelmedi. Barış değişikliği bir orta saha hamlesiydi ve kabul edilebilirdi; ancak Galatasaray sağ kenarı delinmişken Aydın'ın 90 dakikayı tamamlaması üzerine ciddi düşünmek lazım. Asıl değişiklik ise, zaten sezonu kapamış, 10 günlük antrenmanla Fenerbahçe derbisinde ne bekleyeceğimizi anlamadığım Arda'nın oyuna girmesiydi. Çağlar'ın çıkışı ile Cana'nın stopere geçişi, tüm defans dengesinin bozulması ve yenilen fiyasko bir üçüncü gol. Bu maçın son 10 dakikasına 20 senelik futbol birikimim gerçekten hiçbir açıklama bulamıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray bu sezon çok maçta hiçbir şey oynamadı, çok maçta idare etti ama hakikaten kaybederken canımı bu kadar yakan bir maç oynamadı. Tam 4 maçtır takımda gözle görülür bir düzelme var. Hagi tartışılıyor, tartışıldı, tartışılacak ve gelecek yıl bu takımın başında olmayacak. Hagi'nin 2005'te ne yaptığını görmek istemeyenler bugün de savaş baltalarını çıkardılar; zaten Rijkaard'ın her puan kaybından sonra hazır bekliyorlardı, Hagi geldiğinde de gömmediler. Galatasaray'ın kapasitesi muhakkak ki bundan fazla ama ortam sağlıklı değil. Lig 6 sene öncesine göre daha kuvvetli, takımlar nispeten daha bilinçli, daha istikrarlı; daha acısı Galatasaray güçsüz. Bugün ilk 70 dakikayı iyi oynayan (buradaki iyi oyun kastı mevcut şartların ortaya çıkardığıdır) takımı ortaya çıkaran da Hagi'dir, o fiyasko değişikliklere imza atan da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karl-Heinz Feldkamp, Cevat Güler, Michael Skibbe, Bülent Korkmaz, Frank Rijkaard ve Gheorghe Hagi. Galatasaray taraftarı artık şapkasını önüne koyması gereken güruhtur. Bu adamların hepsi mi yanlıştı, hepsi mi kötüydü, yoksa bu takımın problemi başka bir şey mi? Taraftarlık ve müşterilik arasındaki sınırın karşı yakasında artık Galatasaraylılar. Düşene bir tekme vurmaktan asla geri durmuyorlar. 3 senedir durmuyorlar, 3 senedir her eşikte tökezleyen Galatasaray oluyor. İyi analiz edilmeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu andan sonra Hagi'nin gelecek yılı göremeyecek oluşu benim açımdan en büyük hayal kırıklığıdır; tüm hatalarına rağmen. Galatasaraylılar kışlıklarını kaldırmasınlar. Bu kış birkaç sene sürecek çünkü...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-7522444756663120212?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/7522444756663120212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=7522444756663120212&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7522444756663120212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7522444756663120212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/03/ankaragucu-3-2-galatasaray.html' title='Ankaragücü 3-2 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-MgGIi3KVixA/TXz0ZkllX6I/AAAAAAAAB6c/Ww8z0plpl1k/s72-c/ayd%25C4%25B1n%2By%25C4%25B1lmaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3022403139635046747</id><published>2011-02-04T17:36:00.002+02:00</published><updated>2011-02-04T17:40:26.435+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Kayıp Sezona İlişkin Notlar-1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TUwduyCmEkI/AAAAAAAAB6M/JJYj_Mi5yMM/s1600/B_1a1243d9147b70af393fe0fa34e65af2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TUwduyCmEkI/AAAAAAAAB6M/JJYj_Mi5yMM/s400/B_1a1243d9147b70af393fe0fa34e65af2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569859528694305346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kayıp sezonla birlikte biz de kayıplara karıştık. Ufak çaplı bir değerlendirme ile geri dönüş yapalım. Galatasaray'ın konuşulacak çok fazla şeyi var ama asıl ihtiyacı olan hiç konuşmamak; tam bir sessizlik. Bir buçuk yıldır o kadar çok saha dışı etken mevcut ki, zaman zaman en bilinçli görünen güruh dahi akıl tutulmasına kurban gitti. Saha içi, saha dışı faktörleri parça parça ele alarak mevcut Galatasaray üzerine biraz beyin fırtınası yapalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle teknik heyet. "Hagi'nin yapabilecekleri" başlıklı, son günlerde anlamsızca gündeme taşınan argümanın taraflarına 2004'e giderek bakalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hagi'nin kafasındaki futbolun bir sentez olduğunu söyleyebiliriz. Futbolculuk kariyerinin başarı anlamında tavan yaptığı Galatasaray günlerindeki yapıdan bir parça bulunmakta. Bir diğer hocası Mircea Lucescu ağırlıkla onu etkileyen başka bir futbol adamı. Ancak Hagi'nin futbol felsefesini asıl şekillendiren kendi dünya görüşü; çok çalışmak. Çalışkan bir takım istiyor Hagi. Fizik olarak iyi, sahada her şeyini veren bir takım. Hücumda ve savunmada mutlak denge. Bu takımın oluşması için gerekli süre elinde mevcut değil. Bu yüzden inatla sabırlı olunmasını istiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir futbol takımının oluşmasında sezon öncesi kamplarının etkisi çok büyüktür. 1.5 ay boyunca yapılan fizik ve taktik çalışmalar takımın tüm sezonunu şekillendirir. Bir futbol sezonunun içinde takımın yapı değiştirmesi ve bunu başarılı bir biçimde uygulamaya dökmesi imkansıza yakındır. Bir futbol fikrine göre çalışmalar planlanır. Yeni sezonun ilk 1 aylık bölümü de bu çalışmaların devamı olarak sayılabilir. Yani 2.5 aylık bir dönemden bahsediyoruz. Sezon içinde bu söylediklerimizin birleştirilmesini imkansızlaştıran çok sayıda parametre bulunmakta; maç trafiği, psikolojik etkenler, vs. ... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hagi 2004 sezonunun sonuna doğru geldiğinde benzer haldeki Galatasaray'ı birkaç haftada ayağa kaldırmıştı. Bir sonraki sezon ile ilgili önemli ipuçları vermişti. Takımın 100.yılında da oldukça iyi işler yaptı. 24 gol yiyen Fenerbahçe'den sonra 25 golle ligin en az gol yiyen ikinci takımı oldu. 64 gol atan takım bu sıralamada dördüncü olurken ligde 6 kez mağlup oldu. Bu takımın profili şimdikinden çok farklıydı. İlk olarak Galatasaray'ın beki yoktu. Sezonu sağda Cihan Haspolatlı, solda Orhan Ak ile geçirdi. Etkin kenar oyuncuları olan klasik 4-4-2'ye yakın bir oyun yapısı mevcut takımın göbeğini sezonun genelinde Ergün Penbe-Flavio Conceicao ikilisi oluştururken ileri uçta Hakan Şükür-Necati Ateş ikilisi vardı. Devre arasında gelen Franck Ribéry'nin de nispeten hareketlendirdiği takımın vasat üstü kadrosu ile yapabildikleri oldukça iyiydi. Burada karşıt önerme gelebilir; bir sezon sonra Gerets'in hemen hemen aynı kadro ile puan rekoru kırarak şampiyon olması altında farklı fikirleri barındırır. O gün Gerets'in kullandığı yapıyı bugün çok daha etkin hücum oyuncuları ile Beşiktaş'ın oynamaya çalıştığını ve zaman zaman sıkıntılar yaşayabildiğini görüyoruz. Türkiye'deki futbol 3 büyükler dışındaki kulüplerin özelinde oldukça ilerledi. Hagi'nin o dönemki yapısının ülke içinde işlerliği tartışılmaz; Bursaspor'un 2.5 sezondur yaptıkları da bunun bir göstergesi. 2004-2005 sezonu ile ilgili ilginç bir not da oyuncuların ciddi sakatlıklar yaşamamış olması. O sezon oynadığı 6 derbide Kadıköy'de Fenerbahçe'ye, Ali Sami Yen'de Trabzon'a kaybeden Galatasaray, İnönü'den beraberlikle ayrılarak(Hakan penaltı kaçırmıştı) Beşiktaş'a hiç kaybetmemişti. Kupa finalindeki 5-1'lik Fenerbahçe galibiyeti hala hafızalarda...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu görünüm üzerinden Hagi'nin kendi Galatasaray'ı için en azından bir 6 aya daha ihtiyacı var. Ekim ayında teknik direktör yollayarak bir ilke imza atanların Hagi'ye kötü muamele etme lüksü olmamalı, buna izin verilmemeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kısma kadar Hagi'nin Galatasaray'da olmasının neden tartışılmaması gerektiği ile ilgili fikirlerimizi beyan ettik. Şimdi iğneyi kendimize batırma zamanı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hagi'nin oyuncularla ilgili inatları sürüyor. Sildiği oyuncuyu geride bırakıyor. Çözüm üretme yoluna gitmiyor. Misimovic gibi bir oyuncuyu kullanamıyor olmak Galatasaray gibi bir takım için büyük rezalettir ve bu bir yönetememe durumudur. Bir başka sıkıntı da oyuncuların yerleri ile ilgili anlamsız ısrarları. Özellikle Lorik Cana'yı arkada, Lucas Neill'ı önde kullanması son derece gereksiz bir yaklaşım. Bunun çok temel nedenleri var; birincisi oyuncuların futbol alışkanlığı. Yaşları 30 olan oyunculara yeni alışkanlıklar kazandırmaya girişmek manasız bir çaba. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle dün akşam oynanan Gaziantepspor maçının önemli verileri mevcut. İlk olarak Hagi'nin önceki dönemdekine benzer bir yapıya dönüş içerisinde olduğunu gördük. Stancu bu açıdan nokta transfer. Takım ilk devreye göre açık bir şekilde fizik olarak daha iyi. Ancak güven sorunu mevcut. Genel organizasyon sıkıntısının getirisi topun kolay kaybı, hücumda düşük etkinlik ve fazla efor sarfiyatı. Ancak takımın oyun içerisinde dönem dönem parlamaları mevcut ki bunlar geleceğe dair dikkat edilmesi gereken ufak işaretler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ufuk Ceylan takımın en fazla güven problemi yaşayan oyuncusu. Bunun ne derecede olduğunu Bursa maçında yediği hatalı bile diyemeyeceğim garip golle görmüş olduk. Mevcut düzen içinde Ufuk'tan verim alınabilmesi imkansız. Bunun en temel sebebi oyuncunun kişilik yapısı. Beşiktaş'ta sezon başından beri hatalı gol yemeye doyamayan Cenk Gönen'in her yerinden özgüven fışkırırken Ufuk'un yenilebilecek bir golde bile suratının aldığı şekil durumun vehametini gösteriyor. Aykut Erçetin iyi Galatasaraylı, güzel adam, vasat kaleci. Kadro tamamlar. Dün ilk kez oynayan Zapata ortalama bir kaleci. 6 aydır topa dokunmamış bir kalecinin yapabileceği zamanlama ve çıkış hataları dışında herhangi bir sıkıntısı gözükmedi. Yediği gollerde hatası bulunmamakla beraber, bir kademe üst kaleci tipi belki birini çıkarabilirdi. Zapata kulübün ekonomik verileri ve devre arası transfer dönemi göz önüne alındığında bulunan acil çözümden ibaret. Galatasaray Hagi'nin kafasındaki seviyeye geldiğinde kalecilerin seviyeleri ile ilgili tartışmaları tekrar yaparız. Ancak takımın defansif kurgusu bu kadar fakirken kalecileri dövmek biraz yersiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Defans hattında yukarıda söylediğimiz hamleleri yapan Hagi'nin aklında topu daha etkin kullanan ve saha içi görüşü daha iyi olan Neill'ı oyuna katmak, hamleli yapısı ile Cana'yı arkaya monte ederek defans sertliğini arttırmak var. Bana göre son derece anlamsız ve gereksiz bir çaba. Zira Servet-Cana-Neill üçlüsü oyun içerisinde birbirlerine çok yakın yerleşiyorlar. Her durumda Neill geriden oyun kurabilecek pozisyonda kısacası. Ancak Cana'nın arkada oluşu orta saha sertliğini ciddi biçimde azaltmakta. Dün oynanan maçta Neill'ın defansif hareketlerde başı boş dolaşması, doğru pozisyonlarda olmayışı da bunun göstergesi. Oyuncuların pozisyonları ile ilgili refleksleri bu kadar kolay kazanılacak ya da vazgeçilecek şeyler değil. Cana'nın pozisyonuna dönmesi Culio'yu da çok uzun koşulardan kurtaracaktır; Neill'ın normal olarak göbeğin ortasından ayrılmayışı takımın boyu ile ilgili de sorun çıkarmakta. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabri arada düşüşleri olmasına rağmen takımın olmazsa olmazı. Ancak sol taraf için aynı şeyleri söyleyemeyeceğiz. Hakan Balta 2 sezondur dökülüyor. Insua'nın yabancı sınırına takılacağını göz önüne alırsak Çağlar geldiği anda formayı alacak. Onun hamlığı da şu an için problem ama oynadığı maçlarda adayların ikisinin tam ortası olduğunu gösterdi. Acil iyileşmeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yekta iyi oyuncu. Ancak biraz şokta hala. Tedirgin bir görüntüsü var. Yavaş yavaş oturacaktır. Onun orta sahadaki sakin oyununa takımın  çok ihtiyacı var. Culio'yu uzun koşulardan uzak tutmalıyız. Mücadele sıkıntısı olmayan akıllı bir oyuncu. Ancak 90 dakika diri kalması bizim açımızdan daha faydalı olur. Kazım son derece istekli başlasa da, takımın çok kötü görüntüsü içerisinde pek etkili durmuyor. Stancu'yu çok beğendim. Çabuk, adam kovalıyor, topu fazla gevelemiyor. Baros'u iyi tamamlayacağını tahmin ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kazanmak da kaybetmek de alışkanlık işidir ve bugünden yarına düzelmez bazı şeyler. Galatasaray aylar sonra tam olmasa da bir araya gelebildi. Asıl değerlendirme yine bu sezon yapılmamalı. Arda, Pino ve Çağlar da döndükten sonra takımın ciddi şekilde ivmeleneceğini düşünüyorum. Öncelikle güven kazanmak adına güzel bir periyot var takımın önünde. Eskişehirspor maçı ile başlayacak bir seri yakalanması halinde şampiyonluk adaylarının canını sıkacak sonuçlar alabilir Galatasaray. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazının başında da belirttiğim gibi mevcut karmaşanın içerisinde sükunet başlıca ihtiyaç. Bu kaosta takımın sahada yaptıkları ile ilgilenmek hakikaten zor. Özellikle kaybedilen her maçta ortalığı yakıp yıkmaya başlayan, salya sümük ağlayan arabesk bir grup türedi ki, acilen çözülmesi gereken problem bu güruhtur bana göre. Kulübün saha dışı sıkıntıları ile ilgili de başka bir yazı karalayalım, şimdilik bir geri dönüş yapmış olalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galatasaray adının olduğu her yerde umut vardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf Galatasaray resmi internet sitesinden alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3022403139635046747?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3022403139635046747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3022403139635046747&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3022403139635046747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3022403139635046747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2011/02/kayp-sezona-iliskin-notlar-1.html' title='Kayıp Sezona İlişkin Notlar-1'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TUwduyCmEkI/AAAAAAAAB6M/JJYj_Mi5yMM/s72-c/B_1a1243d9147b70af393fe0fa34e65af2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2165564752099589669</id><published>2010-12-29T16:29:00.004+02:00</published><updated>2010-12-29T16:58:39.093+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>O Sene Bu Sene!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TRtMdglP65I/AAAAAAAAB6A/9NPIoHRklbw/s1600/Ayman%252Cziyadogan.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TRtMdglP65I/AAAAAAAAB6A/9NPIoHRklbw/s400/Ayman%252Cziyadogan.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556118635137723282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Seneyi bitirirken uzun uzun değerlendirme yazacak durumlar yok ne yazık ki. 2010 gerçek anlamda berbat bir yıl benim açımdan. Daha kötü şeylerin başıma geldiği yıllar olmuştur muhakkak ama hemen hiç iyi bir şey olmadığı zor görülmüştür. 2010 ilginçliklerin, daha önce karşılaşmadığım olayların yılı oldu. 2010 o seneymiş meğer. İşte 2010'dan aklımda kalanlar:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Galatasaray Ağustos ayında Avrupa'ya veda etti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Trabzonspor 2010 senesinde hiçbir büyük maçı kaybetmedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Fenerbahçe yalnızca bir derbi kazanabildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Galatasaray Kadıköy'de yenilmedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Bursaspor tarihinde ilk kez şampiyon olurken, 4 büyüklerden sonra şampiyon olan ilk takım oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Galatasaray Eskişehir'de kazandı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Beşiktaş yıllar sonra transfer şampiyonu oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Ziya Doğan ve Ayman yollarını ayırdı!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Kartalspor aylardır evinde gol atamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Galatasaray bir ilke imza atarak, hiç müdahil olmadığı transferlerden kar etmeyi başardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Manchester United Bursa'ya gitti, Sir Alex Ferguson kestane şekeri yedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Fenerbahçe yine son maçta şampiyonluğu kaybetti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Galatasaray nihayet yeni stadını bitirdi. Önümüzdeki 2 gün içerisinde meteor yağmuru bekliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Beşiktaş Galatasaray'ı Ali Sami Yen'de yendi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Trabzonspor 42 puanla ilk yarıyı lider bitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Fatih Terim herhangi bir ders vermedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Fenerbahçe liderin 9 puan gerisinde olmasına karşın teknik direktör Aykut Kocaman ile yoluna devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Yıldırım Demirören kılığına giren bir adam Beşiktaş'ta acayip işler yapmaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Burak Yılmaz ve Engin Baytar bir futbol takımının parçası olmayı başardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Taraftarı olmayan İBB'yi, İnci Sözlük desteklemeye başladı. Trabzonspor maçında açtıkları "Bize Her Yer Deplasman" pankartı yılın pankartı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Frank Rijkaard'ın da futboldan anlamadığını öğrendik. Dahası Guus Hiddink'in de futboldan bir şey anlamaması yakındır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Yıllardır Türkiye'ye gelmesi beklenen birçok yıldız, bu yıl da gelmedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Gökhan Zan, uzun süre takımdan ayrı düz koşu yaptıktan sonra iyileşmeyi başardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Bank Asya'dan gelen Karabük hocası Yücel İldiz'i yollamadığı gibi, 325435 adet transfer yapmadan başarılı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-2-2 mi? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Türkiye'de ilk defa bir takım profesyonel scout sistemi kurdu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne yaptıysak olmadı; Rıza Çalımbay'ın takımları basit goller yemeye devam etti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(Aklınıza gelen ilginçlikler olursa yorum bölümüne bırakın, yazıyı güncelleyelim.)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2165564752099589669?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2165564752099589669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2165564752099589669&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2165564752099589669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2165564752099589669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/o-sene-bu-sene.html' title='O Sene Bu Sene!'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TRtMdglP65I/AAAAAAAAB6A/9NPIoHRklbw/s72-c/Ayman%252Cziyadogan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5794677608442939793</id><published>2010-12-19T21:03:00.008+02:00</published><updated>2010-12-19T21:15:04.421+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Konyaspor 0-1 Galatasaray &amp; Anıl Dilaver-Lorik Cana</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TQ5XViNCqLI/AAAAAAAAB5w/8Q_qNAUE4pk/s1600/an%25C4%25B1lgs-500x330.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TQ5XViNCqLI/AAAAAAAAB5w/8Q_qNAUE4pk/s400/an%25C4%25B1lgs-500x330.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552471418064775346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oynanan futbolun konuşulacak bir tarafı yok. Derinde savunma kuran, geniş alanda oynayan takımın göbeğinde Hakan Balta ve Ayhan Akman oynayınca rakip kaleye gitmesi de pek mümkün olmuyor. Zaten Galatasaray ile ilgili bir şeyler yazmamın da iki nedeni var; golün sahibi genç adam Anıl Dilaver ve yakın zamanda iyiden iyiye takımın ruhu, bayrak adamı olacak Lorik Cana.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rijkaard dönemi ile ilgili yaşanan en büyük hayal kırıklığı altyapıdaki oyuncuların ortalarda görünmeyişiydi. Onun penceresinden oyuncuların yetersizliğinin kabul edilebilir tarafı vardı. Ancak ortada bir yanlış var. Ne Beşiktaş'ın gençleri Necip, Onur, Ali Kuçik ne de Fenerbahçe'nin gençleri Gökay, Okan en üst seviyeye fizik olarak iyi durumda geldiler. Altyapıların çok eksiği var; oyuncuların fizik gelişimleri, oyun bilgileri, özgüvenleri yetersiz oluyor ama bu kestirip atılması gereken bir durum mu? Bana göre Rijkaard'ın en temel yanlışı, takımın forvet sayısı hep 2 iken, A2'deki çocuklarla uğraşma zahmetine katlanmamasıydı. Arda'nın forvet oynadığı maçlarda bu söylemlerin çok benzerlerini bulabilirsiniz blogun geçmişine gidecek olursanız. Anıl'ı bir yıldız adayı ilan etmiyorum ama, fundamental kapasiteleri sınırlı olan oyuncuları bir de hiç bilmedikleri bölgelerde oynatıp alınan verimi iyice dibe çekmenin anlamlı bir tarafını göremiyorum. Hiçbir katkı vermeden sahada "forvet koşuları" yapacak başı boş bir genç bile daha hayırlı olurdu. Oluyor da. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anıl'ın bugün yaptıkları yeterli doneyi vermeyecek olsa da, şu dönem için büyük mutluluktur. Birincisi fizik olarak sanıldığı kadar kötü olmadığı gibi, saha görüşü de gayet iyi. Maçın hemen başındaki patlaması çok iyiydi. A takım idmanı nispeten çabuklaştıracaktır onu. Girdiği o pozisyonda "vurmak-pas vermek" sürüncemesine girmese ve bir karar verse kalenin dibine girmişken pas vermeye kalkışmazdı. Özgüven problemini aşması 45 dakika sürdü ki, normaldir 20 yaşında ilk defa A takımda oynayan bir oyuncu için. Attığı golde koşusu, soğuk kanlılığı ve vuruş güveni çok önemli. Bu gözler o topu kontrol edip sonra vuran çok adam gördü. Sakince kalecinin geldiği köşeye yolladı, onu da çaresiz bıraktı. Maçın genelinde servisleri iyiydi. İlk yarıdaki pozisyonun dışında ikinci devre 1 tane Kewell'a, 1 tane Aydın'a çok net 2 pozisyon hazırladı. Kısacası Galatasaray'ın iyilerindedi. Fiziği gelişmeye müsait. Ancak göbekte oynamasındansa, 4-3-3 dizilişi ile devam edeceksek, kenar forvet oynaması daha makul. Hagi'nin onun için söylediği "yetenekli" söyleminden daha fazlası "çalışkan ve ciddi" demesi. Anıl'ın attığı golün önemi çok büyük; Hagi'nin geldiği günden beri sürekli olarak genç oyunculardan bahsetmesi, Anıl'ın bugün ilk 11 çıkması ve gol atması, Musa'nın sonradan oyuna girmesi, Cem Sultan'ın kulübeden de olsa bu heyecanı yaşaması. Antalya kampı en çok onlara hitap ediyor. Kariyerlerini başlatabilirler ya da öncekiler gibi oradan oraya gezebilirler. Çok çalış çocuk! Öptüğün armanın kıymetini bil. Yoksa benim gibi halı sahada öpersin ancak. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lorik Cana'yı anlatacak değiliz ama bugün yaptığı ile ilgili çok tartışma var. Futbol sahasında mücadele vardır. Sporun tanımını elbette hepimiz biliyoruz. Ancak futbol bir kavgadır aynı zamanda. Sahaya çıktığınızda diğer 10 kişinin sizin yanınızda olduğunu bilmeniz önemlidir. Lorik Cana maç içerisinde vurduğu rakibinin başına herkesten önce giden bir adamdır. Sertlik yaptığında -ki isteyerek yapmadığını suratından anlarsınız- gider özür diler. Ama kavga farklıdır. Bir rakip oyuncu pozisyonu uzatıyorsa, sonrasında da takım arkadaşınızı itip kakıyorsa, ocaktaki yemeği unutup oraya koşacaksınız. Lorik Cana yaptığının "kitap" çerçevesinde cezasını görmüştür. Ortada yaptığı hareketi meşrulaştıracak bir durum da yoktur. Ancak Lorik Cana'nın o kavgayı etmesi, yazılı olmayan etiğin, takım arkadaşı olmanın gereğidir. Bu yüzden gittiği her takımda kaptan, her seferinde taraftarın sevgilisi. Kısacası Lorik Cana'nın kırmızı kartı Galatasaraylılar için anlamlıdır; umarım Florya'yı ahıra çeviren arkadaşlara da bir anlam ifade eder. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Insua'ya üzülürken Çağlar Birinci'nin oynadığı iyi futbol, Anıl'ın golü, Neill'ın standart performansı, Gökhan'ın artan performansı, Cana'nın iyi futbolu bugünün akılda kalanları. Cana'nın yaptığı pas hatalarını sayan dingil spikerler bir zahmet kazandığı topları, kestiği atakları da sayarlarsa memnun oluruz. Ligdeki çoğu teknik adamdan TV'de lak lak yaparak daha fazla para kazanan dingile de bir kere daha söylüyorum; eşofmanlar da, takımlar da şurada duruyor. Ahkam keseceğine sahaya in. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Galatasaray devreyi 23 puanla kapadı. Takım çok rezil olmasına rağmen bir 7 puan fazlası hakkıydı. Kısmet değilmiş. Bundan sonra Hagi'den beklentim kadroyu elekten geçirmesi. Hakan Balta orta saha oynamasın; Musa oynasın. Serdar oynamasın, Berkin oynasın. Bundan daha kötü zaten olamayız; en azından bizim çocuklarmız oynar, bizim de sevinecek, umut edecek bir şeylerimiz olur... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5794677608442939793?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5794677608442939793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5794677608442939793&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5794677608442939793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5794677608442939793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/oynanan-futbolun-konusulacak-bir-taraf.html' title='Konyaspor 0-1 Galatasaray &amp; Anıl Dilaver-Lorik Cana'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TQ5XViNCqLI/AAAAAAAAB5w/8Q_qNAUE4pk/s72-c/an%25C4%25B1lgs-500x330.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-6295341782196393905</id><published>2010-12-09T23:36:00.003+02:00</published><updated>2010-12-09T23:40:48.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Modern (!) Futbol Ülkesinde İlkel Cezalar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TQFL8s_r02I/AAAAAAAAAXE/XJK4rNarwws/s1600/noracism.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TQFL8s_r02I/AAAAAAAAAXE/XJK4rNarwws/s400/noracism.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5548799722139669346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Türk futbolunun sözde bağımsız ceza kurulu PFDK Beşiktaş-Bursaspor maçında çıkan olaylardan sonra Beşiktaş’a iki maç tarafsız sahada seyircisiz oynama cezası verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayları tartışmak, mantık çerçevesinde bir zemine oturtmak veya herhangi bir sebebe bağlayarak açıklamak doğru değil. Fakat Bursa taraftarının savaşa gelir gibi geldiği ve daha önceki senelerde özellikle Diyarbakırspor maçında gösterdiği tavır da ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldum olası şehir milliyetçiliğini hiç sevmem, ilkel ve kabileci bir yaklaşım gibi gelir bana. Feodal toplumlarda görünen türden bir ırkçılık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar cezaya dönersek dünyanın hiçbir moder futbol ülkesinde artık saha kapatma veya seyircisiz oynama cezası verilmiyor. Geçmiş sicili çok kötü olan ve yaşadığı facialarda yüzlerce insanı futbol terörüne kurban veren İngiltere’nin holiganizmin önüne nasıl geçtiğinin iyi araştırılması lazım. Cezaların kulüplere kesilmesi bu olayların önüne geçmeyeceği gibi yapanları daha da cesaretlendirir. Federasyonun ve hükümetin bir an önce cezaların bireyselleştirilmesi yoluna gitmesi lazım. Fiba dünya kupası final töreninde siyasileri yuhalayanları tek tek tribünlerden tespit edebilecek bir mekanizma varsa eğer, bu pek tabii futbol teröründe de uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden Çarşı yine her zaman olduğu gibi belki de inadına diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyircisiz maçlar Diyarbakır’a.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-6295341782196393905?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/6295341782196393905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=6295341782196393905&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6295341782196393905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6295341782196393905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/modern-futbol-ulkesinde-ilkel-cezalar.html' title='Modern (!) Futbol Ülkesinde İlkel Cezalar'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TQFL8s_r02I/AAAAAAAAAXE/XJK4rNarwws/s72-c/noracism.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-630996852292427336</id><published>2010-12-07T20:54:00.002+02:00</published><updated>2010-12-07T20:57:19.321+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Av Mevsimi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP6DIp0o3dI/AAAAAAAAB5g/s_8DTqOdyy0/s1600/av-mevsimi-film.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 264px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP6DIp0o3dI/AAAAAAAAB5g/s_8DTqOdyy0/s400/av-mevsimi-film.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5548015975655857618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sinema değerlendirmelerini blogumuzun tembel mühendisi Kaya yazıyordu ama artık ondan bir şey beklememe kararı aldım ve bugün izlediğim Av Mevsimi hakkında birkaç kelam edeyim istedim. Yazıda çok az spoiler olabilir; o yüzden filme gitmemiş olanları, çok fazla bir şey olmasa da, şimdiden uyarayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Yavuz Turgul'un filmlerini ayırmak lazım. Tosun Paşa, Şekerpare gibi komedi klasikleri de, Eşkiya, Gönül Yarası gibi dramlar da aynı adamın elinden çıktı. Özellikle Av Mevsimi'ni de içine katacağım son 4 filminde senaryonun konusu değişse de, ana hatlar birbirinin aynı. Özellikle karakterlerin yapıları ve başlarına gelenler. Muhakkak bir etkilenme söz konusudur ve birçok yönetmenin benzer takıntıları vardır. Örnek olarak Çağan Irmak'ın filmlerindeki ana karakterin ailesinden utanmasını, kompleksler barındrması ve bu duygularının üzerinden ilişkilerini ve filmi şekillendirmesini verebiliriz. Ancak düzenli takip ettiğiniz zaman bu yönetmenleri, yeni işlerinin senaryolarında bir çekicilik olmazsa tanıdık şeyler görmeniz ağızda bir ekşiliğe sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Av Mevsimi fazla iyi kurgulanmamış bir olay örgüsüne sahip. Bir ara gerçek hayatta benzer bir öykü olmuştu; ordan da yola çıkan annem filmin ikinci yarısının başında olayı çözdü. Eğer ki, filmde anlatılmak istenen bu ise senaryonun kendisini bu kadar kolay ele vermesi kötü. Karakterlerin hayatına çok fazla girip çıkmasına rağmen, final sahnesi dışında ciddi bir etki uyandırmıyor bu giriş çıkışlar. Bir yoğunluk söz konusu değil. Karakterlerin hayatı da havada. Önceki filmlere göre olay örgüsünün zayıflığı, bu karakterlerin hayatlarında da basitlik olunca son derece yavaş ilerleyen bir film seyretmemize neden oluyor. Süresinin uzunluğunu da göz önüne alırsanız, filmin sonunun pek tatmin edici olmadığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde dikkatimi çeken ayrıntıların başında çekim planları var. Özellikle açılışındaki çekimlerin çok iyi olduğunu söylemeliyim. Öte yandan filmdeki 3 polisin de sigara içmeyişi pek normal değil. "Her polis sigara içer" gibi bir iddiam yok; ancak ayrıntılar karakterleri güçlendirir. Ve evet, Polis sigara içer bu ülkede. Amerika'da kahve. Bunlar klişe değil, rutindir. Şener Şen'in üzerinde durmayacak bir rol hayal edememiştim bugüne kadar; oynadığı karakter kurt cinayet masası dedektifinden çok, köy öğretmeni gibiydi. Silah kullandığı Kabadayı, Eşkiya gibi filmlerde silahla bütünlüğünü, vücut hareketlerini gözünüzün önüne getirin. Ne demek istediğim daha net anlaşılır. Cem Yılmaz'ın performansı son derece iyi olmasına karşın, senaryodaki açıklar onu da baltalamış. Filmde birçok şey bir anda oluyor bitiyor, ilerisi için, karakter için bir etki bırakmıyor. Ahmet Ümit, Jean Cristophe Grange, vs. gibi yazarları okuyan biriyseniz detaylara takılmanız kaçınılmaz. Tahminimce bu türü seven çoğu kişinin dikkatini çekecektir eleştirdiğim noktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yinede filme gidin derim; Türk Sineması oldu mu gidin. Filmi çok beğenmemiş olmama rağmen, izlenebilmesi ile ilgili herhangi bir sıkıntı olmadığını söylemem gerek. Sıkmıyor yani. Filmin kurguları çok iyi; biz bu işte son derece iyi olmaya başladık, bunu söylemek lazım. Filmin en etkilendiğim sahnesi Okan Yalabık'ın küvetteki sahnesi oldu. Senaryodan o tarz bir ters köşe beklemiyordum, çok hoşuma gitti. Sonuç olarak Av Mevsimi'ne 10 üzerinden 5.5 vererek değerlendirmeyi sonlandırayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, ulema değiliz tabii. İzlediklerimiz, okuduklarımız üzerinden değerlendirdik; bir hatamız olduysa affola.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-630996852292427336?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/630996852292427336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=630996852292427336&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/630996852292427336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/630996852292427336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/av-mevsimi.html' title='Av Mevsimi'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP6DIp0o3dI/AAAAAAAAB5g/s_8DTqOdyy0/s72-c/av-mevsimi-film.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3439036350860902406</id><published>2010-12-07T00:41:00.003+02:00</published><updated>2010-12-07T00:46:42.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liverpool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Kenny Dalglish Otobiyografisi #1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzoFiBHI/AAAAAAAAB5Y/8bvj4Zo1dN0/s1600/king%2Bkenny%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 271px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzoFiBHI/AAAAAAAAB5Y/8bvj4Zo1dN0/s400/king%2Bkenny%2B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5547703353110299762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzJkZilI/AAAAAAAAB5Q/qWKmWxHx-9w/s1600/Kenny_Dalglish_de9d.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Aylar önce yakın bir dostumun sahafta görüp bana hediye olarak aldığı Dalglish otobiyografisinden bahsetmiştim. O dönem kitabı okudum notlar da aldım ama karışıklıktan, yoğunluktan ne notlar kaldı ortada, ne de kitaptan bir şeyler kaldı aklımda. Bugün kitabı tekrar okumaya başladım ve Kenny Dalglish'in hayatı ile ilgili bölümlerden ilginç hikayeleri, ilk idollerini, transfer hareketlerini buraya not edeceğim. Bugünki notlar King Kenny'nin çocukluk yılları ve Celtic'de parlamaya başladığı döneminden oluşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her büyük yıldız gibi benzer bir çocukluğu var Dalglish'in; futbol onun hayatı. Rangers taraftarı bir babanın oğlu olarak, mavileri desteklemesi pek garip değil. Çocukluktan itibaren Ibrox'un yolunu  tutmaya başlamış. Dalglish'in ilk idolü Rangers'ın Güney Afrikalı forveti Don Kitchenbrand, nam-ı diğer Rhino olmuş. Dalglish bu durumun büyük ihtimalle Rhino'nun forvet oyuncusu olmasından kaynaklandığını söylüyor. Hemen bir çok çocuk gibi, gol atan oyuncunun daha sevimli olması pek garip değil. O dönem için sevdiği diğer oyuncular Jim Baxter -ki onun tüm İskoçya için özel bir isim olduğunu söylüyor- ve Ian McMillan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nispeten aklının erdiği yaşlardaki idolü ise Denis Law olmuş. Manu efsanelerinden Law'u Hampden Park'ta ilk gördüğü anda hayran kaldığını ve Celtic kariyerinin başlarında 8 numara giydiğini söylüyor. Bobby Charlton'ın jübile maçında Law'un formasını almak için anlaşmasına rağmen maç sonunda formanın hayır işleri için kullanılacağı söylenmiş ve forma geri istenmiş. Ancak Dalglish gerekirse parayı vereceğini, formayı bırakmayacağını söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenny Dalglish apolitik bir insan olduğunu açık açık söylüyor. Eğer futbolla ilgili biri politika ile ilgilenirse oy vermeyi düşünebileceğini, bunun dışında kesinlikle oy vermediğini söylüyor. Din konusunda da yaklaşımı aynı. Protestan olmasına rağmen çocukluğunda daha büyük ve daha iyi bir futbol sahası var diye sokağın sonundaki Katolik okuluna gitmeyi çok istemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milton Bank'te başladığı futbol kariyerinde önce Possil Park YMCA'ya sonra da 15-16 yaşlarında oynayacağı Glasgow United'a transfer olmuş. 1966 senesinde Glasgow School Cup'ı kazanmış. Ağustos 1966'da Liverpool ve West Ham'ın deneme antrenmanları tekliflerine evet diyerek bu denemelere katılsa da, evden ayrılmak için çok erken olduğunu düşünmüş. İlginç bir not; Bill Shankly'nin Kenny'nin ilk Anfield ziyaretinden haberi olmamış hiç. Liverpool'un bir süre daha deneme isteğini eve gitmek istediğini söyleyerek geri çeviren Dalglish, hafta sonunda çağrıldığı West Ham'ın denemelerini de aynı nedenle ekmiş. İki kulübü de yalanlarla atlatan genç adamın aklında tek şey varmış; hafta sonu oynanacak olan Old Firm. Liverpool görevlilerinin evinin önüne kadar bıraktığını söyleyen Dalglish, West Ham'ın ortamını çok beğendiğini ve kendisine çok iyi davrandıklarını da eklemeden geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzJkZilI/AAAAAAAAB5Q/qWKmWxHx-9w/s1600/Kenny_Dalglish_de9d.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 301px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzJkZilI/AAAAAAAAB5Q/qWKmWxHx-9w/s400/Kenny_Dalglish_de9d.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5547703344918268498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayali Ibrox'ta oynamak, mavi formayı giymek olan çocuğun Rangers tarafından bir türlü farkedilememesi herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanırken, şehrin öte yakası elini çabuk tutuyor. Dönemin efsanelerinden, Celtic teknik direktörü Jock Stein (Big Jock) ve yardımcısı Sean Fallon Dalglish'i izleyip beğeniyorlar. 1967 yılında Sean Fallon evlerine kadar gelerek, aile ile görüşüp Celtic'in resmi teklifini iletiyor. O sıra yeni evlenen Sean Fallon bu ziyaret için balayını iptal ediyor; eşinin yorumu ise "umarım balayımızın içine ettiğine değer bu çocuk" olmuş. Kısa süre içerisinde aileyi ikna eden Sean Fallon'a, anne Dalglish evi gezdirme teklifinde bulunuyor. Duvarları Rangers efsaneleri ile dolu olan Kenny Dalglish soluk soluğa posterleri indirme derdinde olsa da bunda fazla başarılı olamıyor. Zaten Fallon da çok takmamış bu durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celtic'deki ilk döneminde birçok genç oyuncu gibi Celtic'in pilot takımlarından birine gönderilmiş. Ancak eğitimleri tamamen Celtic altyapısında. Maç yapmaları bundaki amaç. O dönem ard arda 8 şampiyonluk kazanan takımın başındaki Big Jock kulübün en üstünden en altına her kademesiyle ilgileniyor. Kısacası, A takım hocalarından oyuncularına herkes kulübün geleceği ile yakından ilgili; sürekli onlara yardımcı oluyorlar. Ada'nın tamamında benzer yapılar hakim olduğundan, Bill Shankly'nin Kenny'nin gelişinden haberi olmayışı bu noktada daha anlamlı. Birçok Ada efsanesinde olduğu gibi aynı zamanda okula devam ediyor ve bir yandan da çalışıyor. Bu tecrübelerin hayatını çok kolaylaştırdığını söylüyor King Kenny. O dönem oyuncular tam zamanlı kontrata geçene kadar hep yan işlerde çalışmışlar; George Best de benzer örneklerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jock Stein hakkında "eğer onunlar tartışırsanız, çoğunlukla kaybedersiniz. Eğer tartışmayı kazandıysanız, kulüpte sonunuz geldi demektir" diyen Dalglish'in, bu adamın karşısına çıkıp başka takıma gitmek istemediğini ve reserve takımda oynamak ve tam zamanlı kontrat istediğini söylemesi son derece ilginç. Yapısı itibari ile de çekingen olan bir çocuğun, bu kadar büyük bir otorite figürünün karşısında bu çıkışı yapması, onun kariyeri açısından müthiş önem teşkil ediyor. Big Jock baba Dalglish ile konuşup, çocuğu ikna etmesini istese de, bu noktada babası da oğluna arka çıkıyor ve profesyonel sözleşmeyi imzalayan Dalglish reserve takımdaki yerini alıyor. Danny McGrain, Vic Davidson, David Hay, Lou Macari, George Connelly ve Paul Wilson gibi isimlerin bulunduğu reserve takımına o dönemler Quality Street Gang deniyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reserve takımda oynadığı ilk maçında, idolü olan Jim Baxter'ı farkında olmadan takip etmiş. Maç içerisinde farkına varmadığı bu durumu maç sonrasında babasının uyarısı ile öğrenen Dalglish önemli bir ders aldığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşında, takımda yaşanan sakatlıklar dolayısı ile Vic Davidson ile takımın ABD-Kanada-Bermuda kamp programına dahil ediliyorlar. Daha önce hiç kampa gitmemiş iki genç adam, tedirginlikle kalkıyorlar. Saatin kaç olduğunu resepsiyona sormaya çekindiklerinden otelin koridorlarında saat arıyorlar ve sonunda buluyorlar: 07.30 . Bu kadar erken saatte kalktıkları için bir şeylerle oyalanma derdindelerken otelin berberine traş olmaya karar veriyorlar. Yaptıkları saç tarifinin aksine iki kel kafa çıkıyor ortaya. Daha önce berbere konu ile ilgili bilgi verilmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toronto'da Manu ile oynadıkları maçta George Best'e karşı bir devre oynama şansını yakalıyor ve anlaşılacağı üzere bunu rüya olarak nitelendiriyor. Aynı maçta oyuncu değişiklikleri yapan Manchester United'ın çıkması gereken 2 oyuncusu çıkmayınca 13 kişi ile atak yapan Manu golü buluyor. İşin ilginci hakemin bu golü vermesi! Sonrasında çıkması gereken 2 oyuncuyu çıkartan hakem, golü iptal etmediği gibi maçı da devam ettirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik burada bırakalım, yarın profesyonel kariyerine başlangıcını ve Liverpool'a gidişini buraya karalarız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3439036350860902406?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3439036350860902406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3439036350860902406&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3439036350860902406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3439036350860902406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/kenny-dalglish-otobiyografisi-1.html' title='Kenny Dalglish Otobiyografisi #1'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TP1mzoFiBHI/AAAAAAAAB5Y/8bvj4Zo1dN0/s72-c/king%2Bkenny%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4769810003897511017</id><published>2010-12-01T20:09:00.005+02:00</published><updated>2010-12-01T20:24:05.257+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 1-2 Beşiktaş &amp; Galatasaray Tarafı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaR65J-dAI/AAAAAAAAB5A/TGMpjUkZrL4/s1600/gs-bjk.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaR65J-dAI/AAAAAAAAB5A/TGMpjUkZrL4/s400/gs-bjk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545780432114447362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sezonun son derbisi olması, Galatasaray'ın çok kötü oluşu falan umrumda değil. Benim için bu maç Ali Sami Yen'de izlediğim son maçtır. Ben Sami Yen'e veda için gittim son kez. Daha farklı olsun isterdim ama kısmet değilmiş diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok maç seyrettim Sami Yen'de (bir Ankaralıya göre tabi). Sezon açılış maçında da orada bulundum, derbi de seyrettim, formalite maçı da. Benim için en anlamlı olanı, taptığım adamı parçalı ile gördüğüm, onun da bana frikik golüyle selam çaktığı 96 yılındaki Trabzon maçıdır. Hagi'yi de çok seyrettim ama, özenmişimdir hep İstanbul'da oturanlara; ben de orada olsam, ne yapar eder UEFA finaline giden yolda o tribünlerde olurdum. Kısmet değilmiş; daha büyüğünü yaşarız belki ilerleyen zamanda, başka bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için Pazar gününün anlamı bundan ibarettir mevcut sezon itibariyle. Keşke yıkılmasan, elinden tutup götürebileceğimiz birine sahip olduğumuzda, boş tribünlerine oturup, unutamadığımız isimleri, unutamadığımız zaferleri anlatabilsek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ı, Beşiktaşlıları tebrik ederim. Maç sonunda alkışladık, onlar da bizi alkışlayarak karşılık verdiler. Şampiyonluk yolunda başarılar dilerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Fenerbahçe maçının totemini yaptık, içimize Bilbao formasını giydik nafile. Ulan Galatasaray!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaR7cVY7AI/AAAAAAAAB5I/AjsTVZJE_xs/s1600/gs-bjk2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaR7cVY7AI/AAAAAAAAB5I/AjsTVZJE_xs/s400/gs-bjk2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545780441557560322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4769810003897511017?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4769810003897511017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4769810003897511017&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4769810003897511017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4769810003897511017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/galatasaray-1-2-besiktas-galatasaray.html' title='Galatasaray 1-2 Beşiktaş &amp; Galatasaray Tarafı'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaR65J-dAI/AAAAAAAAB5A/TGMpjUkZrL4/s72-c/gs-bjk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4452777230086668101</id><published>2010-12-01T18:23:00.003+02:00</published><updated>2010-12-01T19:25:39.849+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Elano Giderken...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaEb76pIQI/AAAAAAAAB44/TvKXKT7a1X8/s1600/elano%2Bblumer.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 394px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaEb76pIQI/AAAAAAAAB44/TvKXKT7a1X8/s400/elano%2Bblumer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545765606628335874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sezon başının planı Aralık ayına kısmet oldu. Elano Galatasaray'dan Santos'a transfer olurken, bir tarafta rezil bir sezon geçiren, enkaz haline gelmiş bir takım, öte yanda basiretsiz bir yönetim. Galatasaray için işler zaten iyi gitmezken, kadro kalitesi çıta olarak oldukça aşağıda iken, takıma katkısının boyutu ne olursa olsun, kadrodaki en önemli ayaklardan biri ayrılırken, çıkması gerekenden az ses çıkmasına fazla da aldırış etmemek gerek. Ekim ayında teknik adam yolladığını ilk kez gördüğüm Galatasaray'ın içinde bulunduğu koma düşünülürse çok da şaşırılacak bir durum değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elano'nun Galatasaray'a gelişinin öyküsünü yazdığım günlerde, şu güne nazaran transfer piyasasından çok daha az haberdar, birçok kişi gibi gazetelerden olan biteni takip eden biriydim. 1 senede çok fazla şey değişebiliyormuş. Bunlar üzerinden Elano'nun durumunu değerlendirecek olursak, başından sonuna kadar fiyaskoya dönüşen bu transfer görürüz karşımızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişi sırasında çıkarılan tantana yüzünden gözden kaçırılan parametreleri değerlendirerek başlayalım. İlk olarak Türkiye'deki hemen tüm kulüplerin yaptığı yanlış üzerinden gidelim. Oyunculara önerilen kontratlarda en önemli parametrelerden biri yaş; 28-29 yaşında, büyük ihtimalle son transferini yapacak olan oyuncularda senelik ücrete ve oyuncunun lige, takıma, ülkeye uyumuna çok dikkat edilmeli. 28 yaşında, City tarafından satılık listesine konmuş Elano'nun 3 taksitte ödenecek olan bonservisine nispeten bir şey söylenemez ama oyuncuya verilen senelik 3.5 milyon € son derece büyük bir başarısızlık. Galatasaray'ın, kafasında Şampiyonlar Ligi'ne transferlerle girdiği 2009-2010 sezonunun bu transfer şımarıklığının getirisi lig üçüncülüğünden fazlası olmazken, deftere yazılan gelir kalemleri sezon başında silindi. Dünya Kupası'ndan beklentisi, yararlanabilecek yeni yıldızlar değil, Elano'nun göstereceği performans ile başka bir kulübe satılmasıydı. Grubun son maçında sakatlanan Elano'nun yönetimin elini kolunu bağladığı kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut duruma karşın, spor sayfalarını spekülasyonlarla doldurmakla yükümlü basınımız 2 ayda Avrupa'nın birçok kulübüne transfer etti Elano'yu. Ancak ortada bir tane gerçek vardı; Elano'nun Galatasaray ile olan kontratı işleri zora sokuyordu. İtalya'daki kulüplerin hiçbiri mevcut senelik ücreti veremeyeceği gibi, Galatasaray'ın istediği 7 milyon € bonservis bedelini de kabul etmedi. Florya'da düşünülmeyen adam, Florya'ya geri dönüş yaptı. Mevcut ortamda ne vermesi bekleniyordu bilmiyorum ama, oldukça iyi performans gösterdiği Fenerbahçe ve Kayserispor maçları dışında ortalarda gözükmedi. Dün itibari ile de 2.900.000 € bedel+alacaklarının bir kısmından vazgeçerek Santos'a transfer oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elano birkaç hafta önce bunun yolunu yapmış, gidebileceği sinyallerini vermişti. Galatasaray açısından bu transfer "zararın neresinden dönersek kardır" zihniyetinden ibarettir. Yapılan açıklamada yazmayan, kulübün ödemekle yükümlü olduğu ücretten kurtulduğu bahsedilen para, çok büyük bir ihtimalle Manchester City'ye ödenecek olan son taksittir. Bunun dışında kulübün kasasına 3 milyon € para girmiştir. Kısacası aşağı yukarı, 5-6 milyon €'dur bu transferin bedeli. Olan biteni de doğru algılamak gerekli; her ne kadar resmi sitede bunun ters anlaşılması için elinden geleni yapsa da. 7 milyon € Elano'nun 3 taksitte ödenecek olan bedelidir ve Galatasaray son taksiti Santos'a havale etmiştir. En azından benim açıklanan bedellerden çıkardığım budur. Aksi durum her durumda fiyaskodur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol stili buraya uymasa, Galatasaray'a pek bir şey vermemiş olsa dahi, Elano ülkeye gelmiş en iyi futbolculardan biridir. Galatasaray'ın temizliğe ondan başlaması bazı adamlar hala Florya'da duruyorken komik pek tabii. Yine de benim çok sevdiğim adamlardandı Elano, yolu açık olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu topraklardan Elano geçti...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4452777230086668101?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4452777230086668101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4452777230086668101&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4452777230086668101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4452777230086668101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/12/elano-giderken.html' title='Elano Giderken...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TPaEb76pIQI/AAAAAAAAB44/TvKXKT7a1X8/s72-c/elano%2Bblumer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3594152950801498726</id><published>2010-11-29T19:50:00.005+02:00</published><updated>2010-11-29T20:36:36.403+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray:1 - Beşiktaş:2 &amp; Beşiktaş Cephesinden Bakış</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TPPyfCnNi0I/AAAAAAAAAW0/9p3KpuEY3Xk/s1600/gs__bjk_ea0ee_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 335px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TPPyfCnNi0I/AAAAAAAAAW0/9p3KpuEY3Xk/s400/gs__bjk_ea0ee_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545042181314415426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Beşiktaş ve Galatasaray ligin değil ama kendi kaderlerinin maçını oynadılar Ali Sami Yen'de. Aslında iki takımda aşağı yukarı benzer süreçlerden geçmiş fakat Beşiktaş'ın Avrupa macerasına devam etmesi ve camianın bu zorlu süreçte daha kenetlenmiş bir duruş sergilemesi camiayı henüz daha Galatasaray kadar germemişti. Ancak özellikle İnönü'de kaybedilen inanılmaz puanlar, Quaresma'sız sergilenen kötü futbol, Schuster'in çıldırtan tercih ve kaprisleri adeta fırtına öncesi bir sessizlik yaymıştı Beşiktaş üzerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının buradan sonrası maça ve bundan sonrasına Beşktaş cephesinden bir bakış olacak,zira Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu dışarıdan bir göz olarak yorumlamanın haddime düşmediğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ta kadro seçiminden başlarsak, ters giden birşeyler olduğu açıktı. Onlarca eksiğe rağmen, Schuster belki ilk 11'i elindeki malzemeyi en iyi şekilde kullanarak kuruyordu ancak yedek kulübesi için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Burada konuyu aslında getirmek istediğim isim Fatih Tekke, soyunma odasında yaşanan bir tartışmadan dolayı, üstelik kadroda başka bir forvet alternatifin de yokken Tekke'yi kadroya almamak kişisel kapristen başka birşey değil. İşin iç yüzü ne olursa olsun, önemli olan Beşiktaş'ın başarısıysa ve o futbolcuya da bu takım oynaması için para ödüyorsa Schuster'in bunu yapmaya hakkı olmadığını düşünüyorum. Aynı tavırları Real Madrid'in başındayken de gösterebilir miydi ayrıca merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 11 ile ilgili belirtmek istedim diğer bir konu ise İsmail Köybaşı'nın artık daha fazla yer alması gerekliliği. Aşağı yukarı her yazımda bunu belirtiyorum, solbek rotasyonunda İsmail'in artık %65-70 oranlarında tercih edilmesi oyuncunun gelişimi açısından da büyük önem taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça geçersek, Beşiktaş'ın biraz da kadro yetersizliğinden dolayı oynamak zorunda kaldığı taktik, oyunu yarı sahasında kabul edip, başta Holosko'yu kullanarak hücuma çıkmaktı ki en mantıklı seçenek de buydu. Akıllardaki tek soru ise geçen seneki sakatlıktan sonra adeta sahada "çin malı" versiyonunu gördüğümüz Holosko'nun performansının nasıl olacağıydı. Holosko normal şartlarda sürekli yaptığı hareketleri biraz olsun sergileyince Beşiktaş istediği gibi hücuma çıkmaya başladı ve maçın başında da bir penaltı kazandı. Guti'nin penaltıyı gole çevirmesinin yanı sıra akıllarda kalan yüzünde parlayan yeşil lazerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lazer olayını yalnızca Galatasaray'a yıkmak olmaz, hemen hemen her stadda oluyor, kameralar da tespit ediyor artık bunları. Bu konuyla ilgili İngiltere'den bir örnek vermek gerekirse, meşhur Heysel ve Hillsborough facialarından sonra İngilizler cezayı kişiselleştirme yoluna giderek büyük ölçüde holiganizmin önüne geçtiler. Türkiye'de de benzer cezaların uygulanmaya başladığını görmek umut verici, ancak daha da ağırlaştırılmaları gerektiği apaçık ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar maça dönersek, golden sonra Galatasaray'ın baskısının geleceği çok açıktı ve öyle de oldu. Özellikle Ersan ve Toraman'ın geriden top çıkarmakta zorlanması ve Pino karşısında ağır kalması ile Galatasaray birçok pozisyondan yararlanamadı, Beşiktaş bu dakikalarda çok şanslıydı. Kanatlarda Kewell, Hilbert karşında etkili olurken aynı şeyi Elano için söylemek çok da mümkün değildi, İsmail Elano'ya sağ kulvarı kapatınca, Brezilyalı kendini sürekli içeri doğru attı.Orta sahada yaşanan sert mücadelelere ise maalesef Cünyet Çakır'ın hatalı kararları damga vurdu. Cana ve Hilbert'in birer sarısını, dolaylı yoldan da kırmızı kartlarını es geçen Çakır, faullerde de bir türlü standardı tutturamadı. Tekrar ilk yarıya dönersek, Beşiktaş ilk yarım saati kalesinde büyük pozisyonlar vermesine rağmen, Aurelio'nun da defansa yaptığı büyük katkı sayesinde aşarak atlatınca, son 15 dakika biraz daha topla oynamaya başladı, özellikle Kewell'in savunmaya yardıma gelmemesinden yararlanan Hilbert'in etkili çıkışları ile pozisyonlar buldu. Orta sahada ise Guti'nin müthiş yönticiliğine diğer oyuncular biraz ayak uydurabilse top daha çok Beşiktaş'ta kalacak ve belki de daha çok pozisyonlar bulunabilecekti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Beşiktaş ilk yarıyı 1-0 önde kapatarak soyunma odasına moralli gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TPPyj4WmlDI/AAAAAAAAAW8/NryQOwWR0e0/s1600/gs__bjk_21e88_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 263px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TPPyj4WmlDI/AAAAAAAAAW8/NryQOwWR0e0/s400/gs__bjk_21e88_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545042264459744306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıda Hagi'nin değişiklikleri Beşiktaş'ı rahatlattı, takımın yorulması ve Pino'nun sağ kanada hapsedilmesiyle ilk yarıdaki tempoyu yakalayamadı Galtasaray ve yine kanatlardan özellikle de H.Balta'nın bulunduğu bölgeden çok pozisyon vermeye başladı. Holosko'nun koşuları, Guti-Ernst-Tabata'nın oluşturduğu pas üçgenleri ve Hilbert'in sağdan süpriz bindirmeleri Galatasray'ı zorladı. Tabii buna rağmen yine oyunun hakimiyeti Galatasaray'daydı ancak Pino'nun pozisyonu dışında ilk yarıdaki kadar etkili olamadılar. Batdal'ın girişiyle doldur-boşalta giden Galatasaray belki oyunu kanatara yaysa veya yerden paslarla kaleye gitmeyi denese Beşiktaş daha zorlanacaktı. Ersan ve İbrahim'in kafa toplarındaki hakimiyetine dönen topları toplayan Aurelio ve Cenk'in muhteşem performansı eklenince Beşiktaş atakları savuşturmayı başardı. Bunun üzerine de Hagi üst üste riskler alınca orta sahayı eksiltti ve bu da Beşiktaş'ın rakip kaleye daha etkili gelmesine sebep oldu. Yine soldan gelişen bir atakta topun Guti ile buluşması ve Guti'nin orta demeye dilim varmadığı için pas diyeceğim dokunuşu ile Nobre'nin golü geldi. Nobre bu saatten sonra artık sadece böyle pozisyonları gol yapabilir gibi geliyor bana, o yüzden Bobo'nun sakatlığı süresince kanatları etkili kullanması gerekli Beşiktaş'ın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci golden sonrasını konuşmaya pek gerek yok, geç gelen gole rağmen Galatasaray'ın mağlubiyeti kabullenmiş görüntüsü skor değiştirmeye yetmedi. Şimdi bu sonucun ilk yarının sonuna kadar çok zorlu 3 maç yapacak olan Beşiktaş üzerinde etkisini konuşmak lazım. Öncelikle Schuster Fenerbahçe ve Porto maçarının ardından bir başka büyük maçtan iyi bir sonuçla çıkarak ekstra kredi kazandı diyebiliriz. Ancak bu galibiyetin kimseyi yanıltmaması lazım, kontra atak oyunuyla kazandı Beşiktaş ve özellikle iç sahada küçük takımlara karşı sakatlar iyileşmeden bu sistemle galibiyet alması oldukça güç. Quaresma'nın ekstra katkısı ve Bobo'nun bitiriciliğinin, Guti'nin bu maçki performansıyla birleşmesi gerekli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bunca sakata rağmen tam da sarsıntılı bir dönemden geçerken ilaç gibi bir galibiyet oldu bu Beşiktaş için, ama sakatların bir an önce dönmesi ve oyun sisteminin kapanan takımları da açacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi elzem konular. Schuster'in ilk defa bir maçı bu kadar konsantre şekilde hissederek yönetmesi güzel detaylardan biriydi. Ayrıca Guti'nin müthiş performansı, Cenk'in artık birinci kaleci olması gerektiğini kanıtlaması, Holosko'nun eski günlerinden sinyaller vermesi, İsmail ve Ersan'ın her geçen gün iyiye gitmesi de Beşiktaş adına haneye yazılan diğer artılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, bu galibiyeti anlamlı kılmak için devreyi en az 7 puanla tamamlaması gerekli takımın ki, kaybedilen saçma puanları bir nebze olsun telafi edebilsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3594152950801498726?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3594152950801498726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3594152950801498726&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3594152950801498726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3594152950801498726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/galatasaray1-besiktas2-besiktas.html' title='Galatasaray:1 - Beşiktaş:2 &amp; Beşiktaş Cephesinden Bakış'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TPPyfCnNi0I/AAAAAAAAAW0/9p3KpuEY3Xk/s72-c/gs__bjk_ea0ee_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-1603711229464502839</id><published>2010-11-24T03:40:00.002+02:00</published><updated>2010-11-24T03:52:54.860+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Kayserispor 0-0 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TOxvyUAwURI/AAAAAAAAB4w/4lsOqa4-Vzk/s1600/elano2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 308px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TOxvyUAwURI/AAAAAAAAB4w/4lsOqa4-Vzk/s400/elano2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542928151542255890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin ilk gelişinde izlediği yol haritasına bakmalı; tamamı ile bir sonraki senenin takımını kurmaya çalışan Hagi, 4-5 haftalık bir sendeleme periyodundan, deneylerden sonra sezonu bitirene kadar arka arkaya beklenmeyen, oldukça iyi sonuçlar almıştı (şampiyonluk peşindeki Trabzon'u deplasmanda yenmişti). Sonraki seneyi farklı yerlerde tekrar gündeme getireceğiz elbette. Ancak Hagi'nin şu sıkıntılı dönemde asıl yapmak istedikleri o dönem yaptıklarından farklıydı muhakkak. Aklındakileri tam olarak bilmesek de, ligin ön tarafındaki takımların saçma sapan puan kayıpları yapabildiğini ve alınabilecek birkaç seri galibiyetle tepede yer bulunabileceğini bilen Hagi'nin, şu anki tablodan bir 6 puan yukarısını istediğini tahmin edebiliyorum. Kısacası devre arasına yarışın hemen arkasında girip, ekstra çalışma ve transfer takviyeleriyle şampiyonluk zorlama fikri vardı ama, bunun çöpe gittiğini söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir deney vardı Galatasaray'da dün ve Hagi ile oynanan 5 lig maçının en dengeli Galatasaray'ını izlediğimizi söyleyebiliriz. Zaten geçen haftaki rezil Galatasaray'dan sonra bu hafta tekrar bize maç yazdıran Hagi'nin ve takımın yeni reaksiyonu oldu. Maçı 3 kere seyrettim. Kendisine güveni daha fazla olan ve kritik sakatlarından bir tanesi sahada olan, hocasının oyuna gereksiz(!) müdahale etmediği bir Galatasaray, hakem hareketlerine karşın kazanırdı bu maçı. Oynanan iyi futbolun karşılığı 1 puandan fazlası olmalıydı ama, mevcut durumda oynanan iyi futbola bile sevinir olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'daki ilk değişiklik pozisyonlar ve diziliş. Asimetrik bir 4-2-3-1 gördük; değişikliğin sebebi ise, geçen maçın aksine Elano'nun forvetin hemen arkasındaki bölgeye atılması oldu. Hagi adına çözülmesi zor olmaması gereken bu denklemin, 1 hafta ara ile sahaya yansıtılması, inadından nispeten vazgeçmesi bir artı. Sabri'yi ise içe, Barış ve Ayhan'a yakın oynatarak orta sahayı rakipten alan takımın, ilk 6-7 dakika sonrasında topa daha çok sahip olması, çok pas yapması ve üçüncü bölgeye kadar topu iyi getirmesi yaklaşık 60-65 dakika sürdü. Kewell'ın ön solda konuşlandığı dizilişte, Pino yine en önde yer aldı. Beklerin çakılı olması nedeniyle defans güvenliği nispeten yine önde tutulurken, Lucas Neill'ın topla çıkışları (ki bunların maç boyu tekrarlanması bilinçli olduğunu gösterir) rakip yarı alanda ihtiyaç duyulan ekstra adam sağlandı ve Kayseri'nin dengesini bozdu. Sabri destekli Barış-Ayhan orta sahası Hagi'nin müdahalesi ile düşene kadar, maç Galatasaray'a yakındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada durup, önümüzdeki vakitlerde klişe haline gelecek olan Hagi eleştirimizi yapalım. Aynı önceki seferde olduğu gibi, Hagi'nin oyunu kenardan "yönetememe" sıkıntısı devam ediyor. Dün yaptığı değişiklikler takımı geriye götürdü. 75'ten sonrası tamamı ile kayıp Galatasaray için. Sabri'nin kenara neden geldiğini anlamak zor. Üstelik bu değişiklik sonrası ikinci yarı gelemeyen Kayseri'de gelmeye başladı. Boşalan orta sahalar sonrası temponun yalancı yükselişi dışında, Kayseri'nin birkaç pozisyonu ve Mehmet Batdal'ın çabaları ile geliştirdiği bir iki atak dışında maçta hareket olmadı. Öncelikle Hagi'nin her maç, hep aynı dakikalarda, hep aynı değişiklikleri yapmaktan vazgeçmesi lazım. Sahadakini onarmak, oyunu hareketlendirmek olmalı değişikliğin amacı. Artık ezberlediğimiz 60.dakika değişikliği ile rakip oyuna dengeyi getirdi, Elano kenara gelince rakip üstünlük kurdu. Aydın niye girdi onu bilmiyorum. Kısacası Hagi, yaptığı değişikliklerle takımın etkinliğini baltaladı. Formsuz Harry Kewell'ın 90 dakika sahada kalması ise büyük fiyasko. Açıkçası daha önceki dönemde de bunları huy edinen Hagi'ye müdahil olması gereken, bu işi değiştirecek kişi Tugay Kerimoğlu. Oyunda doğru gitmeyenin Sabri olmadığı ortada iken, Emre Çolak'ın girmesi, Sabri'nin kenara gelmesi hakikaten anlam barındırmayan bir hareket. Oyunun gidişi ile ilgili, özellikle büyük maçların öncesinde bu tarz planlar yapılır. Ancak dün olduğu gibi, beklenenin aksine gelişen maçlarda maçı kazandırmaya yönelik saha içi müdahaleler sonucu getirir. Benim görüşüm, topu ileride tutabilen Galatasaray'ın Kewell-Mehmet Batdal değişikliğine gidip, Pino'yu da daha geniş bir bölgede oyuna sokarak sonuca gidebileceğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi geldiğinden bu yana, Manisa maçı dahil  gözlemlenebilecek en kesin ilerleme takım olarak hareket edebilme durumu. Performansların ve yeterliliğin seviyesi tartışılabilir ama, genel olarak Galatasaray'ın derli toplu bir görüntüsü olduğunu söylememek hata olur. Dün akşam, Elano'nun geldiğinden bu yana Galatasaray'da oynadığı en iyi futbolu izledik. Galatasaray'ın girdiği 2 pozisyon dışında, kalanların tamamının ya yaratıcısı ya da sonlandırıcısı olan Elano'nun bu etkinliğinde hem Kayseri'nin oyun yapısı, hem de onun fazlaca geriye gelmesine gerek bırakmayan Sabri-Barış-Ayhan üçlüsünü neden olarak sayabiliriz. Her durumda disiplinli bir takım yapısı içerisinde Elano'nun düzenli olarak bunu verebileceğini düşünüyorum. Mümkün olduğunca fiziksel temastan onu uzak tutmak yeterli. Oyun disiplini konusunda bir sıkıntısı yok çünkü. Geri dönüşlerde pozisyonunu alıyor aksatmadan ve yeri geldiğinde topu kapma işine de girişiyor. Lucas Neill topla çıkışları, müdahaleleri, katıldığı ataklar ile dünün en iyilerindendi. Barış-Ayhan ikilisi de takımın iyi görüntüsünde rol alanlar. Ben Barış'ın sıklıkla tercih edilmesi taraftarıyım. Galatasaray'ın rakip ceza sahasına giren tek futbolcusu. Ayrıca enerjisi de artısı. Bazen insanı kanser eden hareketleri olsa da Barış'ın içinde bulunduğu orta sahanın daha dinamik olduğu kesin. Kewell'ın fizik yetersizliğinin üzerine bir de formsuz oluşu, Hakan Balta ile bir araya gelince Galatasaray solu çekilmez hale geliyor. Ali Turan ilk defa basit oynadı, kapasitesinin üzerine çıkmayı denemedi, hata da yapmadı. Galatasaray'ın oyuncusu değil ama, bu kadarını yapsa şu ana kadar, tepkilerin derecesi bu ölçüde olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin planlarında hafta sonu oynayacağı derbinin kilit önemi vardı. Bana göre reelde artık bu maçın çok da bir önemi yok. Beşiktaş'ın da puan kaybı ile, yanına sakatlarını da yazarsak Sami Yen'deki son derbi olmaktan başka bir önemi kalmadı maçın. Aslında ligin ilk yarısının kalan 4 maçını kazanarak devreye giren bir takımın ikinci yarıda ilk 4 şansı ciddi anlamda yükselir ama, Galatasaray için şu an Türkiye Kupası'ndan daha iyi bir seçenek yok gibi. Hali hazırda şablonu belli olmayan, kalitesini yükselten oyuncuların sürekli sakatlandığı ve kondisyon seviyesi lig için yeterli olmayan, dahası ve en önemlisi huzuru olmayan bir takım mevcut. Maddi gücünün de çok iyi olmadığı ve devre arasındaki transfer piyasası göz önüne alındığında ikinci yarıda bahsettiğimiz düzeyde bir çıkışı yapmasını beklemek biraz hayalcilik olur. Ancak 4'te 4'ün ikinci yarı öncesi sağlam bir motivasyon olacağını, devredeki hazırlık maçları ve çalışmaları ile birleştirildiğinde, kağıt üzerinde yazılan takviyelerin de yapılması durumunda bir ivmelenme göstermesi söz konusu olabilir. Mesele 13 puan geride olmak değil; hali hazırda lider olan Trabzonspor'un alınacak puanların 12sini yitirdiği, 3 büyük maçı deplasmanda oynayacağı bir ortamda fark da kapanır ama, Galatasaray kaybetme kredilerini tüketti Manisa ve Kayseri maçlarında. Galatasaray'ın bu sezonki kayıpları Sivasspor, Ankaragücü ve Manisaspor maçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun izlenilen yolu çok da onayladığımı söyleyemem. Kişisel görüşüm bir operasyon yapılacaksa Hagi'nin bunu şimdiden yapıp, kangreni kesip atması ve kalanlardan gelecek yıl kalacakları, gidecekleri belirlemesi en doğrusu olur. Takımın iskeletinde hala aynı oyuncuları, daha doğrusu gideceğini düşündüğümüz oyuncuları görmek can sıkıcı. Her şeye rağmen Hagi'nin kısa vadede mevcutlardan maksimumu almak isteyeceğini ve götürebildiği, hayalini kurmaya devam edebildiği yere kadar şampiyonluk peşinde koşacağını tahmin ediyorum. Hafta hafta gitmek lazım. Bekleyip görelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fotoğraf:&lt;/span&gt; Lig TV&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-1603711229464502839?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/1603711229464502839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=1603711229464502839&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1603711229464502839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1603711229464502839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/kayserispor-0-0-galatasaray.html' title='Kayserispor 0-0 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TOxvyUAwURI/AAAAAAAAB4w/4lsOqa4-Vzk/s72-c/elano2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3215335832008502185</id><published>2010-11-15T07:38:00.002+02:00</published><updated>2010-11-15T07:40:19.097+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 0-2 Manisaspor &amp; Havlu...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TODHpu9IaCI/AAAAAAAAB4Y/Qz_rLq2KoZM/s1600/manisa.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TODHpu9IaCI/AAAAAAAAB4Y/Qz_rLq2KoZM/s400/manisa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539647061458708514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir maç yazısı. Hemen hemen benzer yapılar, yakın dizilişler. İki tane karışık durumda gelmiş hoca. Ön planda skoru tutmak var. İkisi de aynısını kovalıyor. Araya sıkıştırılacak ile maçı götürmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin saha kenarındaki görüntüsü ne kadar değişmiş olsa da, ne kadar sakinleşse de bazı huyları aynen duruyor. Oyuna müdahale ediş biçimi, oyuncu tercihleri, vs. ... Sezon başı kampları bir takımın %70'idir; ondan dolayı Hagi'ye şu anda pek kızmasam da, Allah aşkına Ali Turan nedir be Gica ya? Yani, Rijkaard da bunu yaptı, sen de devam ediyorsun. Mütemadiyen yere düşen, çalım yiyen bek mi olur? Neden oynar Galatasaray'da? Abartmıyorum, uzun süre sonra Galatasaray'da izlediğim en yeteneksiz adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabri'nin ortada oynadığı vakit defolarının nasıl ortaya çıktığını yazmıştık geçen hafta. Kadroyu okuduğum an Elano'nu sağda, Sabri'nin içte oynayacağını biliyordum. Sabri'ye kızmam; yapamasa da yırtar kendini çünkü. Tek sorunumuzun sahada topu kıran adamlar olacağı gün geldiğinde Sabri'yi ayrıca konuşuruz. Ama mevcut dizilişte, Barış kadar verimi bile olmuyor. Hagi'ye ikinci eksi de buradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın çakma 4-3-3'ünün ileri 3'ü döküldü dün. Elano rezilleri oynadı. Pas atamadı, top kontrol edemedi. Ama beni rahatsız etmedi Elano. Hiç olmazsa koşturdu. Çabaladığını gösterdi. Kewell mesela. İngiltere'de klasik 4-4-2'nin kenarı gibi yetişmiş adam. Çizgide gidiyor. Sakatlıklar, hastalıklar. Hantallaştı da artık. Fiziği yetmiyor. Üzerine bir de formsuz oldu mu hiç çekilmiyor. Ama sahada öyle adamlar var ki, Kewell'a kızamıyorum. Debeleniyor adam hiç olmazsa. Ha keza Lucas Neill. Baktı yapamıyorlar, aldı topu gitmeye başladı. Boğuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lorik Cana için hala yeteneksiz diyen adam var televizyonda. Köpek sürüsü bunlar. Dün geldiğinden beri en iyi maçlarından birini oynadı. Yine o geldi ama kenara. Anlamadım ben bu işi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisa elindeki kadar oynadı. İyi alan daralttı, arkayı sağlam tuttu. Çıktıklarında da sakindiler. Doğru oynadılar, sonuca gittiler. Bundan fazlasını yazacaktım ama, hocaları piç etti hevesimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 2010, Galatasaray Ali Sami Yen'de pozisyona giremiyor. Hayat çok enteresan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3215335832008502185?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3215335832008502185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3215335832008502185&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3215335832008502185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3215335832008502185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/galatasaray-0-2-manisaspor-havlu.html' title='Galatasaray 0-2 Manisaspor &amp; Havlu...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TODHpu9IaCI/AAAAAAAAB4Y/Qz_rLq2KoZM/s72-c/manisa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-7378162299559315919</id><published>2010-11-07T23:12:00.002+02:00</published><updated>2010-11-07T23:17:42.263+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Trabzonspor 2-0 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNcXaiLca4I/AAAAAAAAB4Q/zL4D1SgezjE/s1600/servet-umut.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 376px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNcXaiLca4I/AAAAAAAAB4Q/zL4D1SgezjE/s400/servet-umut.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536920011494157186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beklentileri yönetmek. Galatasaray'ın 10 yıldır beceremediği iş bu. Yıkımların bu denli büyük olmasının sebebi de bu. 2000'de kupayı kazanırken kaybettiklerimizi iyi irdelememiz lazım. Her büyük isim sonrası, yüzü aşkın senelik futbol tarihinde yalnızca bir kere yakalanmış bir başarının sürekli olarak ısıtılarak önümüze konması ve beklentileri bunlar üzerinden şekillendirmek tepetaklak olmayı kaçınılmaz kılıyor. "Yapılabilir" olduğunu anlamak ile, yapabilmek arasındaki farklar iyi anlaşılmalı. Yoksa yaşadıklarımız deja vu'lardan ibaret olmaya devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın yaşadığı bu sanrıları çözmesi gerekiyor ilk olarak. Yoksa bir 10 yıl daha aynı şeyleri yazar, aynı tepkileri gösterir dururuz. Bugün Galatasaray, tamamı ile bireysel bir hatadan kaynaklanan bir yenilgi aldı. Maçın genelinde Şenol Güneş'in de oyunu riske etmeyişi ile oldukça geniş alanda uyuyan oyunun hareketlenmesi için gerekli ateşi yakan Servet oldu. Bundan fazlasını tartışmak biraz anlamsız gözüküyor benim durduğum yerden. Galatasaray aynı Fenerbahçe maçında olduğu gibi sert, sağlam bir savunma yaptı ve rakibine çok ciddi bir pozisyon vermedi. Oradakinin aksine, Şenol Güneş'in müdahalesi ile Galatasaray'ın yarım hücum gücünün de önü kesilince oldukça sıkıcı, parlamaları dahi olmayan bir taktik mücadele izledik. Galatasaray'da bireysel olarak oyuncuların vasat oynadığı bir maçta(bir iki ismi ayrıca kenara yazabiliriz) ligin organizasyonu en iyi takımına karşı toplamda verdiği reaksiyon sakin bakan herkesi mutlu eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklentileri doğru yönlendirmeli. Hagi'den ne bekliyoruz? Nasıl bir oyun var kafasında? Açıkçası sürekli önde oynayan bir takım beklemek hata olacaktır. Hagi kontrol oyununu sever. Arkası sağlam bir takım ister. Aynı Mircea Lucescu gibi. Bugünün futbolunda ciddi başarılar kazanmış hocalara, takımlara bir göz atalım. Alex Ferguson, Rafael Benitez, Jose Mourinho, Mircea Lucescu, Sanchez Flores, Roy Hodgson... Barcelona dışında, ki onları kategori dışına almak lazım, tepede olan hemen tüm takımların yapıları aynı. Inter, Manchester United, Liverpool, Shaktar Donetsk, Atletico Madrid... Daha fazlasını yazarız buraya. Birinci kural gol yeme. Dengeli takımların dünyasında, maalesef bu düzene ayak uydurmak zorundasınız; bir takım farklılıkları ekleyerek futbolunuzu süsleyip, göze hoş gelen bir hale de getirebilirsiniz. Hagi'nin aklındaki de budur hemen hemen. Topun arkasında sağlam duran, kenarlara çabuk giden, topu kaybettiğinde rakibini önde oyalayıp geride sağlam yerleşen, zaman zaman da tempo yapan bir takım. Ancak ligi ortalama 25-26 gol yiyerek bitiren bir takım daha sezonun 11.haftasından bu sayılara ulaşıyorsa, yarıştan kopma noktasındaysa, öncelikle çözülmesi gereken problemler başka taraflardadır. Nitekim Hagi'nin 3 haftada Galatasaray'da çözdüğü ilk problem de budur; Kalli gittikten sonra şeker kıvamına gelen Galatasaray, yeniden ısıran bir hale bürünmeye başlamıştır. Oyun içi sertliklerden kaçınmayan, mücadele eden bir takım 3 haftadır Galatasaray. Bunun nedenleri ayrıca tartışılır ama, oyun yapısının da etkisi olmadığını söylemek büyük haksızlık olur. Buradan koca bir artı Hagi'ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle sahaya çıkan kadrodan, yapılan değişikliklere kadar her şey beklediğim gibiydi. Mevcuttan fazlasını istemek hatalı olur. Misimovic'in ortada oynayacağı bir Galatasaray, mevcut organizasyon problemleri ile orta sahayı rakibine teslim ederdi. Nitekim Hagi-Tugay ikilisi bu bölgeyi almak konusunda çok kararlı. Şenol Hoca'nın Fenerbahçe maçı analizi ile derinde kurduğu savunma bu oyunla birleşince, sıkı bir orta saha mücadelesine döndü oyun. Aslında fazlasını konuşmak da anlamsız olur maç ile ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş alanda, sürekli olarak setlerle oynanan bir oyun izledik. Kontrol en öndeydi. Yenilmeme planlı, araya sıkıştırılacak gol peşinde koşan her iki takımı da baltalayan, oyuncuların bireysel olarak dökülmesi oldu. Özellikle Galatasaray'ın yarım hücum hattının Fenerbahçe maçının yarısı kadar bile oynayamayışı, o maçın aksine ortada sert olan Trabzon ile bir araya gelince üretim sıfıra düştü. Baros olmadan gönül rahatlığı ile bir süre daha Pino ile devam edebileceğiz görüntüsünü bu maçta da gördük. Gol kaçar, ıska olur, bunlar bu oyunun içinde yer alan, hemen her futbolcunun başına gelebilen şeyler. Ancak yine rakip stoperleri yeterli alan bulamamasına rağmen silkelemesi çok önemli bir artı. Elano ve Misimovic'in yeterli alanı bulamayışı, takımın yavaş hareket edişi, Trabzon'un iyi geri koşması ve iyi alan daratlmasıyla Galatasaray hücumu hemen hemen stop etti. Öte yandan benzerlerini Trabzonspor için de söyleyebiliriz. Oyunun bu gidişi iki tarafı da fazla rahatsız etmiyor gibi görünüyordu. Kırmak için hamle yapmak yerine, mevcut düzeni aktifleştirmeyi denedi her iki teknik adam da. Sonucu bunların doğurmayışı ise Galatasaray adına üzücü olan kısım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin önceki döneme göre daha olgun hareket ettiğini, Tugay ile iletişimlerinin oldukça iyi olduğunu söylemek mümkün. Kenarda sürekli bağıran bir hoca takımın canını çok sıkar oyun iyi gitmediğinde. Hagi bunu aşmış. Ancak aşması gereken bir problem daha var ki, o da oyuncu değişikliklerindeki takıntısı. Dakika dakika kimin çıkacağını maçı izlemeden biliyor olmak hakikaten can sıkıcı. Maç önü planlarında bunlar yapılır pek tabii ama, daha önceki dönemin ışığında şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Hagi aynı plan üzerinden gitmek konusunda kararlı. Lorik Cana daha 3.haftadan dakika 60'a yaklaştığında kenara bakacak refleksi kazanmamalı. Hele ki iyi oynuyorken. İkinci yarıda yaptığı değişikliklerden sadece Barış'ın tutmasının tek sebebi de oyunun seyir şekli. Kewell ve Emre Fenerbahçe maçında girenler kadar denge yaratmayınca, üzerine maç eksiği olan Kewell dökülünce zorlandı Galatasaray. Yine de takımın pozisyona dahi giremeyeceğini düşünüyordum; yalandan da olsa bir baskı kurmayı, rakibini öne iteklemeyi becerebildi. Ufuk hata yapıyor ama öğreniyor da. Kesinlikle ısrar edilmeli. Volkan Demirel de buralardan geldi. Kaleci böyle olunuyor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor Şenol Hoca ile tam gaz gidiyor. Hız kesmesinler de. Rakip sevimli oldukça, iyi oynadıkça, saha dışı şeylerle uğraşmadıkça yenilsen de için acımıyor garip bir şekilde. Attıkları golden sonra Şenol Güneş'in yaşadığı sevinç bile benim Servet'e olan sinirimi aldı. Trabzonspor oyuncusundan hocasına, başkanına kadar kesinlikle iyi şeyler hak eden bir takım. Galatasaray ligin en iyi takımına kaybetmiştir bugün ve Galatasaraylılar oyuncularına kızarken rakiplerine saygıyı unutmasınlar. Şenol Güneş'i sabaha kadar konuşmalı. Çok büyük bir adam. Maç sonu açıklamalarında hem kendi takımını, hem rakibi, hem ligi eksiklerine kadar sayarak analiz etmesi, söyledikleri son derece içi dolu şeyler. Bugün, "Galatasaray'ı beğendim. Bu yapıları ile iyi yerlere geleceklerdir, dikkat edilmeli. Daha bu takımda Arda, Baros gibi oyuncuların da olmadığını unutmamalıyız." şeklindeki açıklamasını gemileri yakmayı çok seven Galatasaraylıların dikkate alması gerektiğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray eksik, kafaca sıkıntılı, içeride çirkin adamlar var, kadro yetersiz, vs. ... Saymaya başladığınızda tonlarca sıkıntının ortaya çıktığı bir takımdan fazla şey bekliyoruz gibime geliyor. Hagi, takımı devre arasına minimum hasarla ulaştırma peşinde. Galatasaray'ın denklem kurmak yerine, temizlik yapması gerekli. Son 2 yıldır takımın bölgeleri arasında yaşanan denge sıkıntısını çözmeli. Hepsinden önemlisi, sevimsiz adamlardan kurtulmalı. Zira tribündekiler futbolu bırakmış, tamamen bu sevimsilere güdümlenmiş durumda. Bu şekilde başarılı olabilmek imkansıza yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'yi çok seviyorum. Rijkaard'a yapılan ona yapılmasın. Henüz çok erken. Desteğe devam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not: &lt;/span&gt;Ali Tandoğan'a büyük geçmiş olsun. Bir an önce iyi olsun, Cech gibi bir kask ayarlarız ona...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foto:&lt;/span&gt; Hürriyet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-7378162299559315919?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/7378162299559315919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=7378162299559315919&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7378162299559315919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7378162299559315919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/trabzonspor-2-0-galatasaray.html' title='Trabzonspor 2-0 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNcXaiLca4I/AAAAAAAAB4Q/zL4D1SgezjE/s72-c/servet-umut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2460122162727988391</id><published>2010-11-02T23:44:00.004+02:00</published><updated>2010-11-02T23:50:29.220+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seriler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Çok Güzel Hareketler Bunlar #3</title><content type='html'>&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/q5W6vBI3mGE?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/q5W6vBI3mGE?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="420" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara verdiğimiz seriye üzerine konuşmayacağımız güzellikte bir golle devam ediyoruz. 2006 Dünya Kupası'ndan, Arjantin-Sırbistan maçı. Basit oyna, çabuk oyna, oyunu sıkıştırma ve hareket et. Final pasına doğru tango da yapıyor Arjantin. (ne zamandır bu tango lafını kullanmak istiyordum. heheh)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2460122162727988391?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2460122162727988391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2460122162727988391&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2460122162727988391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2460122162727988391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/cok-guzel-hareketler-bunlar-3.html' title='Çok Güzel Hareketler Bunlar #3'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2157394315699245706</id><published>2010-11-02T20:40:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T20:46:17.192+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Bilmemek - Milan Kundera</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNBcPBMgTDI/AAAAAAAAB4I/OfZPP3FGOkc/s1600/milan%2Bkundera.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 328px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNBcPBMgTDI/AAAAAAAAB4I/OfZPP3FGOkc/s400/milan%2Bkundera.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535025355127016498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir aradan sonra kitap geri dönüşlerine başlıyoruz. En son verdiğimiz Mayıs ayı okuma listesinin tamamı bitti ama geri dönüşlerini yazmaya vakit bulamadık. Bu haftadan başlayarak Kasım ayı içerisinde bu listedeki kitapların hepsini yazmaya, vakit bulmam durumunda da okuduğum diğer kitaplara yer vermeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce okuduğum ilk kitabı olan Kimlik'i burada yazdığımız Milan Kundera'nın Bilmemek kitabı ile devam ediyoruz. Orijinal ismi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;L'ignorance &lt;/span&gt;olan kitap &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Prag Baharı" &lt;/span&gt;sırasında ülkeden göç eden ve yıllarca ülkelerinden uzakta yaşayan birkaç insanın yaşadığı geri dönüşü anlatıyor. Milan Kundera'nın varoluşçu kimliğinden yola çıkarak bunun sıradan bir geri dönüş değil, bir anlamlandırma, bir algı savaşı olduğunu belirtmemize gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Prag Baharı"&lt;/span&gt;nın ne olduğundan kısaca bahsedelim. 1968 senesinde Çekoslovakya'nın başına &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alexander Dubcek&lt;/span&gt;'in gelmesiyle başlayan reform dönemi Sovyetlerin Ağustos ayında Prag'a girmesiyle(Varşova Paktı ülkelerinin aslında) son bulur ve mevcut durum 1989'a kadar devam eder. Konu ile ilgili bilgim kısıtlı olduğundan fazla bilgi veremeyeceğima ama, gerek Ekşi Sözlük'te, gerek Wikipedia'da ziyadesiyle bilgi bulunmakta. Tarihe, özellikle yakın siyasi tarihe düşkün olanların ve konu hakkında bilgisi olmayanların özellikle bir göz atmalarını tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül sonrası gidenlerin ülkeye dönüşleri sırasında ayıktım çokça. Bazıları hala dönemedi. 10-11 yaşından beri sürekli yurt dışında yaşamayı hayal eden biri olarak bu tarz geri dönüşlerin tetikleyeceği duyguları, düşünceleri, sancıları pek kestiremiyorum ama kitabı okuduktan sonra daha sık düşünür oldum. Özellikle sığ geri dönüşler yaparak "burada böyle böyle, adamlar yapmış abi" şeklinde yüksek sesle konuşan adamları bu kategoride değerlendirmek yersiz ve ciddi bir zaman kaybı. Ancak aidiyet, yurt, akrabalık bağları gibi olguları sürekli kafasında tartan insanların yaşadıklarını merak etmişimdir hep. Burada kalanlar tarafından sürekli ayıplanan -ki mücadeleden kaçmak olarak addedilir bu durum-, ülkesini söylediği kadar sevmemekle suçlanan bu grubun aslında oldukça insani sebepleri olduğunu düşünüyorum. Öyle bir dönemde aldıkları risk de yabana atılır bir şey olmasa da, hayatlarını evleri ile işleri arasına sıkıştırmış ve korkaklığı bir yaşam biçimi haline getirmiş bir güruhun suçu kendinde aramasını beklemek de abes olur sanırım. Kimin korkak olduğunu da tartışabiliriz pek tabii; lakin benim gönderme yaptığım yer bekleyen-kaçan durumu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu girizgahtan sonra kitaba gelelim. Kitap Prag Baharı ile başlıyor. Irena da o dönemde iltica etmeyi başarmış ve yıllarca Fransa'da yaşamış, birçok göçmenden biri. 1989 senesinde mevcut durum ortadan kalkmasıyla, birlikte olduğu Gustaf'ın iş dolayısıyla oraya taşınması ile sıkı sıkı gidip gelerek, istemeyerek de olsa anayurda geri döner. Görmeyi beklediklerinin yanı sıra, yukarıda da bahsettiğimiz olguların birleşimi ile yaşadıkları gerçek bir hayal kırıklığına dönüşür. Öte yandan 1968 ve öncesi anıları tekrar canlanır. Havaalanında karşılaştığı Josef onun 1968 öncesi imgelerinden biridir. Josef de benzer şekilde bir süreliğine geldiği Prag'da benzer duyguları yaşamış, fazladan ayrılması öncesindeki döneme odaklanmış ve geçmişinde yaptıkları, yaşadıklarına dair bir geri dönüş yaşamış ve bu durum ona bulantı olarak geri dönmüştür. İkisinin yaşadıkları bir noktada kesişir ve yaşadıkları üzerinden bazı sorgulamalar vuku bulur.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNBcO3ZvbxI/AAAAAAAAB4A/xdUZxsPqpp8/s1600/bilm.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 270px; height: 390px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNBcO3ZvbxI/AAAAAAAAB4A/xdUZxsPqpp8/s400/bilm.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535025352498179858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elimdeki kitap Can Yayınları'ndan, Aysel Bora'nın çevirisi ile çıkmış. 1.Basımı 2001 yılında yapılan kitabın, Eylül 2009'da yapılan 7.baskısı elimdeki. 53 kısa bölüm ve 128 sayfadan oluşuyor. Fiyatı 9 Lira. Bölümlerin de oldukça kısa olmasından dolayı 1-2 saat içerisinde bitirebileceğiniz kitabı, çok vakit geçirmeden ikinci kez okumanızı tavsiye ederim. Özellikle Kundera'nın "Nostalji" ve sıklıkla göderme yaptığı bellekle ilgili kelamlar altı çizilecek, üzerine uzun kafa yorulacak cinsten. Şarap-Bira ikilisi üzerinden yaptığı gönderme ve yaptığı bira tanımlaması kitapta en çok hoşuma giden bölümlerden biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın tanıtım yazısı ile noktayı koyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1968 Prag. Sovyet tankları. Prag Baharı'nın sonu gelmiştir. Yurdundan ayrılan pek çok göçmenden biri de Irena'dır. Kocasıyla birlikte Paris'e yerleşen Irena, onun ölümüyle yalnız kalır. Kendine yurt edindiği bu yerde duygularını, özlemlerini anlayacak, "bilecek" kimse yoktur. Yıllar sonra, soğuk savaşın bitimiyle birlikte eski yurdunu sık sık ziyaret etmeye başlar. Bu yolculuklarından birinde havaalanında yine eski bir göçmen olan Josef ile karşılaşır. Josef, onun bir türlü kopamadığı ama yabancılaştığı geçmişinden bir sayfadır. Bütünüyle farklı nedenlerden çıktıkları Prag yolculuğu, Irena ile Josef'in yurtsuzluklarına, özlemlerine yeni halkalar ekleyecektir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Milan Kundera&lt;/span&gt;'nın en önemli yapıtlarından sayılan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Bilmemek&lt;/span&gt;, hatırlama üzerine, yalnızlık, yabancılaşma, yurtsuzluk, bellek ve unutuş üzerine bir roman."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaynaklar: &lt;/span&gt;Wikipedia, Ekşi Sözlük&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2157394315699245706?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2157394315699245706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2157394315699245706&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2157394315699245706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2157394315699245706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/11/bilmemek-milan-kundera.html' title='Bilmemek - Milan Kundera'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TNBcPBMgTDI/AAAAAAAAB4I/OfZPP3FGOkc/s72-c/milan%2Bkundera.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2033817483692466829</id><published>2010-10-31T21:00:00.004+02:00</published><updated>2010-10-31T22:18:59.775+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Beşiktaş:2 - Sivasspor:1</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TM3BRe9jowI/AAAAAAAAAWs/xI2XJXepk60/s1600/besiktas-sivasspor_555e6_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 257px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TM3BRe9jowI/AAAAAAAAAWs/xI2XJXepk60/s400/besiktas-sivasspor_555e6_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534292023221396226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 3 haftayı 0 puanla geçen Beşiktaş, bugün üzerindeki kazanamama stresini atmak için sahadaydı, rakiplerle puan farkını bir nebze de kapatma fırsatı 3 puanı daha anlamlı kılıyordu. Kolay başlayan maç zora döndü, yine bu sezonun kronikleşen sorunları su yüzeyine çıktı. Ancak zor da olsa kritik bir galibiyet almayı başardı Beşiktaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadroya ve maça geçmeden önce taraftara değinmemek olmaz. Üst üste 3 hafta mağlup olmuş ve şampiyonluk yarışında henüz çok erken bir raddede puan farkı 10'a çıkmış. Benzeri bir durumda Galatasaray'ın nasıl karıştığını ve radikal değişikliklere gittiğini gördükçe, Beşiktaş camiasının bu seneki inancını ve bütünlüğünü görmek beni herşeyden önce çok memnun etti. Taraftarın müthiş desteğinin futbolcuları ateşleyeceğini ve maçın hızlı başlayacağını düşünüyordum, öyle de oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mersin maçındaki kadronun değişeceğini herkes bekliyordu ancak en büyük süpriz defansta Toraman ile birlikte Ersan'ın yer almasıydı. Ersan'ın bu rotasyonda yer almasının takım için sezon içinde önemi çok büyük. Sivok'un sakatlığı ile dağılan defans hattı Ferrari'nin sakatlıktan sonra bir türlü toparlanamayışı, Zapo'nun el bombası gibi beklenmedik anlarda yaptığı hatalar ve Toraman'ın eski çabukluğundan uzak sürekli uzun top oyununda ısrarcı yapısı ile Beşiktaş'a çok puan kaybettirdi. Belki yenilen goller istatistik olarak çok fazla değil ama rakipler hemen hemen hızlı çıktığı veya savunma arkasına yolladığı her uzun topta pozisyonlar buldu. Bu yüzden bu rotasyonun Ersan - Toraman olarak kullanılması hücum hattında oynayacak yabancı opsiyonunu da destekleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça gelince beklendiği gibi Beşiktaş taraftar desteği ile hızlı başladı, doğumgününde oyunda kaldığı süre içerisinde gergin bir görüntü çizse de topu ayağına her alışında kalitesini gösteren Guti, Deli İbrahim'e inanılmaz bir pas attı, İbrahim de kariyeri boyunca nadir gördüğümüz güzel ortalarından birini yaptı ve Bobo topu ağlara yolladı. Golün organize gelmesi Beşiktaş için çok önemliydi çünkü set hücumlarında bu sezon bir hayli zorlanmıştı Beşktaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savunma hattı ve Ernst-Necip-Guti üçlüsü iyi işleyen takımda el freni işlevi gören isimler maalesef yine aynıydı: Tabata ve Holosko. Tabata belki genel bir bakış açısıyla geçen seneye göre daha fayadalı işler yapıyor ama top kaptırma oranı çok yüksek. Holosko'daki düşüş ise kelimelerle tarif edilemez, artık "sevdiği toplar" diye bilinen boş alana atılan topları aldığında bile çok kolay bir şekilde kaptırıyor topu, ne ara koşu yapabiliyor, ne top sürebiliyor ne şut çekebiliyor ne de pas verebiliyor. Fatih Tekke'nin form tutması ile birlikte Bobo'ya daha etkili bir partner olacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-0'dan sonra Sivasspor biraz pas yaparak ileri çıkmaya çalışınca Beşiktaş daha net pozisyonlar bulmaya başladı, ve yine organize sayılabilecek bir set hücumda önüne seken topu Ömer Üründül'ün tabiri ile çok enteresan bir vuruşla ağlara gönderdi Necip. Gol sevince Necip'in Guti'ye "çak" yaptığı anda suratındaki o mutluluk ifadesi çok anlamlıydı. Necip gerçekten hayran olduğu takımda, hayran olduğu oyuncularla oynadığını biliyor ve bunun kendisini geliştirmek için ne kadar önemli bir fırsat olduğunu da. İkinci yarı yaptığı hata ise maalesef tecrübesizlikten kaynaklanan 90 dakika boyunca konsantre olamama durumu, ki rahatlıkla bunu aşabilir. Necip'in oyunu hem ofansif hem de defansif yönde okuması ve yaşıtlarına rağmen çok daha güçlü olan vücut yapısı onun en büyük artıları, istikrarlı bir şekilde üzerine koyarak giderse, hem Beşiktaş hem de Türk futbolu uzun vaadede kazançlı çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarı savunmada bir - iki pozisyon dışında açık vermeyen Beşiktaş için maalesef ikinci yarı kabus gibi geçti. Bunun birkaç nedeni var, Holosko ve Tabata'nın yeteri kadar katkı sağlamadığı hücum organizasyonlarında Ernst ve Necip'in ekstra efor sarfetmesi üzerine yerlerini kaybetmeleri ve tabii ki Guti'nin yorulması. Orta sahanın yerini kaybetmesi üzerine ikinci yarı daha çok adamla gelen Sivasspor'un da savunma hattının arkasına daha kolay sarkmasını doğurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da bu noktalarda Schuster duruma müdahale ederek gerekli rotasyonları yaptı, eldeki kadroya bakıldığında doğru değişikliklerdi, Yusuf iyileşmesinin Beşiktaş rotasyonu için ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Son senesinde Guti'nin yorulduğu anlarda onun yaptığı görevi en iyi yapabilecek isim Yusuf bana göre. Nihat ise en azından bugün Holosko'dan daha iyiydi, mutlak bir pozisyona da girdi ama kaçırdı. İleride pres yaptı, rakibin çok kolay çıkamamasını sağladı. 90. dakikaya kadar Sivas'ın uzun şişirmeye başladığı topların hepsi Ersan ve bu anlarda geriye yaslanan Necip tarafından karşılandı, ancak dönen toplar aynı oranda karşılanıp hızlı hücuma çıkılamadı. Uzatma dakikasında yaşanan anlamsız panik havası ve bir anda hücuma çıkarken kaptırılan top savunmanın gereksiz ileri çıkışıyla birlikte büyük boşluklar doğurdu ve son dakikada büyük bir şans eseri Cihan ve ardından M.Nas o golü kaçırınca onca stresin ardından 3 puan gelmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolga Özkalfa'ya ve Sivas'ın sert oyununa değinmek istemiyorum, zaten artık bu konular beni oldukça geriyor ve sıkıyor futbolun önüne geçmesini istemediğimiz olaylar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta Aurelio'nun orta rotasyonuna Necip'i tamamen saf dışı bırakmadan girişi, Quaresma'nın dönüşü, Fatih Tekke'nin form tutması ve Schuster'in rotasyonu biraz daha daraltarak yavaş yavaş ideal bir 11 oluşturması sonucu Beşiktaş toparlanma sürecine girecektir. Önemli olan bu süreç içinde artık puan kaybı yaşanmamasıdır, güzel futbol zaten daha sonra kendiliğinden gelecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2033817483692466829?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2033817483692466829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2033817483692466829&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2033817483692466829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2033817483692466829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/besiktas2-sivasspor1.html' title='Beşiktaş:2 - Sivasspor:1'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TM3BRe9jowI/AAAAAAAAAWs/xI2XJXepk60/s72-c/besiktas-sivasspor_555e6_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3936200376484366057</id><published>2010-10-30T21:27:00.004+03:00</published><updated>2010-10-31T13:48:18.884+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 2-1 MP Antalyaspor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMxjtxpGCYI/AAAAAAAAB34/yAEvc1yAQKs/s1600/misi.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 351px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMxjtxpGCYI/AAAAAAAAB34/yAEvc1yAQKs/s400/misi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5533907680202459522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin 2004-2005 sezonu takımının Sami Yen'deki maçlarda çok klasik bir başlangıç görüntüsü vardı; santrayı yapan Hakan ve Necati topu orta sahadaki Ergün-Conceicao ikilisinden birine verir, bu ikili de genellikle topu sağ bekteki Cihan Haspolatlı'ya iletir, Cihan'ın Hakan'a doğru kullandığı uzun top sonrası Galatasaray rakip sahada basmaya başlar ve gol arardı. O sezon Galatasaray'ın ilk 15 dakikaları oldukça etkiliydi. Sonrasında rölantiye dönen oyun 30 sonrası yine tempoyu arttırarak devam ederdi. İkinci yarıda 60 sonrası Hagi'nin klasikleşen değişiklikleri ile son bir hamle yapılır ve Galatasaray sonuca gitmeye uğraşırdı. Maçın genelinde kaptırılan toplarda ilk planda yapılan ön alan baskısı, bu baskının sonuç vermemesi durumunda geride sağlam yerleşen, takım boyu kısa bir Galatasaray izlerdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skibbe ile ilgili eleştirilerin başında, topu kaptıran takımın, topun arkasına geçmek için 40-50 metre geri koşması vardı. Rakibine ön alan baskısı yapmayan ve topla oynamasına izin veren takım, sağlam bir alan savunması ile beklerken, topu kaptığında son derece süratli bir biçimde rakip kaleye gidiyordu. Bu uzun geri koşular ile ilgili Skibbe gerekli açıklamaları yapmıştı aslında. İki temel problem vardı; birincisi fizik güç, ikincisi yetersiz pozisyon bilgisi. Pres sırasında yerini kaybeden oyuncuları bıraktığı açık alanlar ciddi defansif zaaflara neden oluyordu. İşin kondisyon kısmı ise artık sıkıldığımız futbol gerçeklerimizden. Bu noktada ufak bir parantez açalım; oyuncuların fizik güçlerinin bu kadar rezil durumda olmalarının en temel nedeni, tatil dönemlerinde hiç çalışmayan futbolcular. Bununla ilgili uzun bir yazı yazacağız; şimdilik problemin takımın başındaki hocalar ile söylendiği kadar alakalı olmadığının altını çizelim yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray hücum hattı tribünde. Misimovic ve Pino dışında işçilerden oluşan takımın üretemeyeceği gibi bir kanı mevcuttu maç öncesinde. Futbolun temel yanlışlarından biri, aynı zamanda futbolun 11 kişi ile oynanan bir oyun olduğunun da güzel bir göstergesi. Fenerbahçe maçındaki yapıda, grip olan Elano'nun yerine yenilenen Serkan-Sabri sağ kenarı ile maça başlayan Galatasaray, önceki maçta derinde kurduğu savunmasını bu sefer öne yapıştırıp, oyunu rakip sahada oynamak niyetindeydi. Ön alandaki baskı ile süpürülen toplar, çabuk paslaşmalarla kaleye iletilecekti. İlk 10 dakikadaki görüntü bu tespiti doğrular nitelikte olsa da, oyunun çabuk oynanmayışı ve rakip yarı alandaki yetersiz üretkenlik dolayısıyla sonuç alınamadı. Antalyaspor'un dengeyi kurması ve oyunun ortada gitmesi 20 dakika sürdü. Bu dakikalarda fizik ve organizasyon olarak ligin en iyi takımlarından (yetenekleri çerçevesinde) olan Antalyaspor'un ön tarafta sık yer değiştirerek ve çabuk oynayarak Galatasaray'ın dengesini bozması, pozisyonlara girmesi önümüzdeki haftalar için takımın çalışmalarına yön vermesi gereken veriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran toptan gelen gol, sonra 10 dakikalık Galatasaray baskısı, Pino'nun golü ve girilen net pozisyonlar Hagi'nin kafasındaki oyunun 10 dakikalık uygulaması.  Devre sonrası takımın geri yaslanması, oyun boyunun uzaması ve Antalya'nın dominasyonu. Zaman zaman verilen yarım pozisyonlardan sonra savunma ve Ufuk'un ortaklaşa hatası ile gelen gol son yarım saatin oldukça sıkıntılı geçeceğini düşündürdü. Ancak Hagi oyuna Emre Çolak'ı alıp 4-2-3-1'e döndü ve rakip savunmanın oyuna girişini engelledi. Top kendi yarı alanındayken iyi yardımlaşan takım Antalya hücumunu büyük ölçüde pasifieze etti ve Misimovic'in istediği serbestliği de kazanmasıyla net pozisyonlara girmeyi başardı. Son dakikalarda verilen ciddi pozisyonlar Galatasaray'ın son 3-4 senede alışkanlık edindiği bir durum. Genelde bu baskıdan gol yemeden çıkamazdı; dünün Galatasaray adına artılarından biri de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin aklında basan bir takım var. Ancak takımın fizik kapasitesi buna izin vermiyor. Son 2 senedir oldukça yumuşak olan takıma kazandırdığı sertlik, bana göre en büyük artısı. Orta sahayı işçilerden kurup, topun arkasına geçiyor ve kendi yarı sahasında rakibi ısırıyor. 2 maçtır devam eden bu görüntünün haftaya Trabzon'da da devam edeceğini söylemek zor olmaz. Nasıl bir 11 çıkaracağını kestirmek zor. Özellikle Misimovic'i solda kullandığı dönemlerde, Misi'nin oyunda hiç olmayışı sorununu bir şekilde çözmeli. Baros ve Kewell da hafta içi katılıyor takıma; ikisinin de yedek kulübesinde bekleyeceğini tahmin ediyorum. Pino'nun çok iyi görüntüsü beni yine şaşırtmadı. Sabri, Ufuk, Barış ve son 20 dakikada son derece iyi oynayan Insua Galatasaray'ın iyileri. Antalya orta sıra Premier Lig takımı gibi. Kendi oyunlarını oynuyorlar, organizeler, sertler ve dün ilk defa onlara sertlikle cevap veren Galatasaray'a karşı da sinmediler. Tita bu ligin underrated yabancılarından biridir ve sene içerisinde temiz bir 20 maç ile bunu herkese gösterir. Necati'nin sakatlığı onları bocalattı. Veysel'in Galatasaray defansını savurmasını garip, Mehmet Özdilek'in bu kadar hücumcu ile oynamasını ise harika buluyorum. Takım olarak hareket önemli olan; hücumcuların ya da savunmacıların çok olması değil mesele. Maçtan beraberlik de çıkabilirdi ki, maçın hakkı %100 Galatasaray'ın kesinlikle diyemeyiz. Hagi'nin oyuna müdahaleleri doğru olsa da, kullandığı tercihlerin doğruluğu tartışılır. Maç boyu saklanan Sarp yerine Cana'nın kenara gelmesi ve son 20 dakikada sol tarafta Hakan'ın yerine giren Insua'nın iyi anlamda ciddi şekilde sırıtması eleştirilebilecek konular. Ali Turan'dan bahsetmeyeceğim. Benim Galatasaray'a transfer olmamla aynı şey neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin de söylediği gibi Galatasaray'ın puana ihtiyacı var. Benim gözümde 6 kayıp puanı var bu takımın; içerideki Ankaragücü ve deplasmandaki Sivasspor maçı. Diğer maçlar olabilecek kazalar ama özellikle bu iki maçta Galatasaray'ın çok basit, bireysel hataların cezalarını çektiğini ve her iki maçı da lehine çevirebilecekken sonunu getiremeyip kaybettiği maçlar. Zaten o 6'yı eklediğinizde de tepede oluyor takım. Şimdi Trabzon ile başlayan, Beşiktaş ile biten 4 maçlık oldukça yıpratıcı ver sert bir periyodu var Galatasaray'ın. Denklem kuracak durumu yok takımın. Liderin 8 puan gerisinde ve şampiyon olmak istiyorsa ipler kendi elinde. Hagi'nin "maç maç oynamamız gerekli" lafının önemi de burada ortaya çıkıyor. Galatasaray'ın dezavantajı herkesin "düşecek mi, kalkacak mı" diyerek ona bakması. Herkes ümidini kesmiş olsa daha rahat olabilirdi. O yüzden şimdi de havaya girmemek takım için daha iyi olacaktır. Haftaya Elano, Ayhan, Kewell ve Baros dönüyor. Arada Serkan'ı kaybettik ama, Arda ile birlikte döner o da. Az sakatlık, çok çalışmak ve çok mücadele Galatasaray'ın ihtiyacı olan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3936200376484366057?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3936200376484366057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3936200376484366057&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3936200376484366057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3936200376484366057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/galatasaray-2-1-mp-antalyaspor.html' title='Galatasaray 2-1 MP Antalyaspor'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMxjtxpGCYI/AAAAAAAAB34/yAEvc1yAQKs/s72-c/misi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8964419964401416462</id><published>2010-10-24T21:52:00.006+03:00</published><updated>2010-10-25T18:16:05.794+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Fenerbahçe 0-0 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMSB_zoGq8I/AAAAAAAAB3w/dN-91bOhldo/s1600/cana.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 306px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMSB_zoGq8I/AAAAAAAAB3w/dN-91bOhldo/s400/cana.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5531689175507971010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önce birkaç soru ile başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Galatasaray'da değişen neydi önceki haftalara göre? Taktik yapı üzerine uzun konuşmaları aşağıda yapacağız ama, geçen hafta topa ayağını uzatmaktan aciz adamların kendinden emin oyunlarına ne yorum getirmeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Hagi döneminin seyri nasıl olacak? Sahada ne görmeyi bekliyoruz bugün itibari ile?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Galatasaray'ın problemleri sümen altı mı edildi, yoksa kısa vadeli bir hareket mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Fenerbahçe'nin en rahat pozisyona girdiği rakibine karşı %100 pozisyon bulamayışının nedenleri nelerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Bir taraftar grubu yaşadıklarından hiç mi ders çıkarmaz? Rakibin durumu ne olursa olsun, taraftarı ne kadar ümitsiz olursa olsun ona saygı duymamak, spor etiğinde var mıdır, varsa neresindedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların cevaplarını maç yazısının içerisinde cevaplayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki hafta Florya Metin Oktay Tesisleri'nden içeri girdiğimde, İstanbul trafiğini tanımayan adamın dramını yaşarken, bir yandan da randevu saatime yarım saat kadar gecikmiş olmama "ne gibi bir bahane bulabilirim" diye düşünüyordum. Neyse ki, bir Ankaralı ile karşılaştım ve durumu tahmin ettiğini söyleyerek anlayışla karşıladı Galatasaray'ın baş analisti Tolga Demirtaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe maçı kapıda olduğundan laf arasında sorayım dedim. Galatasaray Kadıköy'de neden bu kadar hücum oynuyor? Neden savunma çizgisi hep orta sahada? Aldığım yanıt birazdan taktik yönden analizini yapmaya çalışacağımız maçın anahtarı aslında: &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;"Biz Kadıköy'e hep kendi oyunumuzu oynamaya gittik. Karşımızda, Zico dönemi dışında, hep rakibine göre oynayan takımlar bulduk. Atmosferle ve maçın gerginliği ile birleştiğinde Fenerbahçe çok kolay bozdu bizi her seferinde. Kadıköy'deki lig maçını kaybettikten sonra Kalli benzer oyunu oynama kararı aldı. Rakibi kilitlemek için çıktık ve maçı kazanmaya yakın olan taraf biz olduk. Yapınız ne olursa olsun, bu tarz maçlar ve deplasmanlar için benimsemeniz gereken düşünce biçimi bu olmalı; Barcelona değilseniz eğer. Ferguson, Mourinho, Benitez gibi hocaların bu maçları büyük yüzdelerle kazanmasının en basit sebebi de bu zaten."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik adamların felsefeleri tercih sebebidir. Başarı ile büyümek, kadrodan verim almak, sistem yaratmak, vs. ... Kulüpler yapıları doğrultusunda teknik adamlar seçerler ama bunun örneğini Türkiye'de görmekte zorlanıyoruz. Sürekli başa dönüşler ve kendi aramızda yarıştığımız, yalancı bir rekabet ortamı. Ülke insanının ve basınının, yıkmaya yönelik dinamikleri, büyük konuşma ve her şeyi bilme yetilerimizle bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo sürekli enkaz oluyor haliyle. İnsana dayalı düzenin ülkesinde, sistemlerin mütemadiyen çöküşünü "ben demiştim"cilikle açıklayanların, aynı anda ülkede olan her şeye muhalif olması, tepki vermesi ve uzak ülkelerden emsal vermesi riyakarlığı, köpeğin sürekli kuyruğunu kovalaması durumu. Acziyetimizin bir başka alanı olan futbolun da, ağzımızdan köpükler saçarak, küfürlerle bir sidik yarışına dönmesi, "kaybedenlerin ülkesinde" garip karşılanmaması gereken bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısa sosyolojik ayardan sonra Hagi'nin çıkardığı kadro ve benimsediği yapı ile maça girişelim. İlk Hagi döneminden çıkaracaklarımız, küçümsenmeyecek kadar önemli veriler. Oyun zekaları ve teknik yetileri son derece düşük bir futbolcu grubundan, savunma güvenliği iyi bir hücum oyunu ile ciddi bir geri dönüş alan Hagi'nin o dönemde devam etmesi gerektiğini düşünen güruhun içindeydim. Kredisi kalmayan yönetimin, Galatasaray'ın içindeki yönetim-teknik adam çekişmelerini, transfer hareketlerini basına açık açık söyleyen -ki bu gücü sonsuz kredisinden almıştır Gica- , Kayseri'deki tatsız olayı da koz olarak verince baştakilere, 5-1'lik kupa finaline rağmen görevinden alınmıştı. 2000 sonrası en aklı selim transferlerin yapıldığı ve 2002'den sonra sahaya organize ve ne yaptığını bilerek çıkan takımı seyrettiğimiz dönem Hagi'nin ilk dönemidir. Bu dönemde hala antrenmanlarda takımla beraber oynamaya kalkan futbol aşığı bu adamın geçen 5 seneye göre ciddi bir değişim gösterdiğini, dün akşam saha kenarındaki duruşundan bile söyleyebilirim. İşin taktik kısmına gelecek olursak, izlediğimiz yapı daha önceki yapının çok çok benzeriydi aslen. Lucescu benzeri, savunma güvenliğine önem veren, ancak Luce'ye göre hem hücum, hem savunma anlamında farklılıkları olan bir yapı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 12 civarı evde bir kadro yazdım. Galatasaray nasıl oynar eldekilerle diye düşünürken Sarp-Barış değişikliği dışında nokta atış yaptım. İzlediğim Fenerbahçe maçlarının analizleri oldukça basitti çünkü; bir sistem güden takımların geçiş süreçlerinde açık şekilde yaşayacağı sıkıntılardan doğan bir durum bu. Fenerbahçe'nin kalbi Emre Belözoğlu. Alex'in ilk 11 çıkacağını düşünerek ortaya Cana eklemesi yapıldığı anda, Galatasaray orta sahasına eklenecek üçüncü kişi serbest kalacaktı. Nitekim benim Barış üzerinden geliştirdiğim planı, Hagi bir bölge oyunu üzerinden, Mustafa Sarp ile geliştirdi. Plan basitti; Emre ve Mehmet topla buluştuğu anda, bölgeye yakın oyuncu kimse, rakip alandan başlamak üzere pres uygulayacaktı. Ekstra oyuncunun da buraya yaklaşması ile rakip geriye oynamaya zorlanacak, baskıdan kapılan toplarla da gole gidilecekti. Bu bir. Fenerbahçe yıllar sonra klasik kenar oyuncuları almıştı ve Kocaman'ın uzun vadeli planlarında açık/forvet oyuncularının ciddi önemi olan bir 4-3-3 vardı. Dahası sezon başından beri kenarları iyi kullanıyordu rakip. Kenarlar kapatılmalıydı. Sağda Elano-Sabri ve buraya yanaşan Mustafa Sarp ile kurulan üçgeni Stoch maç boyu, sadece 2 defa delebildi. Sol taraftaki Misimovic-Hakan ve buraya yanaşan Ayhan'ın kurduğu üçgenden ise maç boyu herhangi bir gedik olmadı. Misimovic'in oyunda kaldığı sürede, yerini yadırgaması ve istem dışı içeri girmesi küçük zaaflara yol açsa da, Dia'nın çok vasat, Gökhan Gönül'ünse hücum anlamında kendi ortalamasının bile altına inmesi Galatasaray'ın problem yaşamamasına neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin blok 4-5-1 biçiminde dizdiği takımın felsefesi maç boyu aynı kaldı ve yukarıdaki sorulardan, belki de Galatasaray için en önemlisinin garip cevabı ile, maç boyu mükemmel bir disiplinle uygulandı. Neill-Servet ikilisini derinde konuşlandıran ve Lorik Cana'yı oynadığı süre boyunca, neredeyse hiç karşı yarı sahada görmediğimiz bu yapıda hatlar arası sıkı tutuldu ve savunma anlamında maksimum verim alındı. Beklerin de çok çıkmayarak oluşturduğu bu huninin içine hapsoldu Fenerbahçe ilk yarı boyunca. Alex ve Niang'ın yokları oynadığı bu devre boyunca, 1'i oynayan Pino'nun, klasik forvet gibi oynamadan, sürekli yüzü kaleye dönük konuşlanması Fenerbahçe savunmasını özellikle ilk 15 dakika ciddi sıkıntıya soktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan Fenerbahçe'ye gelelim. Kocaman'ın iki iç oyuncusu ile topu rahat rahat öne servis ettiği Konya maçından sonra, Semih(Özer) yerine Alex ile başlayacak olması beklenendi. Topuz-Emre ikilisinin güvenli(değişerek) öne dalışları ile ön alanda yapacakları iç-dış oyunları ile sıfıra inmek, rakip defansın dengesini bozmak, bekleri öne çıkarmak ve kenar oyuncularını arka direğe sokmak genel oyun planıydı; Kocaman görevine devam ettiği sürece de bunu görmeye devam edeceğiz. Stoch ve Dia'nın içeri dalarak bekleri oyuna katması ve rakip yarı alanda sayısal üstünlük elde etme planlarını çöpe atan, Galatasaray'ın hafta arası krizi oldu. Tüm planlarını Rijkaard'ın takımı üzerinden yapan Aykut Kocaman'ın bu şekilde oynayacak bir rakip beklememesi ve tüm planlarının alt üst olması olağandışı bir durum değil. Ancak maç boyu duruma çözüm üretememesi, daha doğrusu sonuca gidecek hamle yapmak yerine sisteminde ısrarcı olması benden ona koca bir artı olarak döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neill'ın Niang'a uyguladığı sertlik, Lorik Cana'nın saldırgan oyunu, Elano'nun sakin bir şekilde giderlenmesi yıllardır Kadıköy'de sinen Galatasaray'ı, benimsediği yapı ile birleştiğinde takımı ayakta tuttu, disiplini elden bırakmamasını sağladı. Bu noktada Fenerbahçe'nin önceki yıllardaki ısıran yapısına karşın dün akşamki görüntüsü oldukça pasif, ısrarcı olmayan bir yapıydı ve gol atmayı ikinci plana atan takımın nispeten istediği sonucu almasını sağladı. Lugano-Yobo tandeminin ilk 15 dakikada onları savuran Pino'ya önlem alarak yakın oynamaları, üreten ayaklar Misimovic ve Elano'nun kenara gelmesi sonrası Galatasaray'ın üretkenliğini minimum seviyeye indirince, Aykut Kocaman'ın sonuca gitmek adına Baroni takviyeli 3'lü orta sahaya döneceğini ve yorulan Galatasaray'ın üzerine çullanacağını düşünmüştüm. Önce Misimovic-Barış, sonra Serkan-Cana değişiklikleri ile orta sahaya enerji takviyesi yapan, Elano-Emre değişikliği ile de skoru tutmaya giden Hagi'nin, Aykut Kocaman'ın planlarını bloke ettiğini gördük; zira ikinci yarının ilk 15 dakikasında Niang'ı orta sahaya getirerek takım boyunu kısaltan ve Galatasaray'a 15 dakikalık bir sıkıntı yaratan Fenerbahçe'den hocanın beklentisi, yorulan rakibinin oyun merkezini geriye atması ve son dakikalarda benzer durumun tekrar oluşması idi. Semih'i de oyuna alarak Galatasaray stoperlerinin yerlerini boşaltmasını bekleyen ve buraya sokacağı çabuk adamlarla gole gitmeyi planlayan Kocaman'ı yanıltan Emre-Topuz ikilisinin oyundan düşmesi oldu. Çok önce girmesi gereken Kazım'ın (zira top hiç kenarlarda(ileride) kalmıyordu; Dia bu tip bir oyuncu değil) girdiği dönemde oyundan düşen Fenerbahçe'nin baskı kurma şansı yoktu; zaten son 4-5 dakikada gole yaklaşan, pozisyonlara(yarım da olsa) giren taraf Galatasaray oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lugano-Yobo tandemi ilerleyen dönemlerde bu ligin en iyi tandemi olabilir. Biri çabuk, ayakları iyi ve oyunu iyi bilen iki stoper. Pino'yu maç içerisinde durdurmak için kendi çözümlerini üretmeleri bile oyun akıllarını gösterir (o atmosferde kimse hoca duymaz). Volkan Demirel ülkenin en iyi kalecisi ve iyi bir kalecinin büyük maçlarda nelere etki edebileceğini de dün bir kere daha gördük. Caner, Elano'yu beklerken, böyle durumlarda içe dalışları ile takımı hareketlendirdiğini gördüğümüz Gökhan Gönül'ün de çok etkisiz kaldığını söylemeli. Stoch'un anlık parlamalarını ve Niang'ın çabasını saymazsak Fenerbahçe hücum hattına koca bir sıfır. Bir koca sıfırda yapabilecekken haftalardır yapmayan Galatasaray'daki yeniçeri tayfasına. Ayhan yine elinden geleni yaptı. Neill ve Cana Galatasaray'ın aradığı isyan konumunda. Elano 1 yıl sonra çok iyi oynarken, bunda alan savunmasına bağlı kalan ve ona vücuduyla fazla temas etmeyen Fenerbahçe takımının da etkisi var. Sabri her zamanki savruk halini çalışkanlığı ile kapattı. Juan Pablo Pino ise, bu blogda ilk geldiğinde hakkında ne yazdıysak, hafta hafta daha iyi olarak bizi doğruluyor. Futbolcuları takım oyunu yükseltir; topu alanın koşmaya başladığı yıllar geride kaldı. Maç boyunca çok etkili deparlar attı; yine burada anlattığımız şut kabiliyetini maç boyu gösterdi. Son pozisyonda daha iyi pas alsa, daha iyi bir açıda topla buluşsa daha iyi bir vuruş yapabilirdi ama injury prone yaftası ile gelen adamın düzenli olarak forma görmesi ve 90 dakika çok çalıştığı bir maçta her şeye rağmen o top o vuruşu yapması üzerine fazlaca laf edilmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç sonu tartışmaları ile ilgili de iki kelam edelim bu kadar uzatmışken. Galatasaray'ın, yarısı, Baros-Arda-Kewell yok iken, yaşanan kriz ortada iken, Galatasaray için Türkiye'nin en zor deplasmanı olan Kadıköy'den, üstelik sık sık sıradan bir takım gibi 4-5 yediği bir staddan beraberlikle çıktığı ve buna mutlu olduğu için eleştirilmesi oldukça abes. Asıl sevinilen sahadaki mücadeledir ki, buna aklı selim her Galatasaray taraftarı kuşkulu gözlerle bakmış, yaşadığı sevinç buruk bir sevinç olmuştur. İşin Fenerbahçe tarafında ise bambaşka bir görüntü var. Geçen yıl derbide kıçıyla top kontrol ederek rakibini küçümseyen bir kaleciye sahip, yanlış anons ile sahaya giren, sonrasında stadyumu birbirine katan bir takım Fenerbahçe ve buna rağmen bundan vazgeçmeye niyetleri yok. Yönetimi "Deja Vu" tişörtü çıkarıp satan, "10 atarız" söylemleri ile stadyuma gelip "Deja Vu" pankartı kaldıran bir güruhu, eğer ki stadyum sorumlusu elinde mikrofonla onları gaza getirmeye çalışıyorsa, 90.dakikada 8 oyuncusu kendi ceza sahasının önünde, kalecisi top atacak arkadaşını bulamazken sadece skora homurdanıyorsa problemi kendilerinde aramalıdır. Ben Galatasaray maçlarında gördüğüm Fenerbahçe'yi görmedim dün. Skor aldıktan sonra rakiple dalga geçerek de olmuyor demek ki bu işler. 3 hedef maç ve Fenerbahçe taraftarı üçünde de sınıfta kaldı. Bu konunun üzerine gitmeliler; özellikle diğerlerini küçümsemekten vazgeçmeliler. Galatasaray taraftarı ise dünü unutup, bugünü yaşamasın; sorunlarını deşsin, iltahabı akıtsın. Bu Fenerbahçe'yi yenebilecekken neden yenemediğini de iyi irdelesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Yıldırım da hafta içi olaylarından etkilenenlerden. İlk yarı da Fenerbahçe lehine çok anlamsız fauller verse de, ikinci yarı bunu Galatasaray'a yaparak durumu dengeledi. Lucas Neill'ı oyundan atmalıydı. Fenerbahçe'nin ofsayt gerekçesi ile kesilen 3 atağının da ofsayt olmadığını söylemeden geçmeyelim. Hakem sıkıntıları bundan önce de oldu, bundan sonra da olacak; objektif olunsun, geçmiş unutulmasın bu konuda, benim için yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niang verkaç ile içeri daldı, sıfırda Neill'ı bakkala yolladı, şutunu çekti. Aykut'un bacaklarının arasında eriyen top, Hakan ve Servet'in önünde kaldı. Servet panikle saçmaladı ve Aykut'a nişanladı topu. O top kaleye girmedi. O top, maç Kadıköy'de ise o kaleye girerdi. Dünün, diğer derbi günlerinden farkı da, bir anlamda buydu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8964419964401416462?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8964419964401416462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8964419964401416462&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8964419964401416462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8964419964401416462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/fenerbahce-0-0-galatasaray.html' title='Fenerbahçe 0-0 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMSB_zoGq8I/AAAAAAAAB3w/dN-91bOhldo/s72-c/cana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-7885617824995171062</id><published>2010-10-21T19:00:00.003+03:00</published><updated>2010-10-21T19:13:04.906+03:00</updated><title type='text'>Gica Evine Döndü...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMBmO_YWidI/AAAAAAAAB3o/m-PNpdtwBLU/s1600/6846__hagi.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 211px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMBmO_YWidI/AAAAAAAAB3o/m-PNpdtwBLU/s400/6846__hagi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530532750128744914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sabah okuldayken Demir'e mesaj attım; bir gelişme olması durumunda haber vermesini istedim. Mesaj geldiğinde hocamla bitirme tezi üzerine çalışıyorduk. Telefon titrediğinde hocama dönüp "buna bakmam lazım" dedim. Galatasaray bu bazılarımız için. Gelen cevap beklediğim cevaptı ama ne yapacağımı bilemedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen saatler boyunca Hagi'nin gelişine sırıttım, Frank Rijkaard'ın gidişi aklıma geldikçe gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Kısacası durum mide bulantısından ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin yapacaklarını konuşuruz; Galatasaray'da teknik adamdan başka bir şey değişmedi belki ama, Hagi'nin anlamı farklıdır. Bundan sonra da güdümlendiğim nokta yönetimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Galatasaraylı! (Ahmet Çakar girişi oldu idare edin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank Rijkaard'ı hepiniz benimsememiş olabilirsiniz. Ama kulübede Gheorge Hagi ve Tugay Kerimoğlu var artık. Tekrarlıyorum; HAGİ ve TUGAY! Kendilerine kalkan yapmak için Galatasaray'ın içindeki adamları apar topar göreve getirmeye çalışan bu basiretsizlere bu adamları da yedirirseniz iki elim yakanızda olur; hem burada hem ahirette. Bugün itibari ile sınava girecek olan Hagi yönetimindeki Galatasaray değil sadece; bu sınav hepimizin sınavı. Galatasaraylının bahsedilen vizyonunun içi ne kadar dolu, ne kadar boş önümüzdeki aylarda göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005'te yok yere gittin, olmadık zamanda geri geldin. Senin yapabileceklerinden kuşkum yok, arkanda seni iteklemeye hazır adamlarla benim sıkıntım. Rijkaard'a yaptıklarını sana yapamaz bu taraftar. Yolun açık olsun. Yarım bıraktıklarını tamamlayabilmen dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Rijkaard'ın nasıl piç edildiğini unutmadık. Yazacağız. Biraz sakinleşsin ortalık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-7885617824995171062?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/7885617824995171062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=7885617824995171062&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7885617824995171062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7885617824995171062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/gica-evine-dondu.html' title='Gica Evine Döndü...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TMBmO_YWidI/AAAAAAAAB3o/m-PNpdtwBLU/s72-c/6846__hagi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-626477189276466879</id><published>2010-10-20T18:49:00.007+03:00</published><updated>2010-10-20T19:03:31.811+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Tükeniş...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz, biçim veremediğimiz şeylerini biçimini alıyoruz"&lt;/span&gt; Şükrü Erbaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gelenekti. Böyle başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8Q3U9XheI/AAAAAAAAB3I/2zNdDG4gCHM/s1600/jupp.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 239px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8Q3U9XheI/AAAAAAAAB3I/2zNdDG4gCHM/s400/jupp.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530157410139211234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Böyle devam etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QPvRCV7I/AAAAAAAAB2o/7pqlOs4rOyo/s1600/derwall2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 283px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QPvRCV7I/AAAAAAAAB2o/7pqlOs4rOyo/s400/derwall2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530156730006263730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QPAcNfLI/AAAAAAAAB2g/9XjwvWQ7qU0/s1600/Derwall.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QPAcNfLI/AAAAAAAAB2g/9XjwvWQ7qU0/s400/Derwall.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530156717436665010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Böyle sona ermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8RdbRNnzI/AAAAAAAAB3Y/zomgrpub-B8/s1600/denizli+derwall.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 256px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8RdbRNnzI/AAAAAAAAB3Y/zomgrpub-B8/s400/denizli+derwall.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530158064668090162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Böyle devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8RrcE06BI/AAAAAAAAB3g/f5CEyWXEUCI/s1600/uefa.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8RrcE06BI/AAAAAAAAB3g/f5CEyWXEUCI/s400/uefa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530158305402742802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Umut ettik tekrarını. Galatasaray buydu çünkü. Yeniden başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QQKNUarI/AAAAAAAAB2w/aHmimJzXi-E/s1600/frank-rijkaard.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 274px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QQKNUarI/AAAAAAAAB2w/aHmimJzXi-E/s400/frank-rijkaard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530156737238428338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Umutluyduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QQobVnFI/AAAAAAAAB24/AzkFuKkrhn0/s1600/neesken+rijkaard.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QQobVnFI/AAAAAAAAB24/AzkFuKkrhn0/s400/neesken+rijkaard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530156745350290514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere daha göremeyeceğimiz bir kare  ile veda ettik. Hem ona hem Sami Yen'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8Q4KD651I/AAAAAAAAB3Q/4X7g6Hgb4Q8/s1600/fr.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8Q4KD651I/AAAAAAAAB3Q/4X7g6Hgb4Q8/s400/fr.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530157424393774930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biz sana az geldik hocam. Hiçbir şey benim hatırladığım gibi değil artık. Zaman çok hızlı değişti. Ben hızlı büyüdüm. Artık çocuk değilim. Ama ağlamayı becerebiliyorum hala. Şu kare için teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QRmrfYhI/AAAAAAAAB3A/ot98EEPK0Ps/s1600/69043_448866707969_81537202969_5193867_425601_n.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 246px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8QRmrfYhI/AAAAAAAAB3A/ot98EEPK0Ps/s400/69043_448866707969_81537202969_5193867_425601_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530156762061038098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yolun açık olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-626477189276466879?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/626477189276466879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=626477189276466879&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/626477189276466879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/626477189276466879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/tukenis.html' title='Tükeniş...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL8Q3U9XheI/AAAAAAAAB3I/2zNdDG4gCHM/s72-c/jupp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2251793948977525914</id><published>2010-10-20T13:25:00.004+03:00</published><updated>2010-10-20T15:25:39.734+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Frank Rijkaard &amp; Johann Neeskens</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL7fvdrPiII/AAAAAAAAB2Y/LFvwC3xo-n4/s1600/rijkaaard_kotu_600_QPZYU.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL7fvdrPiII/AAAAAAAAB2Y/LFvwC3xo-n4/s400/rijkaaard_kotu_600_QPZYU.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530103398970394754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü bir şeyler değişene kadar yazmayacağımı söylemiştim. Değişmesini beklediğim şey bu değildi. İnsanın umutla yatıp, uyandığında böyle bir haberle karşılaşması acı veriyor. Uzun uzun bu dönemi anlatacağız. Olanıyla, biteniyle, anlatılmayanıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adnan Polat... 2008 yılında Galatasaray'ın başına geçti. 2 yılda yaptıkları şunlar;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kalli kovuldu. Cevat Güler ile sezon tamamlandı.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Michael Skibbe takımın başına getirildi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yardımcıları Ümit Davala ve Edwin Boekamp'ın işlerine son verildi.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Tek başına direnen Skibbe'yi Lincoln ve Baros kurtaramadı. Kocaeli'ye kaybeden Galatasaray'da Skibbe kovuldu.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bülent Korkmaz-Cevat Güler ikilisi işi devraldı. 2008'de bir bok yediğini zannedenler kıçlarının üstüne fena oturdu. Takım 2 hafta daha olsa Avrupa'ya gidemeyecekti.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Frank Rijkaard ve Johann Neeskens takımın başına getirildi.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;21.10.2010 tarihi itibari ile Frank Rijkaard-Johann Neeskens ikilisinin görevine son verildi.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Adnan Polat... Galatasaray'ın içini boşaltan adam. Vizyon kelimesinin içini boşaltan adam. 2 tam 2 yarım sezon, izlediğimiz hoca sayısı ortada. Adnan Polat'ın bahsettiği istikrar kelimesi hoca kovmak ile alakalıymış demek ki. Yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edeceğiz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2251793948977525914?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2251793948977525914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2251793948977525914&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2251793948977525914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2251793948977525914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/frank-rijkaard-johann-neeskens.html' title='Frank Rijkaard &amp; Johann Neeskens'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TL7fvdrPiII/AAAAAAAAB2Y/LFvwC3xo-n4/s72-c/rijkaaard_kotu_600_QPZYU.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3132111906518070578</id><published>2010-10-17T23:03:00.004+03:00</published><updated>2010-10-18T00:52:24.813+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 2-4 Ankaragücü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLtdkGWH6GI/AAAAAAAAB2Q/gKz7meKVs00/s1600/rij710_LEPRX.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLtdkGWH6GI/AAAAAAAAB2Q/gKz7meKVs00/s400/rij710_LEPRX.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529115842287495266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazılacak çok şey var. Ya da yok. Bilemiyorum. Galatasaray bu sezonun ortalamasının net olarak üzerinde oynadı hücum anlamında. Bulduğu pozisyon sayısı belki de tüm sezon bulduklarının toplamı kadardı. Olmadı ama. Defansif anlamda çökünce de, ortaya çıkan tablo kaçınılmaz son.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skora göre hocayı ya da takımı desteklemek arasında gidip gelen taraftar grubunun Gerets, Kalli, Skibbe'den sonraki yeni kurbanı Frank Rijkaard oldu. Bu 4 adamın hiçbiri tribündekiler kadar bilmiyordu futbolu. Ne yazık ki, muhakeme gücünü kaybeden Galatasaray taraftarı tabela taraftarı olmayı başardı. Sahadaki şuursuzların, Galatasaray'ı yönetiyoruz diye dingo'nun ahırına çevirenlerin yakasına yapışmak yerine bir kere daha teknik direktörünün yakasına yapıştı. Dün akşam NTV'de Melih Şabanoğlu'nun Galatasaray taraftarı için söylediği "vizyon" kelimesinin içinin ne kadar boşaldığına da böylece tanıklık ettik. 90'ların başarılı takımının, UEFA kupasının Galatasaray'a kazandırdığı başarı odaklı nesilden fazlasını beklemek abesti. 10 kişi kalan takımda, topsun oyunda hiçbir şey yapmayan Misimovic'i oyundan aldı diye ıslıklayanların futbol bilgileri ile dalga bile geçmem; topu versem karakola götürürler büyük ihtimal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jupp Derwall'in yaptıklarını hiç edip, Mustafa Denizli'nin başarılarını görmezden gelen nesilin, her yenilgiden sonra topuklarını kıçlarına vurarak Fatih Terim adını sayıklaması da gayet normaldir. O taraftara da bu mübahtır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün itibari ile Galatasaray'ı uzaktan izleme kararı aldım. Bu blogda, Galatasaray'da ciddi anlamda bir şeyler değişene kadar herhangi bir Galatasaray yazısına rastlamayacaksınız. Yarın itibari ile de eski tempomuza döneceğiz; edebiyat, müzik, yemek, ara verdiğimiz ne varsa burada olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3132111906518070578?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3132111906518070578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3132111906518070578&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3132111906518070578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3132111906518070578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/galatasaray-4-2-ankaragucu.html' title='Galatasaray 2-4 Ankaragücü'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLtdkGWH6GI/AAAAAAAAB2Q/gKz7meKVs00/s72-c/rij710_LEPRX.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4680816911007704224</id><published>2010-10-13T14:15:00.004+03:00</published><updated>2010-10-13T15:35:59.155+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Euro 2012'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milli Takım'/><title type='text'>Azerbaycan:1 - Türkiye:0 &amp; Dibe Vurmak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TLWa0FRIS-I/AAAAAAAAAWk/T0AN984NxcY/s1600/azerbaycan_1_turkiye_ef0ec_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TLWa0FRIS-I/AAAAAAAAAWk/T0AN984NxcY/s400/azerbaycan_1_turkiye_ef0ec_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527494337225051106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık söylemek gerekirse son zamanlarda internetimin azizliğinden dolayı birçok maçı baştan sona sağlıklı bir şekilde izleyemiyorum ve dünkü maç da bunlardan biriydi. Ancak zaten bu maçı teknik - taktik yönden inceleyip şu dakikada şu kaçtı, şu pozisyon şöyle oldu diye yorumlamak anlamsız. Yakın tarihimizde Letonya, Malta, Estonya gibi takımlar karşısında da rezaletler yaşamıştık ama sanırım bu en ağırlarından biri oldu, çünkü o maçların aksine sahada futbol ve mücadele açısından hiçbir şey yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada eleştirilerin tamamını Hiddink'e yıkmak olmaz, ama Hiddink'i takımın başına getirip de "hadi koçum bizi finallere götür" diye beklemek de olmaz. Kamuoyunda açıkca söylenenlere göre Oğuz Çetin ve Ersun Yanal arasında büyük bir iletişimsizlik var hatta bu yüzden Hiddink'in Ersun Yanal'la oturup toplantı dahi yapmadığı dillendiriliyor. Öte yandan dünya örneklerine baktığımızda henüz başarılı olamamasına rağmen Capello'nun fırsat buldukça İngiltere'nin genç takımlarının maçlarını da izlediğini görüyoruz, bunun dışında Capello'yu sık sık Aston Villa, Stoke City, Bolton, Fulham gibi takımların maçlarını izlerken tribünde görebilirsiniz. Hiddink'in henüz bir Kayseri, Eskişehir maçını izlediğini görmedim, kaçırmış da olabilirim gerçi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Çetin'in kadro seçiminde etkili olduğunu biliyoruz ama Hiddink'in de bu konuda şimdiye kadar ligi iyice etüd edip duruma el koyması gerekirdi. Yılda taş çatlasa 10-12 maç yapan bir teknik direktör olarak, senin işin dünyadaki tüm futbolcuları takip etmek değil mi diye sorarlar adama, otur bütün gün maç izle kasetten... Bazı arkadaşlar sorun Özer'in oynaması değil diyorlar ya, aslında sorun tam da Özer'in oynaması ve onu Milli Takıma çağıran zihniyet. Milli Takımlarda artık yeni trend oyuncunun adına ve oynadığı takıma göre kurulan bir sistem değil, tam tersi oyuncu nerede oynarsa oynasın ve kaç yaşında olursa olsun son dönemdeki formuna göre yer almalıdır takımda. Dün İngiltere'de Kevin Davies ilk kez 33 yaşında milli oldu mesela, bu duruma en güzel örneklerden biri... Bizde de Ömer Erdoğan örneği gösterilebilir ancak yetmez. Başta Semih, Özer, Tuncay ve Nihat olmak üzere bu sezon aldığı süreler ve gösterdikleri performanslar yerlerde sürülen oyuncular kadroya çağırılırken, Sabri'den zorlama sol bek yaratmaya uğraşılırken, Gökdeniz, Mevlüt, İsmail, Mehmet Topuz ve hatta İbrahim Üzülmez kadroda yer bulamıyor maalesef. İsimleri tek tek tartışmak belki sağlıklı değil ama kısaca futbolcuların formlarına göre bir kadro kurmak yerine hala şöhretli isimlerden oluşturulan zorlama bir kadro seçimine gidildiği açık, ki bu seçim artık dünya futbolunda demode oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü maçın teknik, taktik yönüne çok fazla değinmeye gerek yok dedik ama yine bildik zaaflar göz önüne çıktı. Duran toplarda ve savunmada genel olarak hala adam adama markaj ve sonucunda gelen organize bir Azerbaycan golü, topu orta sahada dolaştırıp kale önünde gömülen savunmayı son toplarla aşamamak, hızlı hücumlarda koordinasyon eksikliği ve hücuma toplu çıkışlarda yapılan pas hataları sonucu geriye dönememek, son olarak da forvet eksikliğinden doğan son vuruş beceriksizliği... Belki çok yüzeysel bir yaklaşım ve yorum olacak ama kendisini hiç sevmememe rağmen Hakan Şükür'den sonra hala gol yollarında sıkıntı çekiyor Milli Takım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 maçta elde ettiğimiz 6 puan var, fikstüre bakıldığında durum vahim. Ancak grup ikinciliği hala çok uzak bir ihtimal değil, Belçika ve Avusturya deplasmanlarında alınacak 4 puan bu işi kotarır, ancak daha mühim olanı takım içindeki başta teknik kadro olmak üzere her yere yayılan iletişimsizliğin ve ruhsuzluğun bir an önce atılması. Yine kendisini hiç sevmememe rağmen Fatih Terim döneminde en azından bir ruh, bir arkadaşlık olurdu takımda, şimdi ondan eser yok maalesef, Oğuz Çetin'i bu noktada Harry Potter'daki ruh emicilere benzetiyorum, negatif enerjisiyle futbolcuların da ruhlarını emiyor olabilir, ve bir değişim olacaksa illa ki nereden başlanması gerektiği de ortada...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4680816911007704224?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4680816911007704224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4680816911007704224&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4680816911007704224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4680816911007704224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/azerbaycan1-turkiye0-dibe-vurmak.html' title='Azerbaycan:1 - Türkiye:0 &amp; Dibe Vurmak...'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TLWa0FRIS-I/AAAAAAAAAWk/T0AN984NxcY/s72-c/azerbaycan_1_turkiye_ef0ec_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4933648176458207427</id><published>2010-10-09T15:30:00.004+03:00</published><updated>2010-10-09T15:40:54.504+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milli Takım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Almanya 3-0 Türkiye &amp; System Failure</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhPPzG2kI/AAAAAAAAB2I/oY-0WRi2Tjg/s1600/ger-tur3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 366px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhPPzG2kI/AAAAAAAAB2I/oY-0WRi2Tjg/s400/ger-tur3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526023657350421058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mesut Özil ve Almanya'daki gurbetçiler ekseninde başlayan vıcık vıcık milliyetçilik, faşizm barındıran tartışmalarla hazırlanılan maçın sahadaki sonucu ne olursa olsun, saha dışında sınıfta kaldık. "Futbol asla sadece futbol değildir"i götüyle anlayan bir milletin, bir futbol maçını faşizan hareketlerde bulunmak için uygun bir ortam olarak görmesi de normal görünüyor şu an baktığım yerden. Almanya 3-0 kazanırken maçın kazanılması ya da kaybedilmesi bir yana sahada ıslıklanan Mesut'tur benim asıl acım. Ve bir kez daha anladım ki, Avusturya maçında, sevgili basınımızla birlikte Viyana kapılarına dayanacağız. Maalesef. Hala bu kadar sığ ve kompleks sahibi bir milletiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin futbol kısmına gelirsek... Türkiye için bu tarz maçların bilinen bir denklemi yok. Rakibin analizini anlamsız kılıyor bu durum; zira rakibe göre oynamayı becerdiğimiz maç hatırlamıyorum. Yine rakibe göre kurgulanan bir oyun ve yine sınıfta kaldığımız bir maç seyrettik. Bu maçın sonucuna etki eden etmenleri çok boyutlu incelemek fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kadro seçimi maç özelinde değil, 23 kişi özelinde tam bir fiyasko. Rakibin Almanya olduğu bilindiğine göre, 1 aydır maçlarının izlendiğini ve hazırlıkların buna göre yapıldığını düşünmek akıllıca olanı. Böyle olduğunu düşünen kişi sayısı kaç peki? Basit bir örnek verelim; Maça defansın içine girerek oynayan Aurelio ile başlıyorsunuz. Aurelio'nun görevlerini gördük; top bizdeyken savunmanın içine gir, stoperleri kenarlara at, 3'lü bir yapı oluştur. Almanya setlerinde özellikle Mesut'u döndürme, pas koridorlarını kullanmasını engelle. Zaten Aurelio çıkana kadar, önce sakin başladığımız maç yavaş yavaş dengeye gelmeye başlamıştı. Aurelio'nun ani sakatlığı sonrası gidilen 4-2-3-1 değişikliğinin en temel sebebi kenarda benzer yapıda oyuncu olmayışı. Valencia antrenmanında sakatlanan Mehmet Topal'ın çağrılmayışı bir yana, hem Fenerbahçe, hem de Beşiktaş maçlarında nispeten benzer görevlere soyunan Ceyhun Gülselam'ın olmayışı, daha da beteri natureli defansif orta saha olan tek bir oyuncunun bile yedeklere alınmayışı plansızlığın açık örneği. Türkiye maç boyu yaptığı hamlelerden geri dönüş alamadığı gibi, giderek dağıldı. Sabri'nin sol tarafta yapabildikleri sağlıklı yaşam hareketlerinden öteye gidemedi. Çabuk oyuncuları durdumak ise mesele 37 yaşında hala formda, hala çabuk ve oyununu ileri taşımış İbrahim Üzülmez neden düşünülmez? Defansif anlamda eksik olsa da, İsmail Köybaşı olası bir saha içi değişim için neden kenarda olmaz? Hakan Balta oynamazken, nasıl bir taktik değişimin ürünü olarak sahaya sürülecektir? Ligde oynanan 5 maçta sadece 182 dakika oynayan Özer'in 90 dakika sahada olmasına ne demeli?(Ozan Ateş'e teşekkür ederim Özer'in dakikaları için)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhDvas9AI/AAAAAAAAB2A/QHQQPBjYS0c/s1600/ger-tur.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhDvas9AI/AAAAAAAAB2A/QHQQPBjYS0c/s400/ger-tur.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526023459679564802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar eleştirsek de Rıdvan Dilmen'in maç içinde yaptığı yorumlardan %90'ının söyleyeceklerimizle aynı şeyler olduğunu belirtelim. Topu ayaklarında tutabilen bir sürü adam ile kurulan yapı 4-1-4-1 oldu. Hamit'in ve Özer saha içinde her şekilde Emre-Nuri ikilisi ile çizgi halinde durması oyunu böyle okuyamaya neden oluyor. Aurelio çıkana kadar kendi yarı sahasında top geveleyen takım rakip yarı sahaya geçtiğinde de, ya geriye döndü ya da anlamsız 1-1 lerle şut veya fuzuli pas denemesinde bulundu. Sorun net; takımda Arda dışında topu ilerde tutabilecek, rakibi sırtına alabilecek, rakip yarı sahayı enine katedebilecek oyuncu maalesef yok. Özer'in bu kontenjandan girdiğini ve beklendiği gibi bu seviye için yetersiz tecrübesiyle (yetileri ile ilgili konuşmak için erken) bir felakete dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Top ilerde kalmayınca Hiddink'in Schweinsteiger'in yokluğunda orta sahayı alma planları da sonuçsuz kaldı. Sürekli duvara çarpıp gelen toplar Aurelio'nun çıkışı ile dengesi ciddi anlamda bozulan takımın orta sahasını darmadağın etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hareket" kelimesini çok okudunuz burada. Saha içi hareket futbolun en önemli şartı. Top gelmeyecek olsa dahi aksiyonların tamamlanması gerekliliğinden çok sık bahsettik. Futbolun temel bilgilerini ezber haline getirmiş bir takımın, omurgası dağılan bir takımı bunlarla savurması da kaçınılmazdı ve ilk yarının son 15 dakikası bizim için hakikaten çok sıkıntılı geçti. İki köprü oyunculu orta sahaların çöküşüne dair en güzel örnek 2010 Dünya Kupası'ndaki İngiltere. ABD maçında Gerrard ve Lampard ikilisinin bozuk koordinasyonları ile orta sahayı rakiplerine nasıl teslim ettiklerini, nasıl hiç gidemediklerini bu blogda uzun uzun yazmıştık. Kenarda Aurelio'nun pozisyonunu doldurabilecek tek adamın asıl mevkiisi orası olmayan İbrahim Toraman oluşu da komple olarak ne kadar plansız olduğumuzun verisi. Zaten bu yapı maçın geri kalanında da hiçbir şey getirmedi. Topu kullanacak oyuncular maç boyu top kovaladı, topu aldıklarında da üretecek durumları yoktu; öndeki oyuncular sistemin aradığı oyuncular değillerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyle olunca ikinci yarıda bir hamle bekledik ama o da gelmedi. Hakan'ın sol tarafa alınıp, Hamit'in içe çekilmesi ve Özer'in sola atılması benim açımdan yapılabilecek en doğru hamle olurdu Aurelio sakatlığı sonrası; hocanın Tuncay tercihinden sonra üretemeyen Özer'in kenara gelişi ile de bu yapılabilirdi ama denenmedi bile. Halil'in yerine Semih alınırken amaç topun ilerde kalması idi ama 10 dakikalık bir periyot dışında bu hamle de sonuçsuz kaldı; oyunun boyunu kısaltamayan takımda iki uç arasındaki mesafe uzayınca Semih Alman orta sahası ve defansı arasında bekledi. Nuri-Sercan değişikliği de skoru belirledi. Koca maç boyu kaos ile girdiğimiz 2 pozisyonu saymazsak üretemeyişimizin altını iyi doldurmalıyız...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhC3edoeI/AAAAAAAAB14/5rsocE184Ww/s1600/ger-tur2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 289px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhC3edoeI/AAAAAAAAB14/5rsocE184Ww/s400/ger-tur2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526023444662952418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Almanlar aman aman bir oyun oynamadı ama, bizim de kapasitemizin bundan fazla olduğunu söylemekte fayda var. Dünya üzerinde gücümüzün yetmediği takımlar var, bunu kabul etmek gerek, ama onlarla da taktik-teknik çerçevesinde bir şekilde baş etmeye çalışıyoruz. İspanya maçları bunun güzel bir örneği. Ancak dün, tam anlamı ile döküldük. Bireysel olarak konuşabildiğimiz oyuncu sayısı 2-3 tane ise Almanya gibi oyun standardı olan bir ülke karşısında bundan daha fazlasını yemediğimiz için memnun olmamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncuların mevkileri ile oynanmasından rahatsızım. Ülkedeki futbol buna izin verecek boyutlarda değil. Yeteneği ve oyun zekasını diğerlerinden ileride bulduğumuz Arda Turan'ın geçen yıl forvet arkasında harika başladıktan sonra yıllardır oynadığı mevkiye dönüp bocalaması bunun basit örneklerinden. Oyuncuları verimli oldukları pozisyonlarda kullanmak gerekli. Emre-Nuri-Hamit üçlüsünü sahada beraberce kullanmak için ikincil olarak kenarlarda da oynayabilen Hamit'in verimini azaltmak akılcı değil. Bu adam iç oyuncusu. Nitekim dün ayağına topu aldığında diğerlerine göre daha akılcı işler yapan da oydu. Tuncay'ın maç boyu göbekte kalması, Hamit'in çizgide kalması gibi anlamsız bir sürü saha içi olay... Açıkçası bu tarz kumarların tuttuğunu çok az görürsünüz ki, bizim için felakete dönüştü. 1-0, 2-0 tolere edilebilir skorlar iken, liderlik için yarıştığınızı iddia ettiğiniz takıma 3-0 yenilmeniz, ve bu skorun daha fazla olabilecek olması tam anlamıyla rezalettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesut tedirgindi. Topu ayağına aldığında yuhalandı. Golü attığında ne yapacağına karar veremedi ama, sevinmedi de. Sevinmeliydi. Gol atmak güzeldir, benzemez başka bir hisse. O bir sporcu. İyi bir futbolcu. Her birimizin kaçmak için yer aradığı, her fırsatta hoşlanmadığı sayısız şeyin listesini yaptığı bu ülkede doğup büyümedi de üstelik. Onun milleti yok, bir millete de ihtiyacı yok. O bir futbolcu. Sahada verdiği mücadeleyi savaşa dönüştürenlere, dahası bunu normal görenlere yazıklar olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4933648176458207427?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4933648176458207427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4933648176458207427&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4933648176458207427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4933648176458207427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/almanya-3-0-turkiye-system-failure.html' title='Almanya 3-0 Türkiye &amp; System Failure'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TLBhPPzG2kI/AAAAAAAAB2I/oY-0WRi2Tjg/s72-c/ger-tur3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5105463179621965877</id><published>2010-10-06T20:04:00.006+03:00</published><updated>2010-10-06T20:39:01.856+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Premier Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liverpool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Karanlıktan Aydınlığa: Liverpool Satıldı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyv8wYGDaI/AAAAAAAAB1o/hhLpJXEDuHk/s1600/liverpool.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyv8wYGDaI/AAAAAAAAB1o/hhLpJXEDuHk/s400/liverpool.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524984301189729698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tamamını seyrettiğim halde Liverpool maçlarını yazmıyorum ama, bugün itibari ile yeniden yazmaya başlayabiliriz sanırım. Daha önceki yazılarda Liverpool'un saha dışı problemlerinin saha içini fazlasıyla etkilediğinden bahsetmiştik. Kulübün 90'ların başından itibaren ekonomik anlamda ciddi çakılmalar yaşaması, yeni bir soluk ve ekonomik güç getireceği düşünülen Amerikalı patronların kulübü daha büyük sorunlarla yüzleştirmesi ve sonunda ortaya çıkan mali ve sportif başarısızlık tablosu bu yıl itibariyle zirve yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz döneminde, kulübün mevcut banka borçları nedeniyle transfer konusunda hiçbir harekette bulunamayacak oluşu Rafael Benitez'in kulüpten ayrılmasına sebep oldu. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Purslow&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Kenny Dalglish &lt;/span&gt;mevcut durumu eldekilerle toparlayacak isim arayışında bulunurlarken, transfer bütçesi ve kadro derinliği olmayan Liverpool'u çalıştırabilecek adaylar arasından yalnızca &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Roy Hodgson&lt;/span&gt;'dan olumlu yanıt alabildiler. Hodgson için de bu durumun kariyer zirvesi olduğunu söylemekte fayda var. Gelinen noktada Hodgson'a inanan biri olarak benim de kulübün satış meseleleri dışında savunacak başka bir kozum kalmadı. Ancak açık bir şekilde kulüp yönetiminin yaptığı tercihlerin işaret ettiği tarih Ekim ayı idi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvA-DUuwI/AAAAAAAAB1Y/QoQ15Zrx390/s1600/liars_out_by_kitster29.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 283px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvA-DUuwI/AAAAAAAAB1Y/QoQ15Zrx390/s400/liars_out_by_kitster29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524983274068556546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mevcut kulüp sahipleri &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Hicks&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Gillette &lt;/span&gt;de durumun farkındaydı. Transfer olanağı yaratmak ve Ekim ayı itibari ile baş ağrıtacak banka borçlarının bir kısmını halletmek için borçlanma yoluna gitmeyi önerdiler. Ancak bu durum yönetim tarafından reddedildi. Liverpool, Haziran ayı itibari ile yeni bir gelecek için yola çıkmıştı; taraftarından kulüpteki oy sahiplerine kadar, yaşanan olaylar, alınan kararlar bunu açık bir şekilde gösteriyor. Kısaca olanların özeti şu: Liverpool'un borçlu olduğu &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Royal Bank of Scotland&lt;/span&gt; 6 Ekim'e kadar süre vermişti ve borçların ödenmesi isteniyordu. Kulüp yönetiminin bu talebi geri çevirmesi üzerine kişisel anlam arayışa giden bu ikili ise bir sonuca ulaşamadı. Yaklaşık 3 aydır sesleri iyice yükselen Anfield sakinlerinin bu durumda ne kadar etkisi var bilemiyorum ama, Amerikalıların görüşme yapacakları her bankayı mailleri ile tam anlamıyla bunalttılar; benim de iştirak ettiğim bu hareketin &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Deutche Bank&lt;/span&gt; ayağında, bankanın mail adreslerinin kilitlendiği söyleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sportif açıdan hala yokuş aşağı yuvarlanan takımın asıl probleminin saha içinde değil, saha dışında olduğunu görebilen bir taraftar topluluğu var Liverpool'da. Saha sonuçlarından ziyade, büyük resmin ne olduğunu görebilen bu adamlar gerçek taraftarlar. Haftalardır her türlü protesto eylemini, her türlü ortamda gerçekleştiren bu insanlar için de Blackpool maçı, sahadakilerin yalnız yürümelerine asla izin vermemiş bu grup için bir görevden ibaretti; maçın ne olacağından ziyade asıl beklenen gün, bugündü; 6 Ekim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvBQl4lJI/AAAAAAAAB1g/JqbXi3L3bbQ/s1600/171902632-e10b11f61fc14a585dd0914faf0e2191.4ca8a178-scaled.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvBQl4lJI/AAAAAAAAB1g/JqbXi3L3bbQ/s400/171902632-e10b11f61fc14a585dd0914faf0e2191.4ca8a178-scaled.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524983279045350546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5 Ekim akşamı Liverpool taraftarları ortalığı ateşe verdi. Hazırladıkları videolar ortalıkta dolanmaya başlarken, her yerde Amerikalıları istemediklerini belirttiler. Gece 6 Ekim'e bağlandığında ise ortalık yangın yerine döndü artık. Kulüp resmi sitesi 2 ciddi talibin olduğunu resmen açıkladı. RBS'te geri sayım başlamıştı. 15 Ekim'e kadar 200 milyon pound'un üzerindeki borçların ödenmesini istiyordu. Artık top tamamen oy çoğunluğundaydı ve kulübün satılması konusunda &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;New England Sports Ventrues&lt;/span&gt; ile anlaşmaya varıldığı açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NESV de bir Amerikan şirketi. Ancak şirketin Liverpool açısından önemi &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Boston Red Sox&lt;/span&gt;. ABD'nin ilk Beyzbol Stadium'u olan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Fenway Park&lt;/span&gt;'ta ikamet edenler 1918'de gördükleri şampiyonluğun ardından, takımın star oyuncusu &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Babe Ruth&lt;/span&gt;'un bir numaralı rakipleri olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;New York Yankees&lt;/span&gt;'e satılmasının ardından 1asır sürecek bir şampiyonluk hasreti yaşamaya başlarlar. "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;The curse of Bambino"&lt;/span&gt; (Bambino'nun laneti) şeklinde anılan bu durum yıllarca sürer, birçok Hollywood filmine de konu olur. Yıllarca dalga konusu olan bu durum, 2002 senesinde, an itibari ile Liverpool'un yeni sahibi konumunda bulunan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;John W. Henry&lt;/span&gt; tarafından kulübün satın alınması ile değişir. 2004 senesinde 86 senelik lanet ortadan kalkar ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fenway Park&lt;/span&gt; sakinleri bir rüyayı yaşar. Takım 2007'de tekrar şampiyon olur ve ikinci bir lanet durumuna izin vermez.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvAZIp4TI/AAAAAAAAB1I/Ehidaf3xkLQ/s1600/John-W-Henry-006.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyvAZIp4TI/AAAAAAAAB1I/Ehidaf3xkLQ/s400/John-W-Henry-006.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524983264158802226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Guardian'da profili ile ilgili güzel bir yazı var, dileyen &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/football/2010/oct/06/john-w-henry-liverpool-owner"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;buradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ulaşabilir. Bu yazıda altı önemle çizilecek olan nokta Henry'nin Red Sox'ta yaptıkları. Gelenek sahibi bir takımın, bu geleneklerine saygı duyarak takımı ileri götürmesi, 86 senelik bir laneti bitirmesi dikkat çekici. Bir benzerini Anfield'da yapması durumunda Liverpool taraftarlarının desteğini arkasına alacaktır. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gilette&amp;amp;Hicks&lt;/span&gt; ikilisinin yaptıkları en büyük ayıp, Liverpool'un geleneklerine, Liverpool'un gerçek sahiplerine hak ettikleri değeri göstermemeleriydi. Nitekim kulübün gerçek sahipleri seslerini gerçek anlamda yükseltmeye başladıktan sonra bu iki kan emicinin uçuşa geçmesi 6-7 ay sürdü. Gün itibari ile blok satış onaylanmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liverpool'un yeni sahibi olarak gözüken &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Boston Red Sox&lt;/span&gt; an itibari ile(NESV grubun bir parçası). &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;300 milyon Pound ve kulübün banka borçları&lt;/span&gt; (bilgide hata olabilir) karşılığında kulüp satılmış durumda. Bu anlaşmadan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Hicks&amp;amp;Gillette&lt;/span&gt; ikilisinin &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;144 milyon Pound&lt;/span&gt; zarar ettiği söyleniyor. Bu durumla ilgili çalışmalara başlamışlar ve blok satışı engellemeye çalışacakları söyleniyor. Kulüp başkanı &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Martin Broughton&lt;/span&gt; ise herhangi bir sorunun çıkmayacağını, satış işleminin gelecek hafta gerçekleşeceğini, kararın bir yönetim kurulu kararı olduğunu söylemiş. Demokrasi bazen işe yarayabiliyor sanırım!&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKywa78lInI/AAAAAAAAB1w/2YG_XwWQ_Xw/s1600/Anfield-Road-wallpaper-311.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKywa78lInI/AAAAAAAAB1w/2YG_XwWQ_Xw/s400/Anfield-Road-wallpaper-311.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524984819691627122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ocak ayında Liverpool'a ciddi bir sıcak para girişi olacak. Kulübün ekonomik anlamda ivmeleneceği kesin. Araplar tarafından alınsa rastgele para harcanacak bir kulüp olacak Liverpool'un spordan kar yapan bir şirket tarafından satın alınmasının çok büyük bir avantajı var: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Başarılı olamazsanız, kar edemezsiniz&lt;/span&gt;. Liverpool saha içinde daha iyi olmadıkça kar edemeyeceklerinden ciddi bir planlama yapılacaktır. Bir başka sevindirici haber ise, Anfield'dan taşınmak yerine, mevcut evi revize etme kararları. Kısa vadede stadyumu 60000'in üzerinde bir kapasiteye ulaştırma planı da oldukça çekici. Devre arası takviyelerinin bu yılki gidişata etki etmesi zor gözükse de, hali hazırda takımın başında olan Hodgson'ın devam edebilmesi ve kendini yeniden kanıtlaması için önünde 3 ay var. O da önceki gün yaptığı açıklamalarda ne olduğunu bilmediğini, ama takımı en kısa sürede toparlayacak yeteneklere sahip olduğuna inandığını söylemiş. Açıkçası onun iyi bir seçim olduğunu düşünen biri olarak, mevcut rahatlama ile artık iyi bir iş çıkarmasını bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liverpool 10-15 gün içerisinde kulüp için son derece önemli bir problemden kurtulmuş olacak. Ekim ortası itibari ile biz de artık saha içindeki problemlere konsantre olabiliriz umuyorum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;86 senelik bir laneti bir kulübün içine etmeden kıran yeni sahiplerin şimdiki hedefi Premier Lig'i halen kazanamamış İngiltere'nin en başarılı takımını tepeye çıkarmak. Zor ve zahmetli olacak bu yolda başarılar dileyelim. Liverpool için, iyiye giden bir dönüm noktası olması dileğiyle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaynaklar:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Liverpool Fan Siteleri&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;The Guardian&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Liverpool FC Resmi İnternet Sitesi&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5105463179621965877?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5105463179621965877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5105463179621965877&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5105463179621965877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5105463179621965877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/karanlktan-aydnlga-liverpool-satld.html' title='Karanlıktan Aydınlığa: Liverpool Satıldı'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKyv8wYGDaI/AAAAAAAAB1o/hhLpJXEDuHk/s72-c/liverpool.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5681157947565231843</id><published>2010-10-05T18:28:00.001+03:00</published><updated>2010-10-05T18:31:59.111+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Premier Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>He is 5 feet 4</title><content type='html'>Hem maçları doğru düzgün izleyemememden dolayı hem de işler dolayısıyla uzun süredir yazamıyordum bloga. Bu yoğunluk bir bahane değil elbet ama en azından bir süredir ihmal ettiğimiz videolarla elimi tekrar alıştırayım dedim... Görüntüde Arsenal taraftarı hem Arshavin'i selamlıyor hem de Adebayor'u anıyor bu tezahüratla... Sözleri gayet basit ve anlamlı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He is 5 feet 4,&lt;br /&gt;He is 5 feet 4,&lt;br /&gt;We've got Arshavin,&lt;br /&gt;F*?!k Adebayor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_Q6jZsBniW8?fs=1&amp;amp;hl=en_GB"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/_Q6jZsBniW8?fs=1&amp;amp;hl=en_GB" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5681157947565231843?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5681157947565231843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5681157947565231843&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5681157947565231843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5681157947565231843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/he-is-5-feet-4.html' title='He is 5 feet 4'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4192269039304380860</id><published>2010-10-02T12:18:00.002+03:00</published><updated>2010-10-02T12:39:18.642+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>K. Karabük 2-1 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKb9vLWNK1I/AAAAAAAAB1A/18wSx88E6Oo/s1600/rijk-cana.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 340px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKb9vLWNK1I/AAAAAAAAB1A/18wSx88E6Oo/s400/rijk-cana.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523380979958098770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Cuma maçlarından nefret ederim. İçime doğmuş herhalde, sabahtan beri zırlayıp duruyordum maç neden Cuma diye akşam cevabımı aldım. Sevmiyorum arkadaş Cuma günü maçlarını.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Madde madde yazacak olmamın sebebi konuşacak futbol namına bir şey olmaması.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hakemin ilk dakikadaki kararının üzerine, 11.dakikada verdiği komik faul+sarı kart sonrası gelen gollere gülüyorum sadece.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bütün hafta Cüneyt Çakır destekli yorumlarım üzerine bana çemkirenlere de söyleyeyim; o yönetsin her maçı evet. Bu kadar kötü istese de yönetemez.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Takım kötüdür, oynayamıyodur eyvallah ama, rakip takım taraftarların işleri fanatizm boyutuna çekmesine ayar oluyorum. Karabük'te ne olduğunu hatırlıyorum ben, siz rahat olun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Galatasaray sınırlı gücü ile yüklendiğinde rakibin foyası meydana çıktı. Geriden rastgele ileri vurmaya başladılar topu. Emenike ve Cernat dışında, biraz da Tozo. Plan falan var demesin kimse bana.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Zeminleri konuşmaktan bıktım. Ancak iyi oluyor; kimin ne kadar futboldan anladığını gayet güzel seçiyorsunuz zeminler üzerinden.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Milyon dolarlar verip oyuncu getiriyosunuz çıktıkları sahaya bakın. Neill'ın kasığında zorlanma var büyük ihtimalle; sorumlusu hakkında fikri olan?&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Cana'nın kenara gelmesine bir şey diyemem. Rijkaard'a inancını kaybeden arkadaşlar varmış; kimseyi ikna etme derdinde değilim ama, 2 gole de sebep olan pozisyonun içinde, goller sonrası yine kısa düşen bir topun sorumlusu Lorik Cana. Ben gelecek değildim kenara heralde.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Oyun kötü olunca konuşacaklar da sınırlı. Ali Turan'ın  Emenike'ye Bülent Korkmaz vari yapışması, Gökhan Zan'ın dökülmesi Galatasaray defansının dikkat çekenleri.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Rakipte Emenike olunca oyunu orta sahaya da itemiyorsunuz. Zaten Galatasaray itmiyor da. Sabri sonrası bir hareketlenme oldu, Barış golü attı. Fena da oynamıyordu zaten.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Koordinasyonu rezalet bizim takımın ama, bu haftalardır böyle.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Pino rezalet zemine rağmen oluşan birkaç pozisyonun içinde. Ben dün gösterdiği performansı beğendim.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Insua ağır ama pozisyon bilgisi yüksek bir bek.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Aytekin Durmaz acilen hakemliği bıraksın. Çok basit şeyleri beceremedi çünkü. İlk dakikada kontrolü kaybetti, maç boyu her iki tarafa da saçma sapan şeyler çaldı. Barış'ın ilk yarıda formasını aldı rakip, oralı bile olmadı. Kewell'ın faul olan pozisyonunu es geçtiği gibi dönüşünde olmayan pozisyona faul çaldı. Emenike'ye yapılanları söylemiyorum bile.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Galatasaray'ın puan kaybetmesini problem etmiyorum ama, yenilmemeyi öğrenmesi lazım bir şekilde. Ligin 7.haftasından 3 mağlubiyet almış olmak, ortaya konan performansla bir araya geldiğinde hiç de güzel bir tablo koymuyor ortaya.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Galatasaray yönetimi futbolu bilmiyor. Bu takımın ihtiyaç duyduğu oyuncunun Misimovic olmadığını söyledik ama, davulla zurnayla karşıladı herkes. Hem adama yazık olacak, hem bize. İkinci Elano vakası olur Misimovic Galatasaray'ın bu yapısı ile.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ocak ayı için şimdiden çalışmaya başlasın yönetim. Galatasaray orta sahasına Cana'nın yanına adam gibi bir oyuncu alsın. Yoksa benzer şeyleri konuşur dururuz.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4192269039304380860?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4192269039304380860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4192269039304380860&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4192269039304380860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4192269039304380860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/k-karabuk-2-1-galatasaray.html' title='K. Karabük 2-1 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKb9vLWNK1I/AAAAAAAAB1A/18wSx88E6Oo/s72-c/rijk-cana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2008181283590750805</id><published>2010-10-02T10:28:00.005+03:00</published><updated>2010-10-02T11:01:36.462+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Karabük</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TKbmnsi2guI/AAAAAAAAAWM/kn1n-Q86_zI/s1600/k-karabukspor__g-saray_d80c9_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 207px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TKbmnsi2guI/AAAAAAAAAWM/kn1n-Q86_zI/s400/k-karabukspor__g-saray_d80c9_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523355562663117538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır Karabükspor hakkında birşeyler yazmak istiyordum, dünkü maçın ardından en uygun zamanın bugün olduğunu düşündüm. Dünyanın birçok yerinde işçi sınıfını temsil eden ve o ruhla oynayan takımlar vardır, İtalya'da Livorno, İngiltere'de West Ham gibi. Adana Demir ve Karabükspor için de bu grubun Türkiye temsilcileri diyebiliriz. Karabükspor hiç kuşku yok ki bu lige renk getirdi. Gerek Premier League esintileri izleten taraftarıyla gerekse oyunuyla taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazandılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En baştan başlayalım, geçen sezon Bank Asya'da favori bile gösterilmiyorlarken açık ara şampiyon olup dikkatleri üzerlerine çektiler. Bu başarıda en çok öne çıkan isim elbette Emenike'ydi, ancak onun yanına Yasin Avcı ve Şenol gibi oyuncuları da eklemek gerekli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper Lige yeni çıkan bir takım için başarılı olmak adına izlenilmesi gereken bazı temel adımlar var, Karabükspor da bunları bir bir takip etti. Öncelikle yola Yücel İldiz'le devam kararı aldılar, bu bir üst lige çıkan bir takım adına istikrar için çok önemli bir testti, ve Karabük bu testi başarıyla geçti. Daha sonraki adım eldeki kaliteli oyuncuları tutup yeni bir kadro kurmaktı, ve şu haftaya kadar görünen o ki Karabükspor bunu da hakkıyla başarmış. Öncelikle, Emenike, Yasin Avcı, Şenol Akın ve Birol Hikmet gibi oyuncuları elde tutarak kadroyu hiç macera aramadan Süper Lig tecrübesi olan kalbur üstü yabancı oyuncularla takviye ettiler. Deumi, Tozo, Seric ve şu ana kadar çok oynamasa da sezon içindeki rotasyonda çok önemli bir rol oynayacağını düşündüğüm Angelov'un yanına dışarıdan kaleci Tomic ve belki de şu ana kadar Anadolu takımları içerisinde en çok verim alınan transfer olan Cernat'ı kattılar. Özellikle Cernat transferi tam bir başarı hikayesi, doğru insanlarla çalışılarak doğru hamleler izlenildiğinde Cernat gibi yıllarca Dinamo Kiev'de top koşturan bir isim bile gelebiliyor Karabük'e. Buradan Cernat hakkında dün Ntvspor'da Güntekin Onay'ın veridği yanlış bilgiyi de düzeltelim, Cernat Güntekin'in dediği gibi 35 yaşında değil, 10 Mart 1980 doğumlu olan Romen oyuncu henüz 30 yaşında. Cernat Karabük'ün Hagi'si olur mu bilinmez ama sahada şimdiden liderliği ele almış gibi gözüküyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TKbmyRU3FWI/AAAAAAAAAWc/e7UC8Q9DlcU/s1600/k-karabukspor__g-saray_f50b2_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 285px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TKbmyRU3FWI/AAAAAAAAAWc/e7UC8Q9DlcU/s400/k-karabukspor__g-saray_f50b2_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523355744335238498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır söz oyunculara gelmişken Emenike'ye ayrı bir paragraf açmamak olmaz, geçen sezon önce Ankaragücü'nün sonra da Hacettepe'nin deneyip beğenmediği Emenike soluğu Karabük'te aldı, yani deyim yerindeyse piyangodan çıktı Emenike kırmızı-maviler için. Gerek fiziği gerekse de oyun stiliyle başta Beşiktaş'lılar olmak üzere herkese tek bir ismi hatırlatıyor Emenike: Daniel Amokachi. Hatta üstüne üstlük Amokachi'den daha uzun olduğu için kafa toplarına da hakim Emenike. Koşuyor, top sürüyor, kafa vuruyor uzaktan şut çekiyor, komple bir forvet ve rakip savunmalar için de baş belası. Şu ana kadar oynadığı büyük maçlarda da performansını yüksek tutarak potansiyelini yansıttı Emenike. Yaşı henüz 23 Nijerya'lı oyuncunun ve eğer bu performansını üstüne koyarak sürdürürse kariyeri oldukça parlak, şimdiden üç büyüklerin listesinde yerini alacak gibi sene sonunda, eminim Ankaragücü yönetimi kafasını taşlara vuruyordur Emenike'yi her izlediklerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabük'ün oyun sistemini ve taktik anlayışını incelemek için yeteri kadar maçını izlemedim zaten bu yazının amacı da işin teknik kısmından çok izlenilen politikaları değerlendirmek. Arkasına aldığı işçi sınıfının desteği ve oynadığı göze hoş gelen futbol ile, yıllardır üst lig hasreti çeken Batı Karadeniz futbolunun da temsilcisi oldu Karabük. Umarım Süper Lig'de yakaladıkları istikrarı bozmazlar ve kalıcı olurlar, stad tadilatının da tamamlanmasıyla iyice zorlu bir deplasman olacak Karabük her takım için. Türkiye'deki stadların büyük sorunlarından biri de kale arkası tribünlerinin sahaya olan uzaklığı, Karabük için de bu durum böyle, genelde atletizim için kullanıldığından kaynaklanıyor bu sorun biliyorum ama artık kulüplerin kale arkası tribünlerini sahaya daha da yaklaştırması gerekli, o mesafeden ve açıdan nasıl maç izlenir ve rakip üzerinde nasıl bir baskı kurulabilir merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, geçen sezon Süper Lig'e yükselmeleri garantilendiği hafta Beşiktaş tribünlerinden kendileri için açılan o güzel pankartta yazanlarla bitirelim yazıyı: "Alın teridir omuzundaki yük, selam olsun sana şanlı Karabük".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2008181283590750805?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2008181283590750805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2008181283590750805&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2008181283590750805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2008181283590750805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/10/karabuk.html' title='Karabük'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TKbmnsi2guI/AAAAAAAAAWM/kn1n-Q86_zI/s72-c/k-karabukspor__g-saray_d80c9_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-7945271925071247120</id><published>2010-09-30T00:28:00.002+03:00</published><updated>2010-09-30T00:33:18.645+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Rangers 1-0 Bursaspor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKOwkWc5T9I/AAAAAAAAB0w/LRWiF3wpwZY/s1600/volkan.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 369px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKOwkWc5T9I/AAAAAAAAB0w/LRWiF3wpwZY/s400/volkan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522451706634915794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İkide sıfır. Tecrübe fakiri olarak Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın ciddi dezavantajları bir yana, Ertuğrul Sağlam'ın iki maçtır sınıfta kalan tercihleri beni asıl düşündüren. Bursaspor'un geride bıraktığı 2 maçta pozisyona dahi girememesi berbat bir görüntü. Herkesin takımın kapasitesinden fazlasını beklediği bir ortamda, kapasitesinin yarısı kadar bile oynayamıyor mu Bursa, yoksa kapasitesi bu kadar mı? İyi irdelemek, iyi analiz etmek gerek bu durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişi son kısımdan yapalım; ligde şampiyon olan Bursa'nın son anlara kadar rakibi olan 2 takım Fenerbahçe ve Galatasaray Eylül ayını göremeden İstanbul'a döndü. Ligin artık kepazeleşen futbolunun ivmelenen tek kısmı istikrar. İçi boşalmış bir istikrar durumu dışında görünen hiçbir şey yok. Oyun ortalamanın üzerine bile çıkmıyor maalesef. Hal böyle olunca, savunması sağlam takımlar araya bir tane sıkıştırıp şampiyonluk kovalıyor. Evet, Bursalı arkadaşlar muhakkak kızacaklar ama durumun onlarla ilgisi yok; Daum bile ligdeki denklemi çözdüğü anda Fenerbahçe seri yaptı, dibe vurdular denirken şampiyonluğu son hafta verdiler. Sivas 2 sene savunma oyunu ile zirvede yer buldu kendine. Ülke futbolunun yaşadığı kimliksiz futbol bunalımının üzerine, altyapısı olmayan, fundamental olarak berbat olmuş oyuncularla kurduğunuz savunmalar da, futbol oynamasını iyi kötü öğrenmişler tarafından darmadağın ediliyor. Ve gariptir, insanlar savunma yapmanın daha kolay olduğunu düşünürler; tersine hücum etmek çok daha kolaydır. Savunma, ciddi çalışma, zeka ve tecrübe isteyen bir iştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor'un oyun tertibinden ziyade, Rangers'ın garip 5-3-2'sini konuşmalı. Ev sahibi takım, Bursa'yı beklemeyi tercih edince takımın yaşadığı bocalama, bunu beklemediklerini gösteriyor. Sağlam'a buradan bir eksi verelim; belli ki dersine iyi çalışmamış. Gömülü savunmanın içine Batalla ve Sercan ile sızma çalışmaları haliyle daha ilk dakikadan sonuç vermedi. İlk maçta açık oynayan Valencia'ya karşı Sercan'ı kenarda başlatan Sağlam'ın, gömülü takıma Sercan ile başlaması...  Sağlam'a ikinci eksiyi de buradan verelim. Oyunun bu görüntüsü rakip golü bulamadıkça değişecekti pek tabii ama, ilk planda Bursaspor'un kolay top çevirmesi deplasman için ciddi bir avantajdı. Bu noktada tecrübesizlik kelimesinin altını iyice karalamalı; Volkan'ın ve Sercan'ın gereksiz toplu dalışları deplasman için doğru değil. Topu en son ana kadar gevelemeli. Rakibi bozacak olan budur. İç-dış, ileri-geri, yana-öne sürekli topu dolandırabilecek bir rakip ile oynarken, topu anlamsız bir biçimde kaybetmenin, saçma kontralar yemenin anlamını arıyorum yıllardır. Bu eksikliğin Bursa açısından zararı, patlamaya hazır Ivankov'un hürmetini esirgemeden hediye ettiği gol oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lucescu'nun Avrupa'da oynanan maçlar için altın kuralı oldukça basit: &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Gol yemeyeceksin! &lt;/span&gt;Bu seviyedeki takımlar geri dönüşlere izin vermiyor kolay kolay. Daha o dakikadan başlayan debelenmenin maç boyu hiçbir şey getirmemesi asıl düşündürücü kısım. Insua'nın 20 metre dribling yapmadan ayağından çıkaramadığı toplar, Batalla'nın fiziki yetersizliği, Ozan'ın tek pas özrü, oyunun içinde olmayışı takımı tamamen Volkan Şen'in eline bıraktı. Üzerine Ertuğrul Sağlam'ın inatla ceza sahasına müdahale etmeyişi, takımı cepheden oynamaya zorlaması zaten üretemeyen takımı, top geveleyen bir takım haline getirdi. Yapılan son 2 hamlede Batalla ve Sercan'ın kenara gelip Nunez ve Turgay'ın girmesi ile top da rakibe teslim edildi. Batalla'nın oyunda o kadar kalması(bana göre başlaması ciddi hata idi) bir yana, Ozan İpek sahada ruh gibi gezinirken Sercan'ın kenara gelişi bana göre Sağlam'ın eksi hanesine yazılacaklar arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar ziyan bir maçtı ki, ben üzülüyorum böyle olunca. 5 ye ama böyle oynama şu maçlarda. Kimliksiz, anlamsız bir futbol, zarar ziyan bir 90 dakika. Ertuğrul Sağlam 3.kez Avrupa macerasında dökülüyor. Gayet normal; Avrupa'da son 10 dakikada stoperini ileri yollarsan ikinciyi atıyorlar sana. Kaosun bir futbol kimliği olmadığını sabah akşam tartışan adamların, bunu müthiş taktiksel bir hamle olarak görmesi de içine düştükleri bir yaman çelişki. Kısacası Bursa yolun başında ama izlediği yol bana pek doğru gibi gelmiyor. Gol yemek, yenilmek bir tarafa, tecrübesizlik, heyecan bir tarafa bir takım 2 90 dakikada bir net gol pozisyonuna dahi giremiyorsa iyi düşünmeli. Bu anlamı olmayan futbol ancak Süper Lig'de işe yarar; oranın da nasıl olduğunu söylemeye gerek yok; zira Mecidiyeköy, Kadıköy ve Trabzon'da Perşembeler sakin artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;P.S:&lt;/span&gt; Bu arada takımın adı Glasgow Rangers değil, Rangers. RANGERS. Hep beraber uyaralım, düzeltelim bunu; gazeteler, televizyonlar bıraksın artık şu kepazeliği.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-7945271925071247120?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/7945271925071247120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=7945271925071247120&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7945271925071247120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7945271925071247120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/rangers-1-0-bursaspor.html' title='Rangers 1-0 Bursaspor'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TKOwkWc5T9I/AAAAAAAAB0w/LRWiF3wpwZY/s72-c/volkan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4397216844073237302</id><published>2010-09-26T20:57:00.003+03:00</published><updated>2010-09-28T00:35:37.875+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 3-1 İBB</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJ-LJenUwMI/AAAAAAAAB0o/0eH5ZCOwcqA/s1600/baros710_2TQWA.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJ-LJenUwMI/AAAAAAAAB0o/0eH5ZCOwcqA/s400/baros710_2TQWA.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521284663132602562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendimizi fazla tekrar etmeden yazmak zor. Galatasaray'ın geride bıraktığı haftalardaki toparlanma sürecinde bir ivmelenme söz konusu değil. Sabit bir hızla, belirli açılardan düzelme emareleri göstererek toparlandığı bu 1 aylık dönemde bahsedebileceğimiz şeyler sınırlı. Bir futbol takımının iyi oyun için, iyi formdan, yetenekten daha fazla ihtiyaç duyduğu şey coşku hiç şüphesiz. Özellikle profesyonellik yetisi düşük, moralini ve güvenini çabuk kaybeden bir toplumun futbolcularında çıkışlar ve inişler oldukça sert oluyor. Birinci adım; mağlup olmamak. Galatasaray'ın 9.haftadaki Fenerbahçe maçına kadar kafasındaki buydu ve 4 haftadır sıkıntı çekerek de olsa sonuca gidiyor. Neler değişti geride bıraktığımız 4 haftada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adnan Polat'ın Rijkaard hakkındaki savunmalarının temelinde hocanın ligi tanımaması vardı. Hayırlı olsun; Frank Rijkaard bildiği futbol kimliğini bıraktı ve açık bir şekilde Türk futbol dinamiklerine adapte oldu. Geçen sezona dair akılda kalanların %70'ini unutarak başlanılan, transferlerin geciktiği, sakat oyuncunun hiç bitmediği bir takımı, hocanın ikinci yılı bile olsa bu önerme temelinden değerlendiremiyorum. Koca sezonu yana ve geriye dahi olsa, 400 üzeri pas ortalaması ile bitiren bir takımın 1 sene içerisinde top hakimiyetini neden bu kadar kaybettiğini arıyorum ve bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frank Rijkaard'ın yeni stratejisine dair fikirlerim var ama. 4 haftadır seyrettiğimiz takım, kulağa garip gelebilir ama Christoph Daum'un Fenerbahçe'sine çok benziyor. Savunmayı geriye çeken, oyunu geniş alanda oynamayı kabul eden, savunma önlemleri ön planda, gole hızlı giden bir takım. Maalesef şu an için görüntü bu; geçen yıl oynanan Trabzon maçından bu yana Rijkaard kafayı savunma ve gol yememe ile bozmuş durumda. Ve bu süre zarfı içerisinde Galatasaray hücum becerilerini gün be gün yitirdi, yavaş oynayan, sonuca gidemeyen bir takıma dönüştü. Galatasaray'ın kolay gol yeme hastalığı ben kendimi bildim bileli var ve bu takımı güzel yapan, farklı yapan her zaman hücum yönündeki becerileri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu girişin ışığında söyleyebileceğimiz şu; Lorik Cana'nın sertleştirdiği -zira kendisi Sarp'ın aksine gölge etmek yerine rakibine basıyor- orta saha, dinamik kenarlar ve formunu bulmaya başlayan Baros'un yardımı ile ilk 15 dakikada kurulan ön alan baskısı ve gelen 2 gol. Galatasaray'ın kendi dinamiklerinin sahada olmasıyla son derece kolay gelen sonuç, 15-20 dakika rölanti oyun, Baros'un harika golü ve 45 dakikalık ikinci yarı eziyeti. Maçın kısa başlıkları bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cana'nın sert yapması ile maç başına adam kovalama oranı düşüşe geçen Ayhan'ın topla daha rahat oynaması haftalardır hepimiz tarafından söylenen orta saha denkleminin çözümünün sonucu. Bazı konularda teknik adam ısrarlarına fazla ses çıkarmam, çıkaramam bulunduğum konumdan dolayı. Ancak mevcut günün futbolu için söyleyebileceklerim çok açık; orta saha oyuncuların iyi olacak. Geçen senenin en sorunlu bölgesinin hala kel bir şekilde ayak durmaya çalışması da Galatasaray teknik ekibi ve transfer komitesinin kepazeliğinden ibaret. Bahsettiğim şeyi kısa bir örnek ile anlatacak olursak; Bernd Schuster'in Beşiktaş'ta mütemadiyen yeni bir şeyler denemesine imkan veren orta saha oyuncularının kalitesidir. Fink dahil, Beşiktaş orta saha elemanlarının tamamı Galatasaray'daki eşdeğerlerinden kalite olarak büyük iken, İnönü semalarındaki sinerjiye şaşırmak anlamsız olur. Galatasaray'ın devre arasında mutlak suretle orta saha oyuncusu alması lazım; golü Aydın ile de atarsınız, bu kadar problem etmeyin. Mesele topu sağ salim karşı alana götürmek, orada geri kazanabilmek. Lorik Cana, Arda'nın da dönüşü ile tam kapasite çalışacaktır ve düzenli olarak sahada olacaktır bir aksilik olmazsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-2-3-1 Galatasaray'ın kenarlarını güvenli hale getirdi. Serkan-Pino ve Insua-Aydın ikilileri dağınık görünse de, yer kaybetmemeye özen göstermeleri, yardımlaşmaları yeterli oldu. İşin hücum kısmında ilk yarıdaki sağ kenar aksiyonlarının kahramanı Serkan Kurtuluş'un yükselişi devam ediyor. Sol kenarda Insua'nın hücum anlamındaki silik görüntüsünün temelinde Aydın Yılmaz'ın oyun karakteri etken; rakibe sırtını dayayamadığı için Insua'nın da öne gitme fırsatı pek olmadı. Pino dağınıktı ve kendini gösterme çabası oyununu baltaladı; kötü günlerinde olanlardandı ve yanına Aydın'ı da rahatlıkla yazabiliriz. Neill'ın form durumu bu aralar pek iyi değil; Servet ise fizik olarak çok iyi durumda. Oyun konsantrasyonu iyi olduğunda ve gereksiz işlere kalkışmadığında takımın savunma gücü ciddi anlamda artıyor. Bir artı da Ufuk Ceylan'a; giderek güven kazanıyor, daha iyi hale geliyor. Hakeme bakmadan, pozisyonları sürdürmesi çok önemli. Ayaklarındaki sorun devam ediyor; yerinde olsam Florya'dan çıkmam uzun top, geri pas çalışırım. El ile çıkışlarda daha hızlı karar vermesi ve gerekirse risk alması lazım. Misimovic'i ise biraz daha beklemek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baros; senin için ayrı bir yazı yazmak lazım. Yakın bir zamana yazalım, hakkını teslim edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60 civarı yapılan Cana-Sarp değişikliği ile ortaya çıkan görüntülerin geride bıraktığımız haftalar ile aynı olması tesadüf mü? Futbolcuların maç sonunda söylediği "maçı bırakmak" ile bir alakası yok bu durumun. Bu açık bir şekilde Mustafa Sarp'ın kapasitesi ile alakalı. Formsuz, dağınık ve insanı kanser eden Barış bu bölge için daha iyi alternatiftir. Cana'nın dikine oynadığı her topun, o çıktıktan sonra geriye ve yana atılması takımı iyice çıkamaz hale getirdi. 70 civarı fizik olarak biten Galatasaray için söyleyecek sözüm yok. Florya sakinlerinin(teknik adamından futbolcusuna) işlerini iyi yapmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Sezonun 6.haftasında yükleme antrenmanı yapılıyorsa ortada bir gariplik vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu maç için futbol dışı bir an var. Benim için maçın en önemli görüntüsü de budur. Sağ tarafta İBB'li oyuncular ile dalaşan Pino'ya önce oraya yakın olan Cana'dan, sonra 30-40 metre deparla o bölgeye gelen Servet'ten gelen yardım. Sonra takımın oraya yığılması. Bu çok önemli; takım olma olgusu gelişirse, sahdaki futbol daha hızlı gelişir. Bu "kavga"nın içinde ne zaman tüm takım aynı anda olur, o haftadan itibaren Galatasaray'ı şampiyonluk adayları içine yazabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabük deplasmanında zemin kötü, bela da bir adam var forvette. Karabük benim açımdan son ayağı bahsettiğim periyodun. Karabük deplasmanından çıkan takım rayına oturur, Fener maçı ile sallanır, sonrasında futbolunu ilerletmeye başlar. Baros ve Arda'nın sağlıklı bir şekilde sahada olacağı gün takım %50 atar; katılmayanlar beklesin görsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 kez seyrettim maçı ama, yazıdan da anlaşılacağı üzere dağınık kafamdakiler. Bu da böyle bir maç yazısı olsun artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4397216844073237302?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4397216844073237302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4397216844073237302&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4397216844073237302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4397216844073237302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/galatasaray-3-1-ibb.html' title='Galatasaray 3-1 İBB'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJ-LJenUwMI/AAAAAAAAB0o/0eH5ZCOwcqA/s72-c/baros710_2TQWA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2391309955518077663</id><published>2010-09-25T22:10:00.005+03:00</published><updated>2010-09-25T22:31:59.310+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Beşiktaş:2 - Antalyaspor:1 &amp; Dünyanın En Güzel Keli...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJ5NR1Dm73I/AAAAAAAAAV8/e4Vb3MJaB1Y/s1600/untitled.bmp1.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 330px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJ5NR1Dm73I/AAAAAAAAAV8/e4Vb3MJaB1Y/s400/untitled.bmp1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520935161898135410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazı maçlar vardır ki şampiyonluğa giden rolde kilit rol oynar ve kazanmanız gerekir. Ayrıca bazı takımlar vardır ki şansınız onlara karşı tutar ve maçı bir şekilde kazanırsınız. İşte Beşiktaş için Antalyaspor maçı bu iki denklemi birleştiren bir maç olarak fikstürdeki yerini alıyordu. Beşiktaş'ın geçen haftaki beraberliği değerli kılabilmesi için bu hafta mutlaka kazanması gerekiyordu, ve zorda olsa bunu başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalyaspor bu sezon da belki küme düşmeyecek ama geçen sezona oranla özellikle bozduğu defans hattının çok "ah"ını alacak gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'a baktığımızda ilk 11'deki tek süpriz Hilbert'in sağ bekte görev almasıydı...Ancak kendisini yakından tanıyanlar onun gerek duyulursa o bölgede de görev yapacağını biliyorlardı... Bir başka süprizi ise Guti'nin yokluğunda orta alanı iki ön libero ile savunup forvet arkasını Quaresma-Tabata-Holosko üçlüsüyle kurmak yerine, Ernst-Necip ve Aurelio'yu aynı anda oynatan Schuster yaptı... Bu anlayışla Beşiktaş maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar oyunu kontrol etti ve istediği anlarda tempoyu hızlandırıp yavaşlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçı dakika dakika yorumlamaya gerek yok, bu üçlü her ne kadar oyunu "box to box" şeklinde oynayabilse de birinden birinin ileri çıkıp hücuma destek vermesi gerekiyordu ki bugün bunu üstlenen "dünyanın en güzel keli" Fabian Ernst oldu... Dediğim gibi maçı dakika dakika değerlendirmek yanıltıcı olur zira Antalyaspor ilk şutunu kaleye 31.dakikada çekmiş ve golü de tamamen Hilbert-Hakan Arıkan anlaşmazlığıyla bulmuş sonuçta...Beşiktaş ise orta alanı domine etmek uğruna 3 asli görevi defans olan oyuncuyla sahaya çıkmış... Son dakikada gelen gol taraftarın nasıl olsa atarız mantelitesini boşa çıkarmadı ki bu Beşiktaş adına çok önemli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJ5NYctVHoI/AAAAAAAAAWE/KZNOjo6OzxU/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 302px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJ5NYctVHoI/AAAAAAAAAWE/KZNOjo6OzxU/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520935275621326466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücum hattının büyük oranda Quaresma'ya yüklendiği, Tabata'nın bir kanat oyuncusu olarak oynayamayacağını bir kez daha kanıtladığı ve Nobre'nin girişiyle beraber en azından iki rakip savunmacıyı kilitleyebileceğini gösterdiği bu zorlu mücadeleden ihtiyacı olan 3 puanı çıkarttı Beşiktaş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligde bazı maçlar vardır ki nasıl olursa olsun kazanması gerekir takımların, bu da öyle bir maç oldu Beşiktaş için... Guti'nin önemi bir kez daha öne çıkarken, onu aratmayan "dünyanın en güzel keli" Fabian Ernst de bir kez daha taht kurdu gönüllerde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2391309955518077663?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2391309955518077663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2391309955518077663&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2391309955518077663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2391309955518077663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/besiktas2-antalyaspor1-dunyann-en-guzel.html' title='Beşiktaş:2 - Antalyaspor:1 &amp; Dünyanın En Güzel Keli...'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJ5NR1Dm73I/AAAAAAAAAV8/e4Vb3MJaB1Y/s72-c/untitled.bmp1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8959835561677037066</id><published>2010-09-20T19:45:00.005+03:00</published><updated>2010-09-20T19:52:51.331+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Premier Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Liverpool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Manchester United 3-2 Liverpool</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQ8NiyKkI/AAAAAAAAB0g/0LWUizsc30c/s1600/Man-Utd-v-Liverpool-010.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQ8NiyKkI/AAAAAAAAB0g/0LWUizsc30c/s400/Man-Utd-v-Liverpool-010.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519039232467937858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sezonu Javier Hernandez transferi dışında sessiz geçiren Manu'nun bir yanda, gelenek sahibi kulübün kanını emen Amerikalı yöneticiler, artık enkaz haline gelen kadrosunu toparlamaya çalışan, yaşanan ikilemlerden dünyanın en önemli taktisyen hocalarından birini kaybeden Liverpool bir tarafta. Roy Hodgson sonrası kabuk değiştirme sürecine giren Liverpool'un daha kötü bir başlangıç fikstürü olabilir miydi bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça girmeden Liverpool'un kadro eklemelerini konuşmak lazım. Önceki yıllarda yapılan transferlerde isabet oranı %30'ları bile bulmuyor ne yazık ki. Çok para verilen ve verim alınamayan oyuncuların sene sonunu görmeden yok pahasına gönderilmesi de Liverpool için alıştığımız görüntüler. Sene başındaki Torres krizi şimdilik aşılsa da, Mascherano'yu takımda tutmayı başaramadı Hodgson. Bir Liverpool taraftarı olarak kalmasını da istemiyordum; gittiği günün ertesinde gelen Raul Meireles haberi de moralimi tavan yaptı. Bedelsiz gelen Joe Cole'da Meireles gibi ilk 11 eklemesi. Yine bedelsiz gelen Milan Jovanovic'in şu ana kadar ki görüntüsü etkileyici. Kısacası ayağını yorganına göre uzatmak zorunda olan takımın yapabilecekleri bunlar transfer borsasında. Poulsen gücün yettiği ve şu anki hedefleri taşıyacak bir orta saha oyuncusu. Takımın en büyük sıkıntısı ise sol taraf. Fabio Aurelio sonrası Roy Hodgson'ın eleştirilebilecek en büyük tercihi Insua'nın yollanıp, Konchesky'nin Anfield'a getirilmesi. Kyrgiakos zayıf bir stoper olsa da, Agger'i içeridekilere alternatif yazmak için Konchesky getirilmiş olsa bile şunu söylemek gerekir; mevcut form durumlarında Agger kağıda Carra ve Skrtel'dan önce yazılır. Kısacası kulübün saha dışındaki büyük problemleri sahayı fazlasıyla sabote etmekte. Taraftar bile bu problemlerle uğraşırken saha içindekilere biraz zaman tanımak en doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQqU9liKI/AAAAAAAAB0I/UU5FT7fXG64/s1600/muliv.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 298px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQqU9liKI/AAAAAAAAB0I/UU5FT7fXG64/s400/muliv.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519038925221759138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Önceki 4 maça göre top hakimiyeti daha yüksek bir Liverpool vardı 80 dakika boyunca. Manu'nun birkaç haftadır gösterdiği kabız görüntü üzerine çıkan kadro ile puan umudum artmıştı ama olmadı. Takım olma olgusu için biraz daha zamana ihtiyacı var Liverpool'un; zira bir alan savunması uzmanı olan Hodgson'ın takımının defansif açıdan bu kadar dökülmesi kabul edilebilir değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 15 dakikada boğulan takımın gol yememesi büyük tesadüf. Öncelikle duran top yerleşimlerinde ciddi anlamda sıkıntı var. Tüm takım ceza sahasına doluşuyor. Maç boyu kornerlerde içeriden seken topların, şut olarak kaleye dönmesi kabul edilemez. 2 oyuncunun 18 dışını kontrol etmemesi skandal; çok basit bir kuraldır bu. Zaten zarar ziyan ilk yarının son dakikalarında yenen golde Berbatov'u Torres'in tutması facianın bir başka boyutu. Takımın yapısındaki sıkıntıların ne kadar büyük olduğunun birinci örneği bu.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQwDwkTjI/AAAAAAAAB0Q/l7Z2-I99aVs/s1600/Man-Utd-v-Liverpool-012.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 363px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQwDwkTjI/AAAAAAAAB0Q/l7Z2-I99aVs/s400/Man-Utd-v-Liverpool-012.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519039023682965042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gerrard'ı defansın önüne, Meireles'i Torres'in arkasına atan Hodgson, öncelikle güvenli top çıkışını hedeflemiş olmalı. Niteki planları da tuttu; maçın önemli bir bölümünde topu ayağına aldığında sabırla topu dolaştırdı Liverpool. Gerrard-Poulsen ikilisi, önden yaklaşan Meireles'in de katkısı ile Manu'nun ön alan baskısını çok kolay kırdı ama sonrasında tıkandı. Hemen hemen Galatasaray ile aynı sorunları gördük sahada; oldukça geriden kurulan oyun ve saha içi hareketsizlik. Cole nispeten içeri girse de, arkasında bekleyen Konchesky'nin patlamaya hazır bomba görüntüsü onu da tedbirli olmaya itti. Glen Johnson Maxi'den daha fazla gördü rakip ceza sahasını. Hodgson'ın planında Gerrard'ı içeri sokmak vardı ama, oyun bu kadar geniş kalınca, 4 kişinin içinde tek başına bekleyen Torres'e top şişirmekten başka bir alternatif gelmedi ataklarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol kenardaki gedik Hodgson tarafından kapatılmayınca Berbatov cezayı ikinci kez kesti. Gol çok spektaküler bir gol; ancak Konchesky'nin Nani karşısında dağılmasını, Berbatov'un o kadar kolay topa vurmasını kabul etmek mümkün değil. Sonrasında bir anlık parlama ve arka arkaya gelen 2 gol. 2.gol öncesi Vidic'in atılmayışı hakem takdiri gibi görünüyor; maçı ilk seyrettiğimde direk kırmızı demiştim ama, ikinci seyredişimde Van Der Sar'ın topu alma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu farkettim. Bu dakikadan sonra N'Gog'un oyuna girmesi, Meireles'in sağ kenara geçişi, Hodgson'ın rüzgarı arkasına alan takımın maçı kazanması için düşündüğü hamle idi. Ancak bu hamle takımı ciddi anlamda bozdu. Meireles-Jova değişikliği ise takımı direk kendi ceza sahasının içine itti.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQwkr4MPI/AAAAAAAAB0Y/M7r2rdNPWh0/s1600/Man-Utd-v-Liverpool-021.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 231px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQwkr4MPI/AAAAAAAAB0Y/M7r2rdNPWh0/s400/Man-Utd-v-Liverpool-021.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519039032521666802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tercihler ve düşünceler bilinmez; yapılanların sonuçları ortada olduğundan eleştiri yapmak da daha kolaydır. Bana göre ilk Premier Lig maçı için harika bir oyun oynayan Meireles'in çıkması özellikle rakibin bağlantılarını felç etmişken ciddi bir hata oldu. Yorulan ve arkasını kollamaktan oyunu oynayamayan Cole'un arkasını Agger ile daha erken sağlama almak, Torres-Jova değişikliği ile takımın maçı 2-2'ye getirdiği düzeni daha dinamik hale getirmek yararlı olabilirdi. Ancak çift forvet sonrası, Meireles de kenara gelince takım uzun oynamaya başladı; ikinci toplar süpürülemeyince toplar olduğu gibi kaleye dönmeye başladı. 1.5 senedir formu yerlerde Carra Berbatov'a vurdurduktan sonra bitime 10 dakika kalmasına rağmen maç bitti. Fergie Anderson ve Gibson'ı alıp göbeği yeniledi; zaten çıkamayan Liverpool hepten kayboldu sahadan.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQqU9liKI/AAAAAAAAB0I/UU5FT7fXG64/s1600/muliv.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk hafta Arsenal'e Reina'nın hediyesi ile 1 puan veren, deplasmanda ilk 4 savaşı veren iki Manchester takımı ile oynayan Liverpool için, bana göre tek kayıp Birmingham deplasmanı. Zaten Hodgson da maç sonunda takımın şu ana kadar ki en iyi futbolu oynadığını söylemiş. Kuyt'un dönüşü ile sağ kenarda yaşanan sıkıntı, Aurelio'nun dönüşü ile de sol kenardaki problem kısmen de olsa ortadan kalkar. Topla daha fazla oynama isteği en azından gelecek için umut verici. Şimdilik takımın ihtiyacı birkaç seri galibiyet ve kilit adamların form tutması. Ligin daha 5. haftasından, hem de önemli maçlardan çıkmışken ortalığın bu kadar yanması anlamsız; Jonjo, Pacheco, Wilson gibi gençlerin de süre alarak rotasyonu genişletmesi, takıma ısınmaları durumunda ilk 4 fazla uzak değil kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamdaki ideal 11 ve diziliş ile yazıyı bitireyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-2-3-1: Reina-Johnson-Carra-Agger-Aurelio-Poulsen-Meireles-Kuyt-Gerrard-Cole-Torres&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8959835561677037066?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8959835561677037066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8959835561677037066&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8959835561677037066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8959835561677037066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/manchester-united-3-2-liverpool.html' title='Manchester United 3-2 Liverpool'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJeQ8NiyKkI/AAAAAAAAB0g/0LWUizsc30c/s72-c/Man-Utd-v-Liverpool-010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8612252707751909044</id><published>2010-09-20T15:28:00.003+03:00</published><updated>2010-09-20T15:33:40.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>İnanılması Güç Gerçekler #1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJdUkJUy0kI/AAAAAAAAB0A/cIbluIsvwcI/s1600/ayhan.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJdUkJUy0kI/AAAAAAAAB0A/cIbluIsvwcI/s400/ayhan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518972848320991810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-Ayhan'dan nefret ederiz ama, hata yapmasının en büyük sebebi toptan, sorumluluktan kaçmayışı. Evet, kimler geldi, kimler geçti ama, Ayhan'dan ala "verin topu" diyen adam görmedi Galatasaray taraftarı. Sevmesek dahi cesaretine, azmine, çalışkanlığına büyük alkış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İbrahim Üzülmez Türkiye'nin en iyi sol bekidir. Futbol yaşamının her döneminde hücum katkısını da gerekli şekilde yapmaya çalışmış, yeteneği elverdiğince de gerçekleştirmiştir; son 2-3 yılda, artık sonuca etki eden adamlardan olmuştur. Profesyonelliğine, çalışkanlığına büyük alkış; örnek alınması gereken adamlardan. İsmail Köybaşı, 1-2 sene içerisinde tahtını alır bir aksilik olmazsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Her ne kadar senede birkaç saçma sapan gol yeme huyu olsa da, ülkenin en iyi kalecisi Volkan Demirel'dir. Evet, biz zamanında söylediğimizde de dalga geçildi ama, Onur Kıvrak bu yolda yenidir, zamana ihtiyacı vardır. Yıllardır Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi, Avrupa Şampiyonası gibi üst düzey turnuvalarda, elemelerinde kalede duran Volkan, gıcık olduğum saçlarına, sinir olduğum tavırlarına rağmen ülkenin en iyi kalecisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hakkındaki geyiklerden artık baygınlık geçirdiğimiz Sabri Sarıoğlu, fizik yeterlilik olarak ülkenin en iyi adamlarındandır ve gösterdiği gelişim ile ülkenin 2 numaralı sağ beki olmuştur. Üstüne koyarsa 1 numara da olabilir. Şut atamayan, vurmak için kalenin gözüne giren adamlardansa, Sabri'nin dışarı giden, kendine güvenli şutları... Yürüyedur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nihat Kahveci vakti zamanında İspanya'da harikalar yaratmış, ancak 3 kere diz bağlarını sahada bırakmış, 31 yaşında bir futbolcudur. Bırakın futbol oynaması, koşabilmesi mucize iken sahada yapabilecekleri ile ilgili beyin fırtınaları üretmek abestir. Şimdi verdiğinin %15 fazlasını verir Nihat. Ne daha fazlası, ne daha eksiği. Senelik 3.5 milyon € çok paradır, Beşiktaş'ın kendi çocuğuna kıyağı olmuştur. Sağlık olsun demek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mehmet Aurelio ile ilgili "koşan, basan, ısıran" gibi laflar okuyorum 2 haftadır. İlk olarak, aynı Nihat gibi, Aurelio da ciddi bir sakatlık geçirmiştir ve bu geç bir yaşta başına gelmiştir. İkincisi şu; sizin anlattığınız adam Aurelio değil. Kim bilmiyorum ama Aurelio değil. Aurelio her zaman basit oynayan, al-ver yapan, boşluklara giden bir adamdı. Ha; bundan yıllar önce o gençken, Mustafa Sarp görevleri vardı, giriyodu kenarlara falan. İyi de, zaten Aurelio hücum oyuncusundan devşirmedir o pozisyona. Neyse; Aurelio Gattuso değildi, olmayacak da. Uyanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Necip Uysal'ın biz futbolseverlerde uyandırdığı heyecan ile, Nuri Şahin'in uyandırdıkları aynı; gariptir ki Milli Takım kaderleri de benzer gidiyor. Neyse; bu adamların yeteneklerinin önüne kimse geçemez. Onlar gelene kadar ülkenin en iyi orta saha oyuncusu Emre Belözoğlu'dur. Özellikle kalitesi biraz yükseldiğinde rakibin, yanındaki oyuncuların sırıtması oldukça normaldir. 8 senesini Avrupa'da geçiren bir adam olarak, benim gözümde gereken gelişmeyi gösteremese de, Emre çok iyi futbolcudur. Baros'un sakatlığı ile de dolaylı yoldan ilgisi vardır; Baros ters basmıştır, Emre ayağına basmamıştır. Futbolda bunlar vardır; kininizi, öfkenizi yanlış yönlendirmeyin, kör olmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ersun Yanal iyi teknik adamdır; ama oyuncu yönetimi kötüdür. Yetenek bulmada, çalışmada, rakibi analiz etmede ülkenin en önde gelenlerindendir. Erken aldığı kararlar kariyerini duraklatmıştır. Manisa ve Gençlerbirliği onun parlattığı adamlardan dünya para kazanmıştır ama, bu dünyada herkes yere düştüğü anla hatırlanır. William Shakespeare'in de dediği gibi: "Başarı, dünyadaki tek Tanrı".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8612252707751909044?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8612252707751909044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8612252707751909044&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8612252707751909044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8612252707751909044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/inanmas-guc-gercekler-1.html' title='İnanılması Güç Gerçekler #1'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJdUkJUy0kI/AAAAAAAAB0A/cIbluIsvwcI/s72-c/ayhan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4252973520207051980</id><published>2010-09-20T12:01:00.004+03:00</published><updated>2010-09-20T12:14:09.954+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Asıl kim şerefsiz ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJcldf7EyzI/AAAAAAAAAV0/Ge60P3Qjewg/s1600/11586920.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJcldf7EyzI/AAAAAAAAAV0/Ge60P3Qjewg/s400/11586920.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518921057081543474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünkü maç yazısında biraz değinmiştik futbolun ötesindeki konular başlığı altında ama bugün gazetelere de yansıyınca ayrı bir başlık açmak elzem oldu. Dün Quaresma'nın Gökhan Gönül'e sert girdiği ve sarı kartla cezalandırıldığı pozisyonda Aziz Yıldırım'ın ayağa kalkarak "Hassiktir ordan, Allah belanı versin şerefsiz" diye bağırdığı kameralar tarafından açıkca görüntülendi. Şimdi federasyonun ne karar vereceği bir yana burada Aziz Yıldırım'a sormak lazım "Asıl kim şerefsiz?" diye. Yanında oturttuğu "iyi bombacı çocuklar"ın abisi ve hamisi, yüz binlerce dolarlık zırhlı aracıyla gezen, Dolmabahçe Sarayı'nın gülü muhtıracı eski genel kurmay başkanıyla birlikte, protokol tribününü dün yine sirke çevirdi Aziz Yıldırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan küfür ve seviyesiz tezahüratlar nedeniyle en ateşli taraftar gruplarını bir bir tasfiye eden Aziz Yıldırım diğer yandan sıfatına bakmadan gönül rahatlığı ile bir amigo gibi maç izleyebiliyor tribünlerden. Öncesinde Beşiktaş'a yapılan iki net faulun çalınmaması sonucu Quaresma'nın sinirlenip Gökhan'a yaptığı hareket elbette mazur görülemez ancak bu pozisyonun maç içinde tansiyonu yükselten Cüneyt Çakır'ın eseri olduğu da ayrı bir gerçek. Ayrıca pozisyon sonrası İbrahim Üzülmez de itirazlarından dolayı sarı kart gördü. Başta Emre ve Bilica olmak üzere kendi oyuncularının yaptığı çirkefliklere göz yuman, takımının lehine yapılan hataları görmezden gelip her mağlubiyet ve başarısızlıktan sonra başkalarını suçlayarak kendi başarısızlığını gizlemeye çalışan Aziz Yıldırım, bu basiretsiz federasyon olduğu müddetçe at koşturmaya devam edecektir. Nasıl ki biz Demirören'in Mahmut Özgener'e çektiği mesaj sonrası ceza almasını doğru bulduysak, Fenerbahçe seyircisi de takımlarına duyulan bu nefretin iyiden iyiye büyümemesi için bir an önce bu adama dur demelidir. Maç içinde yaşanabilecek bir sertlik sonrası Türkiye'ye gelmiş geçmiş en yetenekli oyunculardan birine oturduğu yerden küfürler eden ve şerefsiz diyen Aziz Yıldırım oturup iyice düşünsün, asıl kim şerefsiz diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4252973520207051980?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4252973520207051980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4252973520207051980&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4252973520207051980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4252973520207051980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/asl-kim-serefsiz.html' title='Asıl kim şerefsiz ?'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJcldf7EyzI/AAAAAAAAAV0/Ge60P3Qjewg/s72-c/11586920.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-7356754616395688356</id><published>2010-09-19T22:38:00.007+03:00</published><updated>2010-09-19T23:26:27.100+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Fenerbahçe:1 - Beşiktaş:1 &amp; Futbol ve Ötesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxdfdNbXI/AAAAAAAAAVU/dXlZ8hLzg_k/s1600/untitled.bmp2.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 350px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxdfdNbXI/AAAAAAAAAVU/dXlZ8hLzg_k/s400/untitled.bmp2.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518723144863280498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle belirtmeliyim ki, hafta içinde Londra'ya dönmem ve yerleşme telaşı sebebiyle tam bir derbi atmosferinde geçiremedim haftayı. Beşiktaş'ın CSKA Sofia maçını öncelikli olarak düşünmesi, Fenerbahçe'nin de ortamı germeden maça hazırlanması yaygaracı medyaya çok fazla fırsat vermedi. Yalnız Schuster'in Fenerbahçe için yaptığı "yaralı hayvan" benzetmesiden medet uman başta Zürriyet gazetesi ve sarı-lacivert medya bu benzetmenin Lucescu'nun "at-köpek" atasözüyle uzaktan yakından alakası olmaması nedeniyle umduğunu bulamadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda CSKA maçı yorgunu rotasyona muhtaç Beşiktaş, diğer yandan Schuster'in dediğini biraz daha yumuşatırsak "yaralı aslan" Fenerbahçe vardı. Fenerbahçe kötü gittiği dönemlerde oynadığı derbileri kazanarak çıkışa geçiyordu yakın geçmişte, taraftarından, futbolcusuna, antrenöründen top toplayıcısına kadar derbilere camia olarak çok iyi motive oluyor ve rakibine psikolojik baskı kuruyor Fenerbahçe, bunu kabul ve takdir etmek gerekir. Maç öncesi kadrolara baktığımızda Beşiktaş'taki süprizler İsmail ve Nihat'ın 11 başlaması ve "deplasman topçusu" Holosko'nun kadroya alınmayışıydı. Fenerbahçe'de ise defans kurgusunun neredeyse tamamının yabancı olması nedeniyle Stoch ve Cristian'ın yedek oturması sürpiz sayılabilirdi. Sakatlığı varsa bilemem ama Stoch'un bu maçta Dia'nın girdiği pozisyonları affetmeyeceğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça dönersek Beşiktaş ilk dakikalarda Ernst-Aurelio ve Guti üçlüsüyle orta saha hakimiyetini ele geçirdi ve Quaresma ile sürekli rakibinin bir sağ bir sol kanadını zorladı. Schuster'in Nobre tercihi son haftalardaki performanslar göz önüne alındığında eleştirilemez ancak Nobre bu kez önceki maçlardaki kadar beslenemeyenice etkili olamadı. Maça rakibini geride karşılayarak başlayan Fenerbahçe yavaş yavaş Emre'nin oyuna girmesiyle orta sahadaki hakimiyeti dengeledi, savunma özelliklerinin hep çok zayıf olmasından şikayet ettiğimiz Ekrem de Dia'yı çok kaçırdı. Zaten bu haftaya kadar oyun anlayışı gereği savunmayı önde kuran ve hızlı forvetlere karşı büyük açıklar veren Beşiktaş defansı solda Dia sağda da Gökhan Gönül'ü çok kaçırdı. Tabii Gökhan'ın ileri çıktığı anların Quaresma ve Nihat'ın yer değiştirdiği anlar olduğunun da altını çizelim. Üst üste kazandığı duran toplarla rakibini bunalttı Fener ve yine bir duran top organizasyonundan da golü buldu, golün dakikası ve Hakan'ın hatası Beşiktaş'ın motivasyonunu bir anda bitirdi ve şuursuzca oyun kurmasına sebep oldu. Böylesi büyük maçlarda, bu kadar çok tecrübeli oyuncuya rağmen bu panik havasının yaşanması özellikle Avrupa maçları için iyi sinyaller değil. Golden sonra ilk yarı sonuna kadar herkesin dilinde zaten aynı hikaye var, o yüzden burada tekrarlamaya gerek yok, Fenerbahçe o pozisyonlardan en az birini atsa maç kopardı erkenden. İlk yarıya damgasını vuran diğer olaylar ise Scuhster'in iki zorunlu değişiklik yapması ve hamle şansının kısıtlanması, bu noktada İbrahim Üzülmez'i sağ kanada çekmesi belki hücum gücünü yavaşlattı Beşiktaş'ın ama Dia'yı daha iyi marke etmesini sağladı. Hayatında ilk kez hem de böylesi önemli bir maçta sağ bek oynayan ve canını dişine takarak mücadele eden Deli İbrahim bir kez daha alkışı haketti, sırf gösterdiği mücadele için bile helal olsun demekten başka bir şey gelmiyor insanın içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxjZ_eAgI/AAAAAAAAAVc/IjkyZQFTECk/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxjZ_eAgI/AAAAAAAAAVc/IjkyZQFTECk/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518723246475575810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıya başlarken Fenerbahçe için belki de en kritik olay Emre'nin çıkıp yerine Özer'in girmesiydi. Topuz'un göbekte etkili olamaması sonucu orta saha üstünlüğünü tekrar eline alan Beşiktaş'ta golün son anlara kadar gelmemesi büyük sıkıntı yarattı. Guti-Ernst-Aurelio üçlüsünün 30 yaş üstü olması oyundan düşmelerini sağladı özellikle Guti son dakikalarda yorgunluktan dolayı büyük hatalar yaptı. Önümüzdeki hafta oynanacak Antalyaspor maçında dinlendirilmesi düşünülmeli İspanyol yıldızın. İkinci yarı topu rakip yarı alanda dolaştıran Beşiktaş gerek top kayıplarından gerekse geri dönme sıkıntısından yine birçok pozisyon verdi, ancak başta Dia olmak üzere Fenerbahçe bitirici değildi bu akşam. Kaçan bu pozisyonların çoğunda defansın önemli müdahaleleri var, o yüzden bunları yüzde yüz pozisyon olarak nitelendirmek ne kadar doğru olur bilemiyorum, defansın işi zaten o son müdahaleyi yapmak böyle olunca kaçan pozisyonları şansızlığa vurmak karşı tarafa haksızlık oluyor haliyle. Ayrıca Cenk'in yaptığı kritik müdahaleleri de kutlamak lazım, bu yaştaki bir oyuncu için hem de oyuna sonradan, takım mağlupken girip bu kurtarışları yapmak kolay değil. İkinci yarının ortalarında Aurelio'nun iyice defansa gömülmesi üzerine Schuster adeta gemileri yakarak Bobo-Aurelio değişikliğini yaptı, bu değişiklik üzerine söylediğim ilk şey "ya 1-1 ya 2-0 olur" idi. Aykut'un Baroni hamlesi Fenerbahçe orta sahasını iyice güçlendirdi ama yorgun haliyle Guti, soldan ısrarla bindiren Quaresma ve oyuna girmesiyle Nobre'nin yapamadığı savunma arkası koşuları yapan Bobo önce penaltıyı sonra da beraberliği getirdi takımına. Guti'nin tecrübesi ve soğukkanlılığının tansiyonu yüksek bu anlarda devreye girmesini görmek sevindirici. Beraberlikten sonra maaelsef her derbi maçta olduğu gibi son dakikalar ev sahibi ekibe çalınan eyyamcı düdükler ve kazanılan duran toplarla geçti ancak Fenerbahçe bu süreçte golü bulamadı ve maç bir nevi Beşiktaş'ın istediği sonuçla bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxu4LxdHI/AAAAAAAAAVk/5WjVxRuI72k/s1600/untitled.bmp4.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 374px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxu4LxdHI/AAAAAAAAAVk/5WjVxRuI72k/s400/untitled.bmp4.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518723443558806642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş açısından genel bir değerlendirme yaparsak Aurelio ve Guti'nin 90 dakika boyunca kullanılması en azından şu an için makul gözükmüyor, 2 yıldır taraftarı adeta felç eden Nihat faciası tüm hızıyla devam ediyor, savunmada ağır kalan Toraman-Zapo ikilisi önde kurulan hatta arkaya adam kaçırmayı tüm hızıyla sürdürüyor. Bu tabloda Beşiktaş'ın ihtiyacı olan bir an önce Sivok'un savunmaya dönmesi, sağ kulvara Hilbert-Holosko-Tabata üçlüsünden birinin yerleşmesi ve Nobre-Bobo-Tekke rotasyonun iyi sağlanması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe de ise dışarıdan bir gözle baktığımda Semih'in harcanması, Stoch veya Dia'nın bir şekilde yabancı sınırına takılarak aynı anda oynayamaması ve defanstaki yerli oyuncu azlığı göze çarpıyor. Alex'in geçmiş yılları hatırlatan ve "atsan atılmaz tutsan tutulmaz" tarzı oyunu da başlı başına bir hikaye.Fener'liler bu maçta girilen pozisyonlardan dolayı ileriye umutla bakıyorlardır elbet ama bu noktada bir uyarıda bulunmak lazım. Kadıköy'de Galatasaray dahil hiçbir rakip oyunu bu kadar kontrol edip, savunmayı önde kurup Fenerbahçe'ye kontra atakla oynama fırsatı vermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol dışı konulara geçmeden Cüneyt Çakır'ın maçın kontrolünü kaybettiği ve kartlarda ve faullerde yaptığı hataları sürekli telafi etmeye çalışması üzerine iyice dengeyi kaybettiğini söyleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol dışı konulara geçtiğimizde vitrinde yine aynı isimler, Aziz Yıldırım, Emre Belözoğlu ve Bilica var. Başkanlık ağır bir koltuktur ve ağırbaşlılık gerektirir, nasıl biz Yıldırım Demirören'e yaptıklarından dolayı eleştirinin en hasını yapıyorsak Fenerbahçe camiası da, hakemin zaten sarı kartla cezalandırdığı pozisyonda ayağa kalkıp ağzından salyalar saçarak küfürler eden bir başkanı kınaması lazım. Aziz Yıldırım'ın yarattığı "zafere giden her yol mübahtır" felsefesinin sahadaki temsilcileri ise Emre ve Bilica. Her pozisyonda hakemin 10 santim dibine girerek bağırıp çağıran Emre'nin futbolculuğunun onda biri kadar karakteri olsa şimdi herkesin göz bebeği olmuştu. Bilica ise geçen sezon kazdığı çukura karşı camiasından tepki almayınca işi iyice abartmış. Her ikili müdahalede rakibe giren, Quaresma'nın böbrek ve dalak bölgesine yumruklarıyla çalışan Bilica her nasılsa bu hareketlerinden dolayı kart görmekten bir şekilde yırtıyor. Son sözüm ise Volkan'a maçtan sonra hakemi ateşe attığı açıklamaları kendisinin henüz galip gelememeyi hazmedecek olgunluğa erişmediğini gösteriyor, yaptığı bu açıklamalar Türkiye'nin son yıllarda yetiştiridği en iyi kaleciye yakışmıyor, kendini küçültüyor maalesef Volkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZx3Qc1uWI/AAAAAAAAAVs/urrACNbHXKI/s1600/untitled.bmp1.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 288px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZx3Qc1uWI/AAAAAAAAAVs/urrACNbHXKI/s400/untitled.bmp1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518723587511794018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlara eminim ki Fenerbahçe'liler tepki gösterecek ve eleştiriceklerdir ancak tarafsız bir gözle baktıklarında oyuncularının yaptıklarının maçı çirkinleştirmek dışında başka birşey olmadığını onlar da görecektirler. Bir konuda olaya partizanca yaklaşan Fenerbahçe'liler hariç herkesin haksız olma ihtimali oldukça düşük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak ilk yarısında olayların futbolun önüne geçtiği ve Fenerbahçe'nin farkı kaçırdığı, ikinci yarısında ise oyuna ağırlığını koyan Beşiktaş'ın sabırlı mücadelesinin karşılığını beraberlikle aldığı pozisyon açısından keyifli bir derbi izledik, umalım ki bundan sonraki derbiler futbol olarak bu maçtaki gibi olsun ama tansiyonu çok daha düşük olsun, biz de yalnızca futbol yazabilelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-7356754616395688356?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/7356754616395688356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=7356754616395688356&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7356754616395688356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/7356754616395688356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/fenerbahce1-besiktas1-futbol-ve-otesi.html' title='Fenerbahçe:1 - Beşiktaş:1 &amp; Futbol ve Ötesi'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJZxdfdNbXI/AAAAAAAAAVU/dXlZ8hLzg_k/s72-c/untitled.bmp2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-1598134017529111426</id><published>2010-09-18T22:28:00.004+03:00</published><updated>2010-09-21T00:39:42.501+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Bucaspor 0-1 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJUbhxiCZ7I/AAAAAAAABzw/fQBquHnHgtQ/s1600/serkan.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 290px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJUbhxiCZ7I/AAAAAAAABzw/fQBquHnHgtQ/s400/serkan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518347185458145202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zeminler ile ilgili konuşmaktan bıktım. Ülkenin futbolcu altyapısından, yıldız oyunculardan, iyi futbol yönetiminden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey iyi zeminler. Futbol oynamak için birinci gereklilik olduğunu söylemeye gerek yok. Ama ülkedeki zeminler iyi olacağına geri gidiyor. Federasyonun yaptırımı hala yok? Federasyon ne işe yarıyor ki sahi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçı 2 defa izledim. Galatasaray'ın bu temposu düşük oyununun nedenlerini haftalardır yazıyoruz. Tekrarlamayacağım. Bu maç özelinde defansif zaafiyetlerin ortadan kalkmasındaki en önemli sebep, Buca'nın topu kaybettikten sonra sahasına dönmesi. Ayhan'ı takımın istatistiklerinde tepelerde görüyorsanız, rakip önde basmıyordur; bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Öte yandan ondan başka sorumluluk alan oyuncu olmayışı ve daha önceki problemlerin devam edişi, rakibin oyun felsefesi ile birleştiğinde maçın sıkıcı olması kaçınılmaz oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-2-3-1 devam edecek belli ki. Lorik Cana'nın oyuna girdikten sonra dikine oynadığı top sayısı, Mustafa ile Ayhan'ın maç boyu attıklarından fazla. Düşük tempolu set oyunları, top rakip sahaya geçtiğinde de devam edince duvardan döndü. Bozuk zemin sadece pas imkanını değil, driplingi de engelliyor. Üzerine bir de orta sahayı ve kenarları sıkı kapatan bir rakip olunca, futbol kabızı takım durdu. Özel yeteneklerin yetileri de çalışmadı. İtiş kakış halinde giden maç da, hiç beklenmedik bir pozisyonda, hiç beklenmedik bir adamın, hiç beklenmedik bir vuruşu ile çözüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buca'nın bundan fazlasını oynayacak bir kadrosu var ama hocaların felsefeleridir önemli olan. Bülent Uygun'un takımı sürekli yenilgiler alıp güven kaybına uğramazsa, daha da sertleşecektir. Kenarlardaki çabuk adamlar, en öndeki Manucho'yu sistem içerisinde iyi tamamlasalar da, arkayı güvende tutma adına takımın oyunu öne itmeyişi kısır bir görüntüye sebep oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Turan faciasından sonra, oynanamayan futbola rağmen Serkan Kurtuluş'un görüntüsü sevindirici. Eskiye göre daha kuvvetli, daha dikkatli. Bu hafta Sami Yen'de göstereceği performans geldiği seviye için daha uygun bir değerlendirme olur. Insua'nın bindirecek bir pozisyonu olmayınca, maç boyu rahat rahat bekledi kenarda. Kewell'ın zeminle mücadelesi, Misimovic'in takıma yabancı oyunu, Baros'un yalnızlığı, Neill ve Servet'in oyun geriden kurulduğundaki rahat görüntüsü kenara yazabileceklerimiz. Ayhan yeterli olamasa da, görevini en çok yapmaya çalışan adam. Ufuk'un kendine güveni artıyor ama, geri paslardaki kötü gidişi devam ediyor. Çalışmıyor veya çalıştırılmıyor! Pino skor sonrası için önemli bir koz. Rezil zemine rağmen son 10 dakikadaki patlamaları dikkat çekici. Tekniği iyi, kuvvet için biraz daha zamana ihtiyacı var. Bir uyarı; bizim taraftar topu bekleyen, yerini boşaltmayan, rakiple boğuşmayan adamı pek sevmez. Daha şimdiden Keita sesleri de yükselmeye başladı zaten. Ben Pino ile ilgili görüşlerimi, beklentilerimi yazdım. Ocak ayı geldiğinde dediklerim çıkmazsa atış serbest.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Sarp giderek kanser halini alıyor. Saha içindeki artık midemi bulandıran el, kol hareketlerini bir kenara bıraktım, kaçak oyunu, yalancı presleri de iğrendiriyor beni. Sen o küfür ettiğin adamın pası ile golü attığında o adama değil, direk Galatasaray taraftarına gidecekken, o pası atmadı diye adama kameralar önünde saydırıyorsun. O ettiğin lafları aynen sana yolluyorum Mustafa. Aynı lafları sana pası atmayan Arda'ya, Kewell'a, Ayhan'a da söylemeni bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maçtan bu kadar laf çıkardık ya, olmuşuz biz. Seriye ihtiyacı var dedik takımın. İBB maçı önemli. Onu da kayıpsız geçerse Galatasaray, yokuş aşağı gitmeye başlar. İyi futbol içinse, birkaç hafta lazım. Tek sıkıntım, 9.hafta sonrası olası girilecek bir travma. Umarım olmaz. Buna gerek yok çünkü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-1598134017529111426?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/1598134017529111426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=1598134017529111426&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1598134017529111426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1598134017529111426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/bucaspor-0-1-galatasaray.html' title='Bucaspor 0-1 Galatasaray'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TJUbhxiCZ7I/AAAAAAAABzw/fQBquHnHgtQ/s72-c/serkan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5162990999521254171</id><published>2010-09-18T19:04:00.000+03:00</published><updated>2010-09-18T19:05:04.232+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serbest Atış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>...</title><content type='html'>Genelde geç kalkar, kahvaltıdan sonra dişlerimi fırçalarım. "Futbol asla sadece futbol değildir" demem ama, her tuvalet seansında mutlaka futbol ile ilgili bir şeyler okurum. Günde 6-7 bardak kahve içerim, yarı Amerikalı sayılırım ama filtre adamı uğraştırır; Tchibo'dan aldığım aromalı kahve de iş görür sanırım. Fotomaç, Fanatik okumam; 12 sayfayı doldurmak için, her yalanı yazacaklarını iyi bilirim. Fatih Terim'den nefret ederim; bana göre dünyanın en şanslı adamlarındandır; şansı öyle maçlarla döner ki, önceki maçlardaki rezilliklerini kimse konuşmaz. Ersun Yanal'ı severim; teknolojiyi kullanmayı bilir, iyi futbol oynatır, giderken takımlarına iyi şeyler bırakır. Ama sen görmezsin Manisa'nın onun getirdiği oyunculardan 20 milyon €'dan fazla kazandığını. Bugünlerde federasyonda neyse ki; belki diğer Mesut'ları kaçırmayız. Avrupa liglerini yakından takip ederim. İspanya'dan takım tutmam ama, Barcelona'nın futbolu da iştahımı kabartır. Franco'nun yaptıklarını iyi bilirim de, Madrid'e gıcığım Franco'dan da ötedir. Lig artık 2 başlı ama, Mallorca'yı severim; gidip tatil yapmalı. Barcelona'da mutlaka paella yenmeli. Puerta'yı değil de, Foe'yi düşürdün aklıma; ne karanlık bir andı hayatlarımızda. Allah rahmetini eksik etmesin; biz de onu bu vesile ile anmış olalım. İngiltere'de işler hep iyi gitmiştir; Premier Lig dünyanın en iyi ligidir kim ne derse desin. Liverpool, Galatasaray dışında desteklediğim tek takım ama liman işçileri ile alakam yok. Pink Floyd dünyanın gördüğü en iyi gruptur bana göre ama, "ondan ala Beatles var" dersen de ses etmem. Manchester United'dan nefret edemem; ecnebi memlekette gittiğim iki yerden biridir Manchester, Old Trafford da çimine basabildiğim 2-3 staddan biridir. İzin vermezler, atıyorum dimi? Her boku sen bilirsin zaten. Ferguson iyi hocadır derim ama, Shankly'dir, Clough'dır benim has adamım. Fransa ligi ile aram yoktur ama, nerede o Juninho'nun frikikleri? Babam orada okumuş; ondan biraz PSG sevgim vardır içten. Paul Le Guen kötü hocadır ama, Puel de az gıcık etmedi son dönemlerde. Almanya'da da tutacak takımım yok; Feldkamp'ın, Hollman'ın, Falco'nun hatrına severiz Almanları da, Skibbe'nin hatrına Frankfurt'luyum şu sıralar... Jose Mourinho iyi teknik adam, kötü karakterdir; egosu küçük, kompleksi çok zavallıların hoşuna da gider kendisini tanrı ile karşılaştırması. Eğer sen söylersen Tanrıya eş koşmaktan recm edilirsin; aman diyeyim. Yabancı medyayı takip etmeli de, Guardian dışındakiler de dişe dokunur bir şey yok; futbolcu karısı görmek istersem The Sun'a, asparagas okumak istersem Daily Mail'e de bakarım. Bir sürü futbol kitabı okudum da, Kundera antolojisinden sıra gelmedi Galeano'ya; sahi okunacak ne kadar çok şey var dimi? Yunan futbolunu sevmem de, şu Rivaldo keşke geleydi Galatasaray'a. Endüstriyel futbolun, oyunu ne hale getirdiğini görür üzülürüm, zararlarını da, faydalarını da aynı cümlede söylerim; yoksa liboş muyum ben? Fanzin okumadım, okumam da; kitelelerin beyninin olmadığını mitinglerden öğrendim. İslam Çupi'yi rahmetle anarım ama, gram hazzetmem kendisinden; ölenin arkasından hak ettiğini söyler, "Fenerbahçe Holiganizmini" körükleyenlerin başında onun geldiğini sağda solda söylemekten çekinmem. Hıncal Uluç ülkenin kanserlerindendir ama, fırsatını bulduklarında eleştirenlerin de ondan geri kalmadığının farkındayım. Messi çok iyi futbolcudur ama, Steven Gerrard'ın yeri başkadır. Maradona bende hayal meyal; ama Gheorghe Hagi ilk frikik golünü attığından Sami Yen'deydim. Hollanda ligine gitsem 10 gol atarım gibi de, milli takımları bir başka. Sahi, görmedik, nereden bileceğiz "Total Futbol"u? "Seeing is believing" unutmam, yabancı kaynaklı alıntılar yapmaktann da geri kalmam. Abdullah Avcı iyi başlamıştı ama, bozdu kendini; "yere yatsana" dediğide Beşiktaşlılar kızmıştım ama, sahadakini görünce hak vermemek elde değil. Tanju'yu da severiz ama, Prekazi'dir asıl olan. Hakan Şükür iyi futbolcu, kötü adamdır; kalbimde yeri yoktur, kimse Galatasaray'dan büyük değildir. Boca'yı sevmem inanır mısın; ben River Plate'i tutardım ama, bir arkadaşım oldu, ondan dolayı Lanus sevdalısıyım artık. Süper Lig'de kim olur bilmem ama, tuttuğum takımın formasını gönül rahatlığıyla giyemediğim şehire kafam girsin. Katalanları tanımama ama, benden güzel Türkçe konuşan Basklı bir arkadaşım var; sahi takım tutmuyorum demiştim ama  Bilbao'nun yeri de ayrıdır bende. Öyle iğrendiğim adam da yoktur futbolda ama Van Gaal'i, Rijkaard'ı, Ancelotti'yi, Lippi'yi bir başka severim. Baggio iyiydi de, Gerrard'ı ne çok severim bir bilseniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece yattım, fosur fosur uyurum diye beceremedim. Bugün Galatasaray maçı var da, düşündüm durdum takım nasıl kazanır diye. Futbol nedir bilmiyorum ama, adım Can, yaşım da 25. Geçen sordu babam "adam oldun mu?" diye. "Herhalde dedim". Meğer futbol sadece futbol değilmiş, ben aslında ben değilmişim, bilemedim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5162990999521254171?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5162990999521254171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5162990999521254171&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5162990999521254171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5162990999521254171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/blog-post.html' title='...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2846569000688098129</id><published>2010-09-17T00:22:00.004+03:00</published><updated>2010-09-17T00:41:42.353+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='UEFA Avrupa Ligi'/><title type='text'>Tanıdınız mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJKO7hOBfVI/AAAAAAAAAVM/8oErwGqUG0s/s1600/28.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 389px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJKO7hOBfVI/AAAAAAAAAVM/8oErwGqUG0s/s400/28.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517629646662892882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır vakit ayırıp yazamıyorduk bloga, bu hafta başında Londra'ya döndüm tekrardan ve iyice yerleştikten sonra düzenli yazmaya devam edeceğiz elbet. Bugün de Beşiktaş - CSKA Sofia maçını çok aralıklarla izleyebildiğim için sağlıklı birşey yazmak mümkün değil, hakkımızı pazar günkü derbiye saklayalım düzgün bir yayın bulabilme umuduyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün UEFA Avrupa Ligi sonuçlarına bakarken kendimi bir anda günün en süpriz sonuçlarından birini alan Aris'in kadrosunu incelerken buldum. Son şampiyonu 1-0 ile geçerek süper bir başlangıç yapan Aris'in hikayesini geçen sene sınıftaki Yunan bir arkadaştan duymuştum. Çok sağlam yatırımlar yaptıklarını Hector Cuper'in takımın başına geçişiyle birçok tecrübeli oyuncu ile genç yıldızları harmanladıklarını söylemişti bana Yunan arkadaşım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadroya şöyle bir göz attığınızda genç yıldızlardan Ricardo Faty ve Toni Calvo göze çarpıyor ilk bakışta. Kadroda oldukça fazla yabancı oyuncu var, özellikle İspanyol ve Brezilyalı oyuncular göze çarpıyor. Brezilya'lı savunma oyuncusu Neto ve yine bir savunmacı olan İspanyol Oriol yine tanıdık isimlerden. Tecrübeli oyunculara baktığımızda ise Tunus'lu Nafti, İspanyol forvet Koke, FM'cilerin tanıyacağı Guatemala'lı Carlos Ruiz ve Litvanya'lı orta saha oyuncusu Cesnauskis yer alıyor. Kadroya geçen sezon katılan en süpriz isim ise hiç kuşkusuz yıllardır beklenen patlamayı yapamayan ve bir Amerikan pazarlama balonu olduğuna gün geçtikçe inandığımız Freddy Adu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu isimlerin dışında gözüme çarpan ve daha önce hem medyamızda yer almamasından hem de benim haberim olmamasından dolayı üzüldüğüm bir isim, bir eski dost dikkat çekiyor. Beşiktaş'ın yıllar süren tandem problemine oynadığı 2-3 sezonda son veren, Kadıköy'de attığı gollerle gönüllerde taht kuran ve Zago ile 100.yılda yakaladığı uyum ile unutulmazlar arasına giren Ronaldo Guiaro'dan bahsediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'tan ayrılıp ülkesine, Santos'a giden Ronaldo orada geçirdiği 1 sezonun ardından 2007-2008 sezonunda gelmiş Ege'nin karşı yakasına. 4.sezonuna giriyor bu sezonla birlikte Aris'le ve istatistikleri onun vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. İlerleyen yaşına rağmen Cuper'in de gözdesi olmuşa benziyor Ronaldo. Bu sezonla beraber 90'dan fazla maça çıkıp 4 kez de ağları havalandıran Ronaldo, bu gün de Atletico Madrid karşısında takımındaki yerini almış ve 90 dakika sahada kalmış. 36'lık Ronaldo adeta erken harcanan yabancılar listesine beni de ekleyin dercesine sessiz sedasız top koşturuyor burnumuzun dibinde...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2846569000688098129?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2846569000688098129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2846569000688098129&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2846569000688098129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2846569000688098129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/tandnz-m.html' title='Tanıdınız mı?'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/TJKO7hOBfVI/AAAAAAAAAVM/8oErwGqUG0s/s72-c/28.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8150930921600545440</id><published>2010-09-13T23:31:00.005+03:00</published><updated>2010-09-14T01:21:41.788+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 1-0 Gaziantepspor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TI6K8scV9xI/AAAAAAAABzo/ySg5Q64Bg8E/s1600/metin.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 397px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TI6K8scV9xI/AAAAAAAABzo/ySg5Q64Bg8E/s400/metin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516499368902260498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1 ay içerisinde ciddi anlamda silkelenen bir takımın son andaki transfer çırpınışları ve Eskişehir galibiyeti ile geldiği nokta pek iyi değil. Oyun anlamında Galatasaray'ın vurulacak çok yanı var ama, özellikle bu kadar rezil bir maçta neresinden tutmamız gerekli bilemiyorum. Arda'nın Galatasaray için anlamı büyük. Onun dışında kendimizi tekrar etmekten başka bir şey yapmayacağız aşağıdaki satırlarda. "Oyun boyu, yerleşim, temel hareketler" geyiklerini okumaktan sıkılanlara kısa özet geçelim ve kapatalım yazıyı bu paragrafta; kötü oynayarak kazanmak, bir galibiyet serisi yakalamak önemlidir. İyi futbol zamanla gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen yapı içerisinde, aradan geçen 1 yılda sıkça bahsettiğimiz köprü oyuncular önemlerini 2 kat arttırdılar. Ayhan ve Mustafa'nın defansın önüne yerleşmesindeki mantık Misimovic-Elano-Kewell üçlüsüne rahat hareket alanı sağlamak. Bu blogda, sistem incelemeleri kısmında 4-2-3-1 üzerine uzun laflar ettik. Arkasını sağlama alan bu yapının temelinde çabukluk ve iyi alan paylaşımı, kenar oyuncuların sıklıkla iç dış oyunu ile kullanılması var. Bugün gördüğümüz rezil oyunun nedenleri nedir peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak yine geniş alanda kalan oyun. Tolunay Kafkas'ın istediği ön alan presi Galatasaray'ı uzun top oynamaya itmemeli. Ancak bu problem çok uzun zamandır var. Takımın bu tür baskılarda geride sıkışıp, ayağa pas ile çıkması elzemken, birbirlerinden uzak ve kötü alan paylaşarak geniş alana yayılması skandal. Maçın tamamına yakınında geriden atılan uzun toplar ya rakibe gitti, ya da indirilen topları rakip zorlanmadan aldı. Yer paylaşımında yaşanan ciddi sıkıntılar da üzerine cila attı bu durumun. Bir sonraki aşama ileride tutulamayan top. Rakibe sırtını dayayamadı Galatasaray'ın kenar adamları. Elano'nun fizik olarak bitik görüntüsünün yanında, Galatasaray formasının içinde ne işi olduğunu anlayamadığım Ali Turan'ın futbol kepazeliği, Mustafa Sarp'ın yer kaybedişi ve Misimovic'in uyum sıkıntısı ile bir araya gelince toplar duvara çarpmış gibi Galatasaray yarı sahasına döndü. Aynı şeyler sol kenar için Ayhan özelinde geçerli. Sıkışmadıkça, birbirlerinden uzak kaldıkça, hareket etmedikçe de devam edecektir bu sıkıntılar. Bu sistemde oyunu itecek adamlar ön ikili. Onların hiçbir şekilde kenarlara yardım etmeyişi de topu taşıyamayan bir Galatasaray ortaya çıkardı. Ön alan presi de olmayınca 40-50 metrelik geri koşular başladı. Maçın genelinde de değişmedi bu durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarının başındaki 10 dakika aldatıcı olmasın. Değişiklikler ve taraftar itelemesi ile girilen birkaç pozisyon rakibi panikletti ve yalancı bir baskı oluştu. Bu baskıda Insua'nın pasında Baros golü atsa Galatasaray baskıyı daha erken yiyecekti! Kewell'ın attığı penaltıya kadar izlediğimiz kısım da bu durumun göstergesi. Sabri-Aydın eklemesi bile takımı %20 ileri taşıdı. Ancak bana göre asıl sorun -bu lafı kullanmayı sevmesem de- merkezdeydi. Ayhan ve Mustafa'yı maçı tekrar izleme şansı olanlar mutlak suretle takip etsinler. Özellikle Mustafa Sarp'ın yerini sürekli kaybetmesi, eski sistemdeki gibi ileri çıkışları takımın başına büyük çoraplar örebilirdi. Rakibin rahat top kullanmasına izin vermeleri, sürekli jog halinde koşmaları, kenarlara yardım etmeyişleri bugün izlediğimiz fiyaskonun ana nedenleri. Kewell'ın Insua ile yaşadığı frekans problemi o kanadı da etkisiz hale getirirken, sakatlıktan çıkan Kewell'ın düşen temposunu patlaması kuvvetli Pino ile arttıran Rijkaard'ın kafasında muhakkak kontra ile ikinciyi bulmak vardı ama bu tercihe katılmıyorum. Maçın başından sonuna merkezde yaşanan problemi, oyun ve pozisyon bilgisi ile, dikine oynama kabiliyeti ile Lorik Cana giderebilirdi. Gelmeyen ikinci gol sonrası takımın iyice kabızlaşması ve rakibin göbeği rahat rahat geçişi de tercihlerdeki sıkıntıyı gösteriyor. Takımın güvensizliği son dakikalarda yine başa iş açacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emiliano Insua'nın maç temposu düşük şu an için. Uzun koşularda ve kısa mesafede patlamada şimdilik sorun çekse de, birkaç haftada temposunu bulacaktır. Özellikle konsantrasyonu, oyunu takibi ve okuyuşu, saha görüşü takımdaki tüm bek oyuncularından iyi. Misimovic için biraz daha zaman lazım. Arkadaki oyuncuların ona ön tarafta serbestlik sağlaması şart. Topu gevelemiyor. Bu kadar çabuk ve doğru karar veren bir supporter Rijkaard'ın istediği yapı için bulunmaz nimet. Galatasaray'ın en çok koşan oyuncusu. Bir "Alex koşmuyor yea" vakası ile karşı karşıya kalmamız muhtemel. Bireysel anlamda düşük performansların cirit attığı takımda, Aydın Yılmaz'ın çabasını es geçmem mümkün değil. Yeteneklerine inancımın tam olduğu adamlardan Aydın. Çalışması, kendisini futbola vermesi durumunda da bekleneni yapacağından şüphem yok. Pino ise hakkında yazdıklarımın altını kalın çizgilerle çiziyor; ne eksik ne fazla. Bazen direk, bazen kenardan gelerek oynatılması ve sakatlanmadan uzun süre oynayarak devam etmesi, maç yükü kazandırılması onu injury prone durumundan kurtarabilir. Yetenekleri bu ülkeyi aşabilecek düzeyde. O sakatlıklar onu buralara getirmiş. Kewell'ın kendi fizyoterapisti var; bana göre kulüp benzer bir uygulamayı Pino için yapabilir. Oyuncuyu kazanmaktan bahsediyoruz çünkü burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep'i genel olarak beğendim. Fizikleri iyi, ayağa ve çabuk oynuyorlar ama topu geveleme sorunları var. Tolunay Kafkas'ın bu problemi çözecek oyuncu tipi ile arası pek iyi değil. Oysa Jorginho ya da Erman ile forvetten bir eksilme ile çözülebilecek bir sorun bu. Yabancı kaliteleri de, yerli kaliteleri de lig seviyesinin üzerinde. Bu kadronun daha yukarılarda olacağına da inanıyorum. Maçın yıldızı olarak gösterilen Ivelin Popov ise bizim çocuğumuz sayılır; blogun dönem dönem coşan yazarı &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Hattu&lt;/span&gt;'nun bana gösterdiği, o günden beri de yakından takip ettiğim bu güzel adamın lige damga vuracağına şüphem yok. Diğer takımlar için kaçan bir fırsattır Popov; yine de kafalarını duvarlara vuracak olanlara Litex Lovech'i yakından takip etmelerini önerelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü oynarken kazanmak önemli. Seri yakalayıp takımın güvenini kazanması önemli. Daha önemlisi takım bağlarını sağlamlaştırmak. Galatasaray önümüzdeki 2 haftayı kayıpsız geçerse seri bir toparlanma periyoduna girer, zamanla iyi futbol da gelir. Arda'nın dönüşü sonrası Cana içeri girer, Kewell kulübeye. Zaten olması gereken de bu gibi görünüyor benim durduğum yerden. Sabır, biraz daha sabır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8150930921600545440?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8150930921600545440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8150930921600545440&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8150930921600545440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8150930921600545440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/galatasaray-1-0-gaziantepspor.html' title='Galatasaray 1-0 Gaziantepspor'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TI6K8scV9xI/AAAAAAAABzo/ySg5Q64Bg8E/s72-c/metin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-2206415818643632579</id><published>2010-09-07T22:59:00.004+03:00</published><updated>2010-09-07T23:58:46.212+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milli Takım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Türkiye 3-2 Belçika</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIanQdWxsbI/AAAAAAAABzY/bXiia8APNLA/s1600/%C3%B6mer.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIanQdWxsbI/AAAAAAAABzY/bXiia8APNLA/s400/%C3%B6mer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514278694961656242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hiddink'in ne yapmak istediği ile ilgili hiçbir fikri olmayan, Hiddink ile hiçbir ilgisi olmayan ve at gözlüğü ile "milli takımın hocası Türk olsun" diyen bir güruh var. Takım kötü sonuç aldığında vurdukları noktalar beraber çok fazla çalışılamaması, sistemin olmayışı, vs. ... İşin bu paradoksal kısmını bir kenara koyacak olursak, bir sıkıntı olmaz da gidersek, 2012 Haziran'ında görebiliriz Hiddink'in takımını. Futbol mantığının kulüp takımlarında oturması aylar, yıllar alırken bu tarz bir sabırsızlığın ve sergilenen anlamsız saldırganlığın nedenini anlamak güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maça başlarken kağıt üzerinde 4-3-3 gibi çıktığımız yapının pek de öyle olmadığını ilk 15 dakika sonunda gördük. Kafalardaki bu olsa da, Belçika'nın 4 adamla yaptığı ön alan presi sonrası asimetrik dizilmesi gereken orta üçlü, bunun yerine stoperlerin önünde konuşlanmayı tercih edince her şey tepe taklak oldu. Sağ kenarda pek çok kez sırıtan Hamit içe kat etti, Arda sol kenarda yalnız kaldı, oynadığı süre boyunca başı boş dolanan Tuncay geriye hiç yaklaşmadı ve ortaya 60-65 metrede oynanan 7-1-2 gibi garip bir diziliş ortaya çıktı; evet işin 7 kısmı biraz abartılı ama, savunmanın önüne dizilen bu 3 orta saha oyuncusu ile ileridekiler arasındaki mesafe bu kadar genişlerse görüntünün böyle olması pek garip değil. Bana göre tercihlerden ziyade uygulama kötüydü. Yapının kati şartının saha içi hareketlilik ve kısa takım boyu olması, bunları uygulayamayışımız sonrası oluşan durum açıkçası pek de garip değil. Yıllardır süregelen duran top zaafının tekrarlanması sonrası gelen gol pek şaşırtmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın yorumcusu Rıdvan Dilmen'e katıldığım bir nokta var. Topu kaybettikten sonra geride alan savunması yapmayı becerebilen, sonrasında kaleye hızlı gidebilen bir takım değiliz. Oyunu önde karşılayıp önde oynamamız şart. Maalesef doğru olan şu; sürekli basacak takım. Başka türlü oyunu kısaltmayı da beceremiyorlar, başka türlü oynamayı da bilmiyorlar. Topu kaybettikten sonra topun arkasına geçmek için harcadığımız çaba bizim üzerimizde pek durmuyor ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarının başında gelen Semih hamlesinden ziyade, geride oluşumuzun getirdikleri nedeniyle hızlı başladık. Oyunu ön alana atmak için yüklenmek gerekiyordu. Ancak attığımız gol rakip çıkarken kaptığımız topla; saha içindeki hareketlerin maça etkileri çok büyüktür ama, Rıdvan Dilmen'in bahsettiği gibi bir gol senaryosu söz konusu değildi. Rakibi çıkarken yakaladık, bastık, önü açık kenar oyuncusuna topu ilettik, Belçika savunması altıpasa gömüldü, geriden gelen Hamit de yapması gerekeni yaptı. Dikkat edecek olursak ikinci gol de benzer biçimde gelişti. Rakibin 10 kişi kalması da son derece önemli bugün geldiğimiz noktada. Yine de oyunun doğrularını sahip olduğumuz yapıya dönünce bulmamız ironik. Kalıba girmeyen bir yapımız var ve çoğunlukla çektiğimiz sıkıntı budur ülke futbolu olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;54.dakikada TV'de bir kare var; kendi yarı sahasından topla çıkan Hamit'in karşısında yaklaşık 35 metrelik bir alanda 5 Belçikalı varken, bir tane Türk oyuncu yoktu. Kısacası takımın temel sorununu görmek için stadyuma gitmeye bile lüzum yok. Yarı sahamızı çok yavaş terk ediyoruz. Duran topların çıkıları da yavaş, setlerin başlangıçları da. Özellikle duran top dönüşlerinde rakibi kıstırabilecek konumda olamıyoruz kesinlikle; biz çıkana kadar rakip yerleşmiş oluyor. Kaleye uzak mesafede arkası dönük olan oyunculara yapılan fauller artık can sıkıyor. Kenar toplar zaten kronik hastalık halini aldı; bari sadece kornerlerden yiyelim yiyeceksek. Savunmadaki bir başka sıkıntı da uzak kenar toplarındaki yerleşim. Neden ceza sahasına giriliyor anlamış değilim. Çıkın arkadaşım dışarı. İsmail Köybaşı'na da ayrı parantez açalım; çok yetenekli, çok iyi, çok çabuk bir oyuncu ama açık bir şekilde dağınık. Özellikle içerideki maçlarda tercih edilmeli; Beşiktaş'ta da daha fazla şans bulacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIanXUA89fI/AAAAAAAABzg/9j39qo5JLBU/s1600/hiddink.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 285px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIanXUA89fI/AAAAAAAABzg/9j39qo5JLBU/s400/hiddink.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514278812713285106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, parlak oyunlarımızdan biri olmasa da, rakibin eksik kalması ile rahatlıkla sonuca gittik. Yanlışlarımız var ve olacaktır. Sezonun henüz başı ve oyuncular da ritmini bulmadı henüz. Söyleyebileceğim şu; biz bir ikinci top takımıyız. Ön alan presi, ısırmak bizim yapımızda var. Özellikle iyi pas yapan takımlara karşı alan savunması yaptığımızda dağılıyoruz; ne gerekli kaymaları yapabiliyoruz, ne de oyuncularımız oyunu okuyabilecek kadar iyi. Bana göre diziliş ya da oyuncu tercihleri ne olursa olsun oyunu itmeliyiz. Bizi değişik kılan sürpriz öğesi. Önceki elemelerde olduğu gibi, sürpriz puan kayıpları yaşamazsak, ikincilik sorun olmayacaktır; Almanya ile liderlik mücadelesi veririz. Bu pek olası değil gibi; en iyisi ikinci oluruz diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncu tercihleri ile ilgili yorum yapmıyorum; bu konudaki görüşüm yazının başındaki satır aralarında var. 2012'de de böyle olursa lafını ederiz; yoksa Nuri Şahin tribünde, Necip evinde otururken, Selçuk Şahin'in oyuna girmesi, çok sevdiğim Selçuk İnan'ın yeni gelin heyecanı, Aurelio'nun kaçak futbolu için mantıklı bir açıklama bulamıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fotoğraf:&lt;/span&gt; Hürriyet İnternet Sitesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-2206415818643632579?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/2206415818643632579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=2206415818643632579&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2206415818643632579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/2206415818643632579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/turkiye-3-2-belcika.html' title='Türkiye 3-2 Belçika'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIanQdWxsbI/AAAAAAAABzY/bXiia8APNLA/s72-c/%C3%B6mer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-8018869086798751248</id><published>2010-09-04T01:25:00.006+03:00</published><updated>2010-09-04T02:13:49.765+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aktüel'/><title type='text'>Transferde Kaset Devri Kapandı &amp; WYSCOUT Türkiye'de!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF38b3oj7I/AAAAAAAAByI/lIxNNZDt4-4/s1600/wyscout_02.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF38b3oj7I/AAAAAAAAByI/lIxNNZDt4-4/s400/wyscout_02.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512819299035156402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncekilere göre çok şanslı bir kuşak olsak da, biz de bir dönem TRT'de yayınlanan "Avrupa'dan Futbol" programını iple çekerdik. Avrupa'nın major liglerinde oynanan maçlar, atılan fantastik goller, unutulmaz yıldızlar... Sürekli izleme şansımız olmayan şeyler olduğundan bulunmaz fırsatlardı bu programlar; ayrıca sokak futbolunda kendimize biçtiğimiz rollerin kahramanları değişirdi haftadan haftaya atılan gollere göre. Bir gün abilerin maçında defans oynarken Franco Baresi olurdunuz, öbür gün boş kaleye topu yuvarlarken Jean Pierre Papin. Premier Lig'in büyüsüne kapılıp mesafe tanışmayan şutlar atardık, frikiklerde topun başına ilk giden biz olurduk. O dönemler gelen yabancı oyuncuların kim olduklarını, geçmişlerini gazetelerin eklerinden öğrenirdik. Tanıdığımız oyuncu sayısı azdı ve ülkeye gelmeleri mümkün gözükmüyordu; bu yüzden Gheorge Hagi'nin gelişi tarafımdan davullu zurnalı etkinliklerle kutlanmış, parçalı forma ile görülecek gün iple çekilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanların en büyük klişelerinden biri de, kasetlerden izlenerek alınan, adı sanı duyulmamış futbolculardı. Oyuncu paspas olduğunda "kasetten futbolcu mu alınır" lafları alır yürürken, iyi çıktı mı "büyük keşif" olarak adlandırılırdı. Yıllar yılı o kasetler gelir giderdi de, neye benzediğini hiç kestiremezdim. Bir adam geliyor, elinde vhs kasetlerle, sonra oturup izleniyor, vs. ... Gerçekten de bir futbolcu hakkında kaç tane kaset vardı ve ne kadar fikir verebilirdi bu kasetler? Bilişim çağında kasetler yerini cd lere bıraktı ve artık oyuncu kötü çıktığında "cd den, youtube dan izlenip futbolcu mu alınır?" deniyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39PkonDI/AAAAAAAAByQ/pIXWaz55LTI/s1600/wyscout_03.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 168px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39PkonDI/AAAAAAAAByQ/pIXWaz55LTI/s400/wyscout_03.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512819312914111538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özel televizyonlar, gelişen teknoloji derken artık dünyanın herhangi yerinde olup bitenden haberdar olan bizlerin, futbol özelinde kendimizce bir veritabanı oluşturmamız da zor olmadı. Menajerlik oyunları, TV'de yayınlanan Avrupa, Güney Amerika ligleri, özel futbol kanalları, kitaplar derken dünyadaki oyuncu havuzundan iyi kötü ilgilenen herkes haberdar. Gelen oyuncuları özellikle yeni nesil yakından tanıyor ve alternatiflerini kağıda yazıp "neden bu oyuncu değil de bu?" sorusunu sorabiliyor. Özellikle oyuncu keşif ekseninde, genç yetenek bulup onlardan para kazanma planlarını kendi takımları için yapanların sayısı bir hayli arttı. Hem oyuncuyu keşfetmenin, hem onu yetiştirmenin, hem de üzerine yüksek meblağlara büyük takımlara pazarlamanın gururunu yaşamanın hayalini kuruyor Türkiye'de taraftarlar.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF3-WfQ75I/AAAAAAAAByo/XpHMjiATfXM/s1600/wyscout_06.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF3-WfQ75I/AAAAAAAAByo/XpHMjiATfXM/s400/wyscout_06.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512819331950505874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir de bunu gerçeğe dönüştüren Porto, Fiorentina, Lyon, Sevilla, Palermo, Udinese gibi takımlar var. Bu takımları diğerlerinden ayıran ne? Avrupa'da birçok takımın scout sistemleri olduğunu biliyoruz ama, doğru oyuncuya onları yönelten rehber ne? Artık bu noktada başlıkta söylediğimiz, kaset devrini kapatan Wyscout'tan bahsedebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39naEQJI/AAAAAAAAByg/3Yi_IqdifPE/s1600/wyscout_05.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 193px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39naEQJI/AAAAAAAAByg/3Yi_IqdifPE/s400/wyscout_05.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512819319312236690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Wyscout İtalya merkezli bir şirket ve futbol federasyonlarına, kulüplere, menajerlere, teknik adamlara ve scoutlara oyuncu takibi konusunda destek oluyor. Avrupa'da birçok ünlü kulübün, birçok teknik adamın kullandığı sistemi bu kadar özel kılan, piyasada var olan onlarca istatistik, analiz, veri sisteminden ayırt eden nedir peki?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39bw5o5I/AAAAAAAAByY/_3CaxGIjYCc/s1600/wyscout_04.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF39bw5o5I/AAAAAAAAByY/_3CaxGIjYCc/s400/wyscout_04.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512819316186784658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Wyscout gerçek anlamda bir oyuncu takip sistemi. 50000'den fazla oyuncunun, 3000'e yakın takımın oynadığı maçların 90 dakikaları(!) sistemde mevcut. Evet, kısa görüntü, ya da oynadığı en iyi maç değil; bir oyuncu ya da takımın oynadığı tüm 90 dakikalar. İnternet bağlantısı ile çalışan sistem kullanıcısına 60'tan fazla ligi, Şampiyonlar Ligi'nden Dünya Kupası'na, Libertadores'ten, genç takım turnuvalarına kadar her türlü organizasyonu takip etme şansı sunuyor. İsterseniz sistem üzerinden izleyebileceğiniz maçları, dilerseniz sabit diske kaydetme olanağınız da var. Televizyonda yayınlanan her maçı takip eden birinin, bu bilgiler ışığında kafasında oluşmaya başlayan şeylerin heyecan verici olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5C8EuItI/AAAAAAAABzI/QN3XS6iyogE/s1600/wyscout_13.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5C8EuItI/AAAAAAAABzI/QN3XS6iyogE/s400/wyscout_13.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512820510270825170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günde 100'den fazla maçın eklendiği sistemde özellik major liglerde hafta sonu oynanan maçlar Pazartesi itibari ile sistemde gözüküyor. Bu ligleri artık dünyada herkes takip edebiliyor; Wyscout'un farkı da bu noktada devreye giriyor. Mesela Brezilya'da alt liglerin yanı sıra, 19 yaş takımlarının ligi de sistemde bulunuyor. Bunun yanında hiç bilgimizin olmadığı üçüncü dünya ülkelerinin takımlarının maçlarını da bulmak, haklarında bilgi sahibi olmak ve "kapalı kutu" klişesinden kurtulmak mümkün. Kısacası sadece futbolcu keşfinde değil, oynanacak rakipleri takip anlamında da oldukça kullanışlı bir sistem Wyscout. Şirket interaktif olarak çalışıyor. Bir oyuncunun ya da takımın yeterli sayıda maçını bulamadığınız takdirde, şirket ile iletişime geçip durumu bildirmeniz halinde, kısa zamanda oyuncunun ya da takımın oynadığı diğer maçlar sisteme ekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5BowsjmI/AAAAAAAAByw/g8bFjADvkcg/s1600/wyscout_07.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5BowsjmI/AAAAAAAAByw/g8bFjADvkcg/s400/wyscout_07.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512820487906692706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sistemin kullanılış biçimi hakkında biraz bilgi verelim. Sistemi kullanan kulüpler arasında İtalyan devi Inter de var. Inter'in kulüp bünyesinde 5 adet Wyscout sistemi var; kulüp başkanının odasında, sportif direktörün odasında, teknik direktörün odasında ve dünyayı dolaşan scoutlarda... Wyscout bilgisayar, televizyon ve ipad yardımı ile kullanılan bir sistem. Bilgisayar ile kullanımı oldukça kolay; mobil olarak kullanılmayı sağlayan usb key sayesinde yolculuklarda, havaalanında, kısacası internet bağlantısı olan herhangi bir yerde sisteme kolayca ulaşmanıza ve oyuncuları, maçları takip etmenize olanak sağlıyor. Öte yandan ipad i de benzer bir şekilde kullanacağınız gibi, antrenman sırasında dahi oyuncuları takip etmeniz, bilgisayar yerine ipad i kullanmanız mümkün. Son seçenek olan TV ise, verilen TV Box'a yapılan internet bağlantısı sayesinde benzer şekilde kullanılabiliyor. Dilediğiniz maçı sistem üzerinden seyredebileceğiniz gibi, maçları indirmeniz de mümkün. Sistemi kullanan menajerlerin transfer dönemlerinde müşterilerine oyuncularını tanıtırken bu sistemi kullandıklarını da belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5ByB6NQI/AAAAAAAABy4/ZGLFWc3LjvE/s1600/wyscout_11.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5ByB6NQI/AAAAAAAABy4/ZGLFWc3LjvE/s400/wyscout_11.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512820490394809602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir oyuncuyu televizyondan seyretmek yeterli midir? Kesinlikle hayır. Ama bir oyuncunun birkaç maçını çıplak gözle seyretmek de yeterli değildir. Wyscout'un tanıdığı en önemli getirilerinden biri, takımları gereksiz yolculuk masraflarından kurtarması. Sistem yardımı ile oyuncu havuzunu bir nevi elekten geçirme şansınız oluyor. Bu sayede hedef liste daralıyor ve sadece oluşturduğunuz listedeki alternatiflere gidiyorsunuz. Adı geçen futbolcu ile ilgili gerekli raporları hazırlamak için ciddi imkanlar sunuyor size. Bunun yanı sıra, sanırım en büyük getirisi, özellikle ülkemizdeki kulüpler için konuşacak olursak, art niyetli menajerlerin elinden kurtarması. Ülkemizde kulüpler deyim yerindeyse menajerlerin kucağında ve transferlerde başarı oranı %30 olduğunda, transferin doğru yapıldığı varsayılıyor. Dünya piyasasının bilinmemesi, oyuncunun hiç izlenmemesi gibi etkenlerin sonucu olarak, kulüpler ciddi maddi zararlara giriyorlar. Kulüpler Wyscout sayesinde bu tarz bir bağımlılıktan kurtulacağı gibi, kendi transfer listelerini de oluşturabilirler. Aynı zamanda, olası Avrupa Kupası maçları öncesinde, gelecek rakip maçları beklemek yerine, kura çekildiği andan itibaren rakiplerini etüt etmeye başlayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wyscout oldukça yeni bir sistem ve hızla gelişiyor. Şahsi kullanıcıları arasında Jose Mourinho, Arsene Wenger gibi ünlü teknik adamlar bulunuyor. Wyscout'u kullanan bazı ünlü kulüpler ve federasyonlar şunlar: Inter, Milan, Villareal,  Sevilla, Napoli, Genoa, Wigan, Federation of Romania, Lech Poznan, Wisla Krakow, Udinese, Sampdoria, Fiorentina, Lazio, Palermo, Celta Vigo, Larissa,  Real Saragoza, Recreativo Huelva, Asteras Tripolis, Tenerife, Kavala, Atalanta, Torino, Parma, FC Porto.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5CpUElSI/AAAAAAAABzA/UaSHFHWDcTs/s1600/wyscout_12.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 170px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5CpUElSI/AAAAAAAABzA/UaSHFHWDcTs/s400/wyscout_12.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512820505234937122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Wyscout, transfer sorunlu ülkemizde devrim yaratabilecek bir sistem. Gelir düzeyleri eskiye göre artmış kulüplerimiz, önceki yıllara göre daha kaliteli yabancılar getirmesine rağmen, hala bu konuda yeterli değiller ve aldıkları yabancıları birkaç ayda geri gönderiyorlar. Wyscout sayesinde Porto olunmasa dahi, birçok şey değişebilir, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wyscout Türkiye Sayfası:&lt;/span&gt; &lt;a style="font-weight: bold; font-style: italic;" href="http://www.wyscout.com/turkey.php"&gt;http://www.wyscout.com/turkey.php&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wyscout ile ilgili daha fazla bilgi almak için iletişim adresleri&lt;/span&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;berkantsoglu@gmail.com&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;m.canmutlu@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5DSDElBI/AAAAAAAABzQ/WFYSgo2Rb1I/s1600/wyscout_15_coverage.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 258px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF5DSDElBI/AAAAAAAABzQ/WFYSgo2Rb1I/s400/wyscout_15_coverage.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512820516169487378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Fotoğraflara tıklayarak büyütebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-8018869086798751248?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/8018869086798751248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=8018869086798751248&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8018869086798751248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/8018869086798751248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/transferde-kaset-devri-kapand-wyscout.html' title='Transferde Kaset Devri Kapandı &amp; WYSCOUT Türkiye&apos;de!'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIF38b3oj7I/AAAAAAAAByI/lIxNNZDt4-4/s72-c/wyscout_02.png' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-5227785947051112288</id><published>2010-09-03T17:37:00.002+03:00</published><updated>2010-09-03T17:42:32.458+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 2010-2011</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEJAH6BlII/AAAAAAAAByA/i-eEaH9SVrg/s1600/arda-baros-rijkaard.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEJAH6BlII/AAAAAAAAByA/i-eEaH9SVrg/s400/arda-baros-rijkaard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512697316605269122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Transfer dönemi biterken yapılan hamleler 4 ay gecikmeli olsa da nispeten takımı dengeli hale getirdi. Galatasaray'ın 1 seneyi aşkın süredir ortaya koymaya çalıştığı 4-3-3 sistemi bundan sonra nasıl şekillenecek, ya da bu sistemde ısrar mı edilecek, onu gelecek zaman içerisinde göreceğiz. Her ne kadar transfer tercihlerinin tam olarak doğru ve yeterli olduğunu düşünmesem de, önünde sadece lig ve kupa kalan Galatasaray'ın geçen seneki defolarının devam etmesi, bu kulvarlarda çok da ciddi sorunlar teşkil etmeyecektir kanımca. Transfer haberleri sonrası yazmadığımız Misimovic ve Insua üzerinden, Ocak ayına kadar Galatasaray kadrosunun nasıl olduğu, yapabilecekleri üzerine birkaç kelam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misimovic'i tanıtmaya gerek yok sanırım. Magath'ın Wolfsburg'unu şampiyonluğa taşıyan kadronun en önemli parçalardan biri olan Misimovic'in yaşça geç patlama yapması oyuncu üzerinde soru işaretlerinin oluşmasına neden olabilir belki. Ancak futbol aklı başka bir olgudur ve yeteneğin olgunlaşması bazı oyuncularda zaman alabilir. Yaşı ilerledikçe ortaya çıkan, yıldızı parlayan çok sayıda büyük yetenek var dünyada. Misimovic klasik bir 10 numara ve Almanya ligini yakından takip eden Borges onunla ilgili yazılabilecek her şeyi yazmış kanımca. Misimovic'in, Galatasaray'ı hücumda ivmelendireceği kesin. Devamlılığı yüksek, az sakatlanan, saha görüşü oldukça iyi, duran top ve uzaktan şut etkinliğine sahip Misimovic Galatasaray'ın benimsemeye çalıştığı sisteme uygun bir oyuncu mu? Benim bu konudaki cevabım hayır olacak. Avrupa altyapılı oyuncular alanlarını koruma konusunda oldukça disiplinli olsalar da, Misimovic için biçilen rolün rakip kaleye oldukça yakın olacağını ve Galatasaray 14 aylık problemi olan oyunu sıkıştırma sorunu çözülmedikçe takımı defansif anlamda eksik bırakacağını düşünüyorum. Alan oyunu oynama konusunda Skibbe döneminde ilerleme kaydeden Galatasaray'ın Rijkaard döneminde üzerine koymadan gerilemesi de sistemin işlerliğinin azalmasındaki etkenlerden. Bu çerçevede takımı dengeli hale getirmek için oyun sisteminde bir değişikliğe gidilmesi söz konusu olabilir. Rijkaard bu değişikliklerde pek ısrarcı bir hoca değil ama, geçen senenin ikinci yarısına girerken Elano'yu ceza sahasının önüne kadar çekerek 4-4-1-1 ve 4-2-3-1 gibi sistemleri denedi. Bu tercihlerindeki amaç bek ve açık oyuncuları arasında oluşan 50-60 metrelik genişliği daraltmak, blok bir bütünlük sağlamaktı. Ancak takımda baş gösteren hücum kısırlığı sistemi eski haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Misimovic'i geçen sene Elano'yu kullandığı gibi kullanırsa verim alamayacağı kesin. Elano'nun bu kadar arkaya çekilmesinde, baklava 3'ün bir iç oyuncusu gibi oynatılmasında defansif zaafların önüne geçmek etkendi ama Elano bu pozisyonu oynayabilecek tipte bir adam değildi ve tribünlerin, basının tepki göstermesi de geç olmadı. Buraya transfer gündemdeydi ama beklenen oyuncu yine gelmezken, şapkadan çıkan adamın Misimovic olması sistemin kısmen de olsa değişeceğine ciddi bir işaret. Bana göre geçen senenin başında benimsenen 4-2-4 gibi okunan 4-2-1-3 yapısının da bir süre sonra çalışmaması ortadaki ikilinin bağlayıcılığını zayıflığı ve genişlikti; bu sorunu çözecek oyuncular Galatasaray'da hala yok. Kısacası benzeri yapıda ısrar kumar gibi gözüküyor şimdilik...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEI_3tfE2I/AAAAAAAABx4/OtufLwnbIOg/s1600/Misimovix.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 315px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEI_3tfE2I/AAAAAAAABx4/OtufLwnbIOg/s400/Misimovix.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512697312257708898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Emiliano Insua, benim Liverpool'un solu için bir numaralı adamımdı ve Riise sonrası gelecek yılları kurtardığını düşünüyordum. 21 yaşında Arjantin'den gelen bir adamın, Liverpool'un kötü olduğu bir sezon da olsa, Premier Lig'de bu kadar çok şans bulması, Şampiyonlar Ligi'nde, Avrupa Ligi'nde forma giymesi oldukça önemli bir veri. Dengeli bir bek olma yolunda ilerleyen Insua'nın futboluna ligin ne katacağını bilmiyorum ama, satın alma opsiyonlu yapılan kiralama anlaşması Galatasaray için büyük bir şans. Yetenek avcısı Avrupa kulüplerinin 3 aydır Liverpool'un kapısını aşındırdığını biliyoruz. Bu noktada Galatasaray taraftarlarının yıllardır beklediği yıldız oyuncu keşfi de ayağına kadar geldi kulübün; yıldız adayı bir oyuncu Liverpool'un kendi iç sorunlarından çıktı ve buraya geldi. Bu tercih çok önemli; Hakan Balta'nın bek oyuncusu için ne kadar yetersiz olduğunu söylersek, bir stoper için o kadar doğru adam olduğunu da söylemeliyiz. Önemli bir veri şu; herkesin hayalini kurduğu hücum 5'lisi, geçen sene Bursa maçında sahadaydı ve ligin en sert takımlarından birine karşı, normal bir maçta verilen kadar pozisyon verildi, bol pozisyona girildi ve bu takım beklenenden iyi bir performans gösterdi. Bunun oldukça basit nedenlerinden biri hem Neill'ın, hem de Hakan'ın oyun kurarken yaptıkları tercihlerin Servet'inkilere göre çok daha iyi olması, bu oyuncuların çok daha çabuk karar vermesi. Oyunu öne itmek konusunda da Hakan'ın Servet'e göre daha iyi olduğunu da ekleyelim. Kısacası bu görüntüde, yapılan Insua eklemesinin takımın defansif kurgusunu sağlamlaştıracağını, oynatılmak istenen oyunun defans oyuncularından beklenen tarafını da ilerleteceğini söylemek mümkün. Sabri'nin hücum gücüne nazaran yetersiz kalan Hakan'ın aksine, çıkışları dengeli, ayakları ve çabukluğu daha iyi olan Insua'nın hücum anlamında da katkısı büyük olacaktır; özellikle bu bölgede oynayacak olan Kewell ve Arda'nın etkinliği çok artacaktır. (Keita ve Sabri ikilisinin dengesi bu kanatta da oluşacak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın yerli kalitesinde hala ilerleme olmayışı şu an için en büyük problem. Kulübün kapısından giren oyuncunun ne zaman sakatlanacağına dair bahisler açılan bir ortamda, takımı taşıyacak oyuncuların Arda'yı saymazsak yine yabancı oluşu, belli bölgelerin hala kel kalışı ciddi anlamda problem. Ligin yabancıların seviyesi anlamında en üstteki kadrosunun asıl ihtiyacının iyi rotasyon yerlileri olacağını çok kez belirtmiştik ama, bu tipte oyuncular gelmediği gibi, Galatasaray'ın göbeğindeki çok ciddi problemler hala devam ediyor. Hatları bağlayacak, takımın dengesini sağlayacak oyuncu konumunda hala Ayhan ve Mustafa Sarp'tan başkası yok. Galatasaray'ın bu tip bir oyuncu alacağına kesin gözüyle bakıyordum ama, daha önce de belirttiğim gibi Misimovic tercihi geldi ve bu yapının değişeceğine bir sinyaldir umarım. Kupa sonrası, Galatasaray'ı zorlamayacak ekonomik koşullarda alınabilecek Michael Bradley, Gerrardo Torrado, ya da ileriye dönük girilebilecek bir risk olan Stephen Ireland tipinde bir oyuncu bu kadronun birincil ihtiyacıydı Lorik Cana transferi sonrası. Son günlerde adı geçen Annan'ın da kısmen de olsa bu işi yapabileceğini düşünsem de, satılık listesinde bulunan İtalyan Matteo Brighi de bu bölge için uygun bir tercih olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın son eklemelerle şekillenen kadrosunun, Skibbe dönemini de göz önüne alarak konuşacak olursak, oldukça dengeli bir 4-2-3-1 takımı olması muhtemeldir. Oynanma biçimi değişse de heyecanlı bir sistem değil bu yapı; arka tarafını sağlama alan yapılardan haz etmiyorum. Elano'nun takımda kalışı sonrası, oyuncu tercihlerinin ne olacağı üzerine konuşmalar yapabiliriz. Bana göre Ufuk-Sabri-Neill-Hakan-Insua hattı kağıda direk yazılır. Cana'nın defansın önündeki partneri için en uygun seçim yine Ayhan gibi görünüyor. Galatasaray'ın ön tarafı oldukça zengin. Arda-Misimovic-Elano-Baros tercih edilme ihtimalleri yüksek oyuncular; bu 3 oyuncunun birbirleri ile saha içinde yer değiştirerek oynama durumu Galatasaray'a ciddi bir zenginlik kazandırır. Kewell ve Pino hazır kıta bekleyenler olacaktır diyeceğim ama, sağlıklı Kewell'ın bir şekilde adını takıma yazdıracağını düşünüyorum; ciddi bir karmaşa var bu sol tarafta. 3 sezonda oynadığı maç sayısı ve sakatlıkları kafa karıştıran Pino'nun bu yılı kenardan gelerek, zaman zaman 11 oynayarak geçirmesi ve oynadığı maç sayısını yükseltmesi, devamlılık kazanmasında daha etkili olabilir. Sık sakatlanan oyuncularda sakatlanmadan, zaman zaman oynayıp zaman zaman bekleyerek geçirilen sezonlar fiziksel bir direnç kazandırır. Yeri gelmişken belirteyim; zamanında Pino için uzun bir yazı yazmıştım izlediğim 4 maçı üzerinden. Oyuncunun daha fazla maçını izledim aradan geçen sürede ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim; devamlılık ve sakatlık sorunu olmasa Galatasaray'da görmemizi engelleyecek yeteneklere ve çabukluğa sahip bir oyuncu Pino. Forvet için Kewell, Baros ve sakatlıktan dönecek Mehmet büyük aksilikler yaşanmazsa takıma Ocak ayını gösterir; dün akşam yapılan açıklamadan, devre arasında genç bir oyuncunun kadroya eklenmesi de muhtemel görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEI_rn235I/AAAAAAAABxw/8pfy2p8HDDU/s1600/insua.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 266px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEI_rn235I/AAAAAAAABxw/8pfy2p8HDDU/s400/insua.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512697309012877202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan travmatik günlerin ardından gelen Eskişehirspor galibiyeti, Arda'nın nispeten kendine gelmiş görüntüsü, milli takım arası, transferler ve sakatlıktan dönen oyuncular ile Rijkaard'ın nefes alması Galatasaray'ı hayata döndürdü. Zor bir fikstür ve kötü başlanan sezonda geç ivmelenmek ligi kazanmak adına önemli bana göre. Fenerbahçe maçına kadar Galatasaray'ın fikstürü kayıpsız geçmeye elverişli; birkaç hafta bireysel hareketlerle taşınacak takımın Ekim sonu gibi ritmini bulacağını düşünüyorum; tabii yukarıda saydığımız teknik kısımların çözüleceğini varsayarak. Olası bir dengesizlikte, devre arasında takımın orta sahasına takviye gelmesi olası ama, bu durum da Galatasaray'ı hücumda eksiltecektir yabancı hücumcuların çokluğu nedeniyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Takım dönüşünü merakla bekliyorum. Mehmet Batdal ve Çağlar dışında sakatı yok Galatasaray'ın, önümüzdeki 1 haftada bir aksilik olmayacağını varsayarsak. Rijkaard'ın nasıl bir diziliş, nasıl bir futbol mantığı benimseyeceğini, kimleri tercih edeceğini, Insua ve Misimovic'i merakla bekliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fotoğraflar:&lt;/span&gt; Galatasaray.org&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-5227785947051112288?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/5227785947051112288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=5227785947051112288&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5227785947051112288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/5227785947051112288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/09/galatasaray-2010-2011.html' title='Galatasaray 2010-2011'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/TIEJAH6BlII/AAAAAAAAByA/i-eEaH9SVrg/s72-c/arda-baros-rijkaard.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-478106680528980069</id><published>2010-08-31T04:26:00.003+03:00</published><updated>2010-08-31T04:37:20.492+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Emiliano Insua ve Zvjezdan Misimovic Galatasaray'da!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THxbdx75QLI/AAAAAAAABxo/CZ1rtb-dkZA/s1600/Liverpool%2Bv%2BAtletico%2BMadrid%2B9wRD8HLYMZrl.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 275px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THxbdx75QLI/AAAAAAAABxo/CZ1rtb-dkZA/s400/Liverpool%2Bv%2BAtletico%2BMadrid%2B9wRD8HLYMZrl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511380611173531826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THxbc1vfMaI/AAAAAAAABxg/DwE2RMym6lM/s1600/10_misimovic_0209_Kopie.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 285px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THxbc1vfMaI/AAAAAAAABxg/DwE2RMym6lM/s400/10_misimovic_0209_Kopie.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511380595015365026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazacak çok fazla şey var. Oyuncular hakkında uzun geyikler döndürmeye gerek yok; kaliteleri ortada. Insua'nın sözleşmesinin kiralık olduğu biliniyor; bağlanması Galatasaray günlerine bağlı. Yarın uzun muhabbetler çeviririz, başlığı atalım şimdilik. Bir oyuncu daha gelecek yarın büyük ihtimalle. Bekleyelim, görelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu transferlerin 1 ay önce, olmadı 15 gün önce bitmesi gerekirdi. Bunu unutmadan konuşmak gerekir. Galatasaray ligi süpürmek için yükleniyor. Neler olacağını bekleyelim ama, orta saha oyuncusu hala eksik... Yarına niyet artık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-478106680528980069?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/478106680528980069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=478106680528980069&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/478106680528980069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/478106680528980069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/08/emiliano-insua-ve-zvjezdan-misimovic.html' title='Emiliano Insua ve Zvjezdan Misimovic Galatasaray&apos;da!'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THxbdx75QLI/AAAAAAAABxo/CZ1rtb-dkZA/s72-c/Liverpool%2Bv%2BAtletico%2BMadrid%2B9wRD8HLYMZrl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3485988692407215521</id><published>2010-08-30T09:51:00.004+03:00</published><updated>2010-08-30T10:34:25.268+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güven Cem'/><title type='text'>Karabük: 1 - Beşiktaş:4</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/THte3mP741I/AAAAAAAAAU8/_diCS8ljpd4/s1600/karabukspor_1-4_besiktas_67636_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/THte3mP741I/AAAAAAAAAU8/_diCS8ljpd4/s400/karabukspor_1-4_besiktas_67636_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511102878271136594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş dün özellikle savunmasında hiç de iyi sinyaller vermediği bir maçı iyi bir skorla kazanmasını bildi. Schuster'in bu oyun planında ısrar etmesi durumunda veya savunma ağırlıklı tedbirlerin oturacağı haftaya kadar bu temposu ve heyecanı yüksek bol gollü maçlara hazırlıklı olmalı taraftar. Mustafa Denizli'yle geçen 1.5 sezonda takımın sağlam bir savunma yapıp, hücumda bireysel yeteneklerin eline bakmasına alışan Beşiktaş'lılar Schuster ile top hakimiyeti yüksek ve bol gollü bir futbol anlayışını elbette ki daha heyecan verici buluyor. Ancak bu sistemde geçen senelerin aksine bireysel yeteneklerin savunmada da ön plana çıkması gerekli, aksi takdirde gol atılamadığı zaman Belediye maçındaki gibi sonuçlar almaya çok müsait Beşiktaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabük karşısında Beşiktaş'ı ilk kez ligde canlı izleme şansı buldum bu sezon, o yüzden Buca ve Belediye maçlarıyla bir kıyas yapmam anlamsız, ancak kağıt üzerinde görünen o ki Belediye maçı Schuster'in anlamsız rotasyon ısrarıyla kaybedilmiş. Daha önceki Avrupa Ligi eleme maçlarında yazmıştık, ligde tek önliberolu sistem felaket getirir diye, neyseki Schuster yanlışlarda ısrar eden bir yapıda değil. Oyuna geçmeden dün ki maçın televizyondan gördüğüm kadarıyla son derece dostça geçtiğini söyleyebilirim, Karabük taraftarı ile Beşiktaş taraftarının arasında bir sinerji var, umarım bu dostluk önümüzdeki yıllarda da pekişir, taraftarı, takımı ve futbol anlayışı ile Süper Lig'e renk katan bir takım oldu Karabük şimdiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş sahaya yine birkaç süprizle çıktı dün, sağ kanatta Tabata, forvette ise Nobre'nin isimleri okunduğunda herkes şaşırmıştı ancak neyseki bu ikili kendileri adına günü kurtarmayı başardılar. Orta saha kurgusu Aurelio rotasyonu haricinde bozulmamalı, bu maçta her ne kadar ara ara aksasalar da Ernst-Necip ikilisi hem Guti'nin daha önde topla buluşmasını sağlıyor hem de oyunu ellerinden geldiğince iki yönlü oynuyorlar. Daha önceki maçlarda savunma dörtlüsünü bir türlü oturtamayan Beşiktaş'ta maç öncesi en büyük endişe elbette ki Emenike'ydi. Bu oyun sisteminde ve bu tarz savunma oyuncularıyla karşılaşmayı en son isteyeceğiniz forvet tipi Emenike; hem güçlü hem hızlı hem de topa iyi vuruyor. Ağır Zapo ve sakatlıktan yeni çıkmış Toraman maçın başından beri Emenike karşısında çok zorlandı, Karabük orta sahadan bir oyuncuyu daha Emenike'nin yanına sokabilse belki daha farklı konuşurduk şimdi. Toraman'ın goldeki hatası ve maç boyunca savruk ve tutuk görünümünü sakatlıktan yeni çıkmasına yoralım, yabancı sınırından dolayı tandemde bir Türk oyuncunun bulunması çok önemli zira. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın golden sonra temposunu bozmayarak oyunun hakimiyetini eline alması ve sabırla hücum etmesi iyi noktalardan. İlk golün çok fazla gecikmemesi de maçın kaderini belirledi diyebiliriz. Duran topların usta ismi, Başkan'ın yeğeni Tabata takımın Tello'dan sonra yeni kornercisi gibi duruyor. Geçen sezonlarda ligin en çok korner kullanan takımı olup, kornerleri sürekli harcayan Beşiktaş'ın daha şimdiden Helsinki maçıyla beraber kornerden 2 gol bulması olumlu. Necip'in ön direkte yükselip arkaya topu aşırması ve Nobre'nin dokunuşu belli ki çalışılmış bir organizasyon. 1-1'den sonra maç yine Beşiktaş'ın hakimiyetinde giderken faulle karışık gelen ikinci duran top organizasyonunda Nobre eski günlerinden sinyaller verdi, bu adamın gol atması için yaratılması gereken ortamlar belli, bunun yapıldığı anlarda Nobre aldığı paranın hakkını daha fazla vermeye başlar. İkinci goldeki faul konusuna bir parantez açalım, evet Nobre Deumi'yi omuzundan çekiyor ama Deumi de kendisini o kadar inandırıcılktan uzak bir şekilde bırakıyor ki insanın içinden faul vermek gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci golden sonra Beşiktaş Quaresma ile soldan rakibi delmeye çalıştı, biraz da Tabata'nın sağ kanattan sürekli içerilere kaçması Beşiktaş'ı tek kanat üzerinden oynamaya mahkum etti ve tüm yük yine Q7'ye bindi. Hücumda tutukluk yaşanan bu dakikalarda Karabük ilk yarı sonuna kadar oyuna hakim oldu. Dün göze çarpan bir başka zayıf halka ise Beşiktaş'ın bekleriydi. Ekrem'in tutukluğunu maç eksiğine ve geçirdiği sakatlığa vermek gerekir, zamanla düzelecektir ancak yine de savunmasını biraz daha geliştirmesi lazım. İbrahim Üzülmez'in ise artık bu rotasyonda %40 oranında yer alması gerekiyor, zira artık İbrahim'in yorulduğu ve hücuma destek olamadığı gün gibi aşikar, hücuma çıktığında ise birçok pozisyonda geri dönemedi ve zaten ayarı bozuk olan savunmayı iyice güç durumda bıraktı. İlk yarıya ait son bir not ise hücumda Guti'nin ciddiyetsizce yaptığı pas hatalarıydı, bunu zemine bağlamak geçiyor içimden zira sonra kendisini toparladı Guti. Süper Lig'i Katar sanıp yan gelip yatarak oynayacak bir adam değil Guti, işine ve Beşiktaş'a saygı duyduğu açık ancak yine de biraz daha dikkatli olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarıyı kazasız belasız kapatan Beşiktaş neyse ki ikinci yarı oyunun kontrolünü tekrardan eline aldı. Gerek rakip sahada oynama isteği gerekse sürekli topun kendisinde kalmasını istemesi ve sabırla top çevirişi Beşiktaş'ı Ancelotti'nin Chelsea'sine benzetmemi sağladı. Tabii savunma hattını bu benzetmenin dışında tutmak lazım. Karabük'ün biraz daha açık oynaması ile Quaresma'nın farkını ortaya koyması doğru orantılı bir şekilde ortaya çıktı. Top ayağına her değdiğinde kalitesini hissettiriyor Quaresma. Penaltı pozisyonunda klasik bir deyişle "aldırdı" penaltıyı Quaresma, pozisyon tartışılabilir ancak o kadar kişinin arasına girişi ve cesareti Portekizli ile Beşiktaş'ın birbirini yıllardır arayan iki sevgili gibi olduğunu bir kez daha gösterdi. Penaltıyı Guti'nin atması ayrı bir güzellik, geçen senelerde başta Bobo olmak üzere önemli penaltılar kaçırdı Beşiktaş, bu yüzden Guti gibi bir tecrübenin bu görevi üstlenmesi sevindirici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.golden sonra direnci düşen Karabük'ün hata yapması olasıydı ve öyle de oldu. Dördüncü golde Quaresma'nın topu alışı, sürüşü, çalımı ve bitirişi PES oynayanlara duygu dolu anlar yaşattı adeta, Beşiktaş'ta o golü atabilecek başka bir adam yok maalesef, ne Nihat ne de Holosko'nun o pozisyonu gole çevirebileceklerini düşünmüyorum. Bu dakikadan sonra oyunu rolantiye alıp maçı bitirdi Beşiktaş. Teknik olarak Schuster ile ilgili bir başka tespit ise oyuncu değişikliklerinin çok geç gelmesi, Mustafa Denizli'yi bu konuda hep eleştirmiştik ama Schuster şu ana kadar Denizli'yi aratıyor bu konuda. Tabata - Holosko, Nobre-Bobo değişiklikleri çok daha erken gelebilirdi, zira Tabata 1.5 asist yaptığı bu maçta sağ kanadı hemen hemen hiç kullanmayarak Beşiktaş'ı tek kanatla uçmaya zorladı, hem de içeride Nobre varken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak takım savunmasına dair ileriye yönelik değerlendirmeler yapmak dün Schuster'in açıklamalarından sonra bize düşmez, hataları gayet net bir şekilde tespit edip düzeltmeye çalışacaklarını söyledi Alman Hoca. Bu sorunlar çözüldüğünde ve forvet rotasyonuna Emenike gibi oyunu dikine oynayabilen ve top sürme yeteneği iyi olan bir oyuncu geldiğinde Beşiktaş hem izleyenlere keyif veren hem de kazanan bir takım olur. Bu takım ligdeki her rakibine gol atabilecek kalitede, yeter ki attığından daha az yesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/THte8KdWcdI/AAAAAAAAAVE/FP7G_wfqsOI/s1600/karabukspor_1-4_besiktas_6ec5f_400.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/THte8KdWcdI/AAAAAAAAAVE/FP7G_wfqsOI/s400/karabukspor_1-4_besiktas_6ec5f_400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511102956710556114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapanıştan önce Karabük'ü de tebrik edelim; oyunu çirkinleştirmeden oynayıp birçok da pozisyon buldular. İtirazlarında kendi açılarından haklı olmalarına rağmen tribündeki taraftar ne hakeme ne de Beşiktaş'a küfretti maç boyunca, üstüne takımlarını alkışladılar, performanslarından dolayı. Adeta EPL taraftarı tadında destekliyor takımını Karabük halkı, umarım bir an önce stadlarındaki tadilat biter ve daha renkli görüntüler oluştururlar. Cernat ve Emenike gibi oyuncularıyla bu lige renk getirdi Karabük, bu performanslarını sürdürürlerse ligde kalmaları süpriz olmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-3485988692407215521?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/3485988692407215521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=3485988692407215521&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3485988692407215521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/3485988692407215521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/08/karabuk-1-besiktas4.html' title='Karabük: 1 - Beşiktaş:4'/><author><name>Güven</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06323808921063952703</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_CdKx8d0dmnQ/THte3mP741I/AAAAAAAAAU8/_diCS8ljpd4/s72-c/karabukspor_1-4_besiktas_67636_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-1482707064373636173</id><published>2010-08-30T01:10:00.004+03:00</published><updated>2010-08-30T03:49:50.791+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Es-Es 1-3 Galatasaray &amp; Uyanış...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THrbRX7LKyI/AAAAAAAABxY/zUk7bsrtZG0/s1600/eses.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 386px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THrbRX7LKyI/AAAAAAAABxY/zUk7bsrtZG0/s400/eses.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510958185567693602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güven yoksunu, morali yerlerde, gruplaşmış, her kademesi tartışılan, darmadağın olmuş bir takım. Hafta içinde, organizasyonu daha iyi fakat kalitesi eksik, 10 kişi kalmış bir takıma karşın yaşanan travmatik son. 14 aydır alınacak orta saha oyuncularının hala ortalarda olmadığı, gelenlerin sakat ya da yetersiz olduğu, bir garip ortam. Galatasaray 2 senedir kazanamadığı Eskişehir'e bundan daha kötü bir durumda gelemezdi herhalde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç önü... Uzun telefon trafiği sonrası maça İstanbul'dan gelmeye karar veren Target Striker blogunun sahibi Kutay'ı almaya gittiğim andan, onu stadyuma bıraktığım ana kadar konu Galatasaray. Maçın ne olacağına dair fikirlerden ziyade, takımın neden bu durumda olduğu konusunda yapılan beyin fırtınaları, kısa da olsa bir Eskişehir turu ve kırmızı siyah bir şehir. Açıkçası maç öncesi beraberliğin dahi takımın soluk almasını sağlayacağı fikri üzerinde anlaştık ama, "böyle travmalardan gelenekler bozularak çıkılır" söylemi de kafamızın bir köşesinde yer etti. Stadyum civarından eve dönerken, maça gitmek istediğimi farkettim ama, kişisel işlerim nedeniyle eve döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küçük maç önü anektodundan sonra maça bir girizgah yapalım. Mayıs ayında Rıza Hoca ile görüştüğümüzde Ivesa'yı sormuştuk ve söylediği şuydu: "Ortalama üstü bir kaleci ama, senede 3-4 maç yakar, 3-4 maçı da tek başına alır". Sanırım Ivesa'nın bu yıl Galatasaray'ı seçmesi, Galatasaray'ın içinde bulunduğu durum düşünülecek olursa, oldukça manidar. Mevcut psikolojik durum içinde, maça böyle piyango bir gol ile başlamak paha biçilemez. Golde Elano'ya ayrı bir parantez açalım; aksiyonların devamlılığı ile ilgili önemli bir örnektir bu. Yetişemeyecek dahi olsanız başladığınız koşuyu tamamlamanızın gerekliliğini, getirisini iyi anlatan pozisyonlardan biri oldu. Eskişehir'in ilk iki oynadığı maça göre oldukça dağınık görüntüsü ve Galatasaray'ın baskı yemeden kurduğu, önceki maçlara göre oldukça iyi pas trafiği, açık bir biçimde Eskişehir baskısını kesti. 30'dan sonra Eskişehir'in oyunu biraz öne itmesi, Elano'nun hazır olmayışı ve Arda-Baros ikilisinin silik ilk yarı performansı takımın oyunu öne atamayışının sebebi. Yine uyduruk gol yeme hastalığı nüksetti sonrasında. Duran top dönüşü atılan ters topta, Baros'un Tello'ya yaptığı yalandan baskı golün birinci sebebi. Oldukça zor bir top olmasına rağmen, Ufuk bu toplarda dikkatli olmayı öğrenecektir. Devrenin sonuna kadar, normal oyun planına dönen Eskişehir karşısında Galatasaray'ın güzel bir görüntü verdiği 39-41 arası var. Baskı olmayışının yanında, sık alan değiştirmenin de getirisi olarak çok iyi bir pas trafiği oluşturuldu, sonuca gidemeseler de. İlk yarıda maçı koparabilecek 2 pozisyonun birini kalkan ofsayt bayrağı, diğerini ise Barış'ın kahraman olma gayretim baltaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarı öncesi beklentim yine Elano ile başlanması, 10-15 dakika sonra da Aydın ile değiştirilmesiydi ama Rijkaard bu hamleyi öne çekti. Orta üçlünün defans ile yakın oyunu rakibin etkinliğini azaltırken, yavaş dahi olsa Galatasaray'ı kolay bir biçimde rakip yarı sahaya yerleştirdi. Açıkçası ilk yarıdaki çekingen oyunun aksine, Arda'nın da devreye girişi ile daha güvenli bir biçimde yüklenmeye başladı Galatasaray.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 10 dakikası yine panik halinde geçen ve Lucas Neill'ın uzun zaman sonra dökük oyunu  ile birleşen bu bölümden sonra Galatasaray'ın 55-80 arası gösterdiği performans sezonun en iyisi bana göre. Önceki maçların tamamında eleştirdiğimiz hareketsizlik, yardımlaşma ve basit oyun problemlerinin tamamının aşıldığı bu dönemde hem 2 gol bulundu, hem de çok net 2 pozisyon kaçtı. Önceki 2 haftaya göre oldukça kötü görünen Eskişehir'in gardını da, yüklenmelerine izin vermeden bulunan 3.gol yıktı. Bu gol sonrası dahi, son 10 dakikadaki psikolojik çekilmeyi saymazsak, rakibi sürekli önde karşılayan ve takım boyunu kısaltan Galatasaray'da oyuncuların seviyesinin de abartılacak derecede kötü olmadığını gördük. Tekrarlıyoruz; futbol basit bir oyun. Hareket ve yerleşim. Bunları doğru yaptığınız vakit, istemdışı gelişiyor bazı şeyler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufuk Ceylan'ın yerinde olsam her gün geri pas çalışması yaparım. Diğer açıklarını zamanla kapatabilecek bir görüntüsü var. Daha önemlisi oyunu takip ediyor ve kaleden çıkış zamanlamaları vasatın oldukça üzerinde. Zaten bu durum Neill ve Servet'i oldukça rahatlatmış. Ali Turan'ın rezil sağ bek performanslarına bir yenisini eklediği akşamda (kendisine stobek adını takmayı uygun gördüm; oynadığı pozisyon ne bek ne stoper çünkü) Serkan Kurtuluş'un ters kanatta gösterdiği performans dikkat çekici. İlk yarı Elano yardımı alan Serkan'ın, ikinci yarı çıkana kadar Arda ve Ayhan'ın yardımı ile oradan ciddi bir atak gelmesini engellemesi keyif verici. Bunda Sezer'i oraya çekmeyen, oyunu onun tarafına yıkmak yerine inatla defolu gördüğü Ali Turan'ın üzerine yıkması Rıza Çalımbay yanlışı; zira ciğersiz Barış'ın geri koşularda problem yaşamaması ve Mustafa Sarp'ın etkisiz dahi olsa alan presi burayı Tello'ya kapattı. İkinci yarıdaki performansı ile Arda maçın yıldızı. Aydın yine iyi sinyaller vermeye başladı; hayırlısı diyelim. Evlilik yaramış olsun. Neill vasat, Servet ortalamasının üzerinde, Barış dikkat çekici, Ayhan geçen 6 maça göre kötü, Mustafa Sarp yine gölge oyuncu konumundaydı. Açıkçası Galatasaray'ın kendi seviyesinde oynamadığı bir maçta birkaç kıpırdanma ile, yine kötü oynayan Eskişehir'i geçmesi önemli bir eşikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir'in zamana ve huzura ihtiyacı var. Takım içinde olan bitenler pek hoş değil. Batuhan, Jaycee, Tello gibi oyuncular hakkında çıkan haberler tatsız. Fiziken iyi durumda olmalarına rağmen, geçen yıllarda olduğu gibi, yine toplu oyunda kötüler. Ayakları iyi oyuncuları var ve topa daha çok sahip olmalılar. Ancak genel görüntüleri, çok temel hücum setlerine bile sahip olamadıkları şeklinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray ligin 3.maçında galibiyete ulaştı ama, bana göre önceki 2 maçta da sonuçlar bu şekilde olabilirdi. Maçların kırılma anlarında gereken hamleler gelmemişti geçen sefer. Bu sefer ikinci yarıda oyundan düşmediler. Fizik olarak nispeten yukarı çıkıyorlar. Salı gününe kadar bir kamyon adam gelmesi gündemde. Birileri gelecek ve nispeten takımın seviyesini yukarı çıkaracak. Ancak Galatasaray'ın asıl ihtiyacı daha önce de belirttiğimiz gibi huzur. Biraz sakin olmak gerekli bu dakikadan sonra. Milli takım arası da yaraları sarmak anlamında etkili olacaktır. Bana kalırsa, Avrupa'dan elenmiş Galatasaray sezonun kalan bölümünde, haftanın bazı günlerinde çift idman yaparak eksiklerini daha hızlı giderebilir, yenilerin gelişi ile oluşacak kadro kaosunu da en hızlı biçimde halledebilir. Salı gününe kadar hareketli olacak ortalık. İsim vermeyelim artık; gelecekler üzerinden nasıl bir yapı oluşacağına dair boyumuzdan büyük laflar ederiz uzun uzun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-1482707064373636173?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/1482707064373636173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=1482707064373636173&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1482707064373636173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/1482707064373636173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/08/es-es-1-3-galatasaray-uyans.html' title='Es-Es 1-3 Galatasaray &amp; Uyanış...'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THrbRX7LKyI/AAAAAAAABxY/zUk7bsrtZG0/s72-c/eses.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-6701414267190375525</id><published>2010-08-27T01:34:00.001+03:00</published><updated>2010-08-27T01:39:00.394+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='UEFA Avrupa Ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Yürüyedur!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THbs88y76hI/AAAAAAAABxQ/bow7RvZlvnE/s1600/rijkaard.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THbs88y76hI/AAAAAAAABxQ/bow7RvZlvnE/s400/rijkaard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509851725990455826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adamsın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-6701414267190375525?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/6701414267190375525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=6701414267190375525&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6701414267190375525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/6701414267190375525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/08/yuruyedur.html' title='Yürüyedur!'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THbs88y76hI/AAAAAAAABxQ/bow7RvZlvnE/s72-c/rijkaard.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-4655392831391799630</id><published>2010-08-24T11:25:00.004+03:00</published><updated>2010-08-24T11:44:50.213+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Top 5'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Musiki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>24 Ağustos 2010 Top 5</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THOCqQRR2SI/AAAAAAAABw4/YRPCWSS8R4g/s1600/REM_0066-2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 260px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THOCqQRR2SI/AAAAAAAABw4/YRPCWSS8R4g/s400/REM_0066-2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508890431637805346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;En son seyirci performanslarında bırakmışız Top 5 başlığını. Aradan geçen sürede birçok yeni isimle tanıştık, birçok yeni şey ekledik arşive ama, 1 haftadır lise yıllarıma döndüm, R.E.M dinliyorum. Losing My Religion değil aman diyeyim! Zaten onlarla tanışmam da bu klişe ile olmuştur; geçen yüzyılın en iyi 100 şarkısı arasına aldıkları, herkesin bildiği ve sevdiği bu şarkıyı oldum olası sevmedim ve R.E.M dinlemeye başlamam bundandır. Kesinlikle bundan daha iyi şarkıları olduğuna inandım bu adamların. Beklediğim gibi de oldu. Çoğu insan için Losing My Religion'dan ibaret olan bu grubun harika bir sürü iyi şarkısı var da, ben son 1 haftadır en çok dinlediğim beşi buraya yazayım istedim. Birkaç aydır ara verdiğimiz grup incelemelerinde de onlara geri döneriz, en iyi albümlerini, en iyi şarkılarını tekrar yazarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;R.E.M imzalı bu haftanın Top 5'i şu şekilde:&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Man On The Moon&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bad Day&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Imıtation Of Life&lt;/li&gt;&lt;li&gt;It's The End Of The World As We Know It&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;All The Way To Reno&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Daha  önce hiç R.E.M dinlemediyseniz ve başlamayı düşünüyorsanız "Up" albümünü şiddetle tavsiye ederim; iyi bir başlangıç olabilir. Cliff Burton, Kurt Cobain gibi isimlerin en sevdiği gruplar arasında yer alan bu güze adamlara bir şans vermenizi öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grooveshark'ta sizin için bu Top 5'i oluşturdum; dileyenler &lt;a href="http://listen.grooveshark.com/#/playlist/R+E+M+Top+5/34305672"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;buradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ulaşabilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3557605934378717606-4655392831391799630?l=mcanmutlu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/feeds/4655392831391799630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3557605934378717606&amp;postID=4655392831391799630&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4655392831391799630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3557605934378717606/posts/default/4655392831391799630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mcanmutlu.blogspot.com/2010/08/24-agustos-2010-top-5.html' title='24 Ağustos 2010 Top 5'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12336010127701473876</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/StpGJEetUSI/AAAAAAAAApY/fwcOJHl5YTY/S220/cat_maths.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THOCqQRR2SI/AAAAAAAABw4/YRPCWSS8R4g/s72-c/REM_0066-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3557605934378717606.post-3905769241087554434</id><published>2010-08-22T23:35:00.004+03:00</published><updated>2010-08-23T01:08:16.256+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süper Lig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayak Topu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can'/><title type='text'>Galatasaray 0-2 Bursaspor &amp; Depresyon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THGNUrCr2vI/AAAAAAAABww/rE6oQTqcqjM/s1600/arda+turan.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 254px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9UcfKC9kNJU/THGNUrCr2vI/AAAAAAAABww/rE6oQTqcqjM/s400/arda+turan.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508339205541714674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Neden böyle oluyor?" Soru bu. Cevap? Mutluluk ve mutsuzluk kavramları hayatın dinamikleridir ve çoğunlukla bir "üst üste gelme" durumu söz konusudur. Dönecek bir köşeden, aşılacak bir eşikten dem vururuz sürekli. Albert Camus'nün hayata dair öğrendiği şeyler, yeşil sahanın gerçekleridir ve olay aslında sayılardan, sistemlerden, taktikten daha ötedir. Travmaların etkisi bilgisayar oyunlarının yapay zekalarında bile mevcutken, gerçeklemesinin görüntüleri de 2 haftadır Galatasaray maçlarında. Bir futbol takımının futbol içi dinamiklerinin tamamı; yönetimi, futbolcusu, taraftarı ve ekonomisi gerçek anlamda bir kaosun içerisindeyken ve kamplaşmalar, güvensizlik bir üçgen ya da beşgen konumunu aldıysa başarısızlık kaçınılmazdır. Ortadaki sorunları çözmek adına yapılacak her hamlenin çatlak ses çıkaracağı bir ortam. Yönetim taraftarları, Rijkaard taraftarları, futbolcu taraftarları, transfer taraftarları ve Galatasaray taraftarları. Rijkaard. Neeskens. Arda Turan, Ayhan Akman, Mustafa Sarp, Harry Kewell, Aykut Erçetin, Emre Çolak, vs. ... Adnan Polat. Adnan Sezgin. Geçen yıl Kasım ayında Galatasaray'ın saha içi hatları kopmuştu. Bugünse dış dünyada hatlar koptu. Yapılacak hamlede birileri harcanacak ama kimse mutlu olmayacak. Sonuç? Çözüm? Sevgi... Başka hiçbir şey değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yenilen gole kadar maçın görüntüsü Galatasaray'ın araya bir tane sıkıştırıp, maçı Baros üzerinden kurgulayacağı şeklindeydi. Oyun etkinliği açısından zayıf, hakimiyeti açısından oldukça iyi başladı maça. Ayhan-Barış-Sarp göbeği üretkenliği düşük olmasına rağmen, Karpaty maçındaki süpürücülüğü ile oyunu karşı yarı sahada tutmaya yetti. Takımın temel sıkıntılarını yazdık çok kez ve tekrarlamak can sıkıcı artık. Oyunun boyu, oyuncuların hareketsizliği falan filan. Çok tekrarladık bunları. Buradaki mesele gün içerisinde yazdığımız yazıdır aslen. Geçen yıl, Fenerbahçe maçına kadar geçen süreçte, saha içerisindeki her hareketi programlı olan, isteği üzt düzeyde olan futbolcular, saha içerisinde pası verdikten sonra rakibin arkasına geçiyorlar. Mesele yeterlilik, futbol aklı ya da teknik değildir; mesele istektir, verilen görevi yerine getirme gayretidir. Baros'un orta sahaya çıkarak takımın boyunu kısalttığı dakikalarda yapılan klasik içeri-dışarı oyunu taca giden paslar ile kesilse de genel görüntü umut vericiydi ilk yarı boyunca. Bu isteksizliğin getirisi ise yenen gol. Takımda oyuncular, top kendilerinin olduğu yeri geçince oyunla ilgilenmiyorlar. Aksiyonların bütünlüğü çok önemli. Hücum hareketlerinde sonuçsuz kalsa dahi her hareketi tamamlayan Bursa'nın sık olmasa da ileri çıktığı her anda tehlikeli olmasının nedeni de bu. Bir tarafta hareket eden, bir tarafta duran bir takım var. Bir başka eksik ise duran top. Geçen sene özellikle çalışan takımın, son 6-7 ayda bu konuda çok gerilemesi enteresan. Kornerde altıpas üzerinde beklenmesi yıllardır süre gelen bir durum. Aksiyon bu bölümde de gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilen golde yaptırılan orta ve ceza sahasına doluşmayan oyuncular önemli. Gol sonrası ise psikoloji rezil. 15 dakika amaçsız dolanan takımı ayağa kaldıranın Harry Kewell oluşu da enteresan değil. Kewell ve Baros dışında kalanların profesyonellikten uzak duruşları göz önüne alındığında normal bu durum. Ancak kimseye kızmasam da bugün Arda'ya kızacağım. Sağ kenardaki verimsizliğini anlarım ama çabalamayışını anlamam. Benim kaptanım herkesten önce gitmeli oraya. Bu durumun nedenlerini de hemen alttaki yazıda sorguladık zaten. Maçın genelindeki Galatasaray kötü değildi; hatta sezonun en iyi futbolunu oynadı desek doğru olur. Korner karambollerinin yanı sıra, 2-3 organize atak ve do
